Tek bir adım...

'Binlerce mil sürecek bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır...' LAO TSU
'Binlerce mil sürecek bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır...' LAO TSU

Sözün doğruluğuna inanıyorsanız eğer, her başlangıcın cesaret istediğini unutmayınız...

Yine bir şeyi daha unutmayınız ki, cesur olanlar kazanır...

Sevgiyle...

ADIMI KÜÇÜK HARFLE SÖYLE

Adımı küçük harfle söyle
kimseler duymasın...
sevdamıza göz koyan olur

nazarına gelmeyelim
sevdasızların
iki dudak arası...

bakış bakış olsun da
içimize aksın
hayra yoralım
aşkın düşünü...

unutma
adımı küçük harfle söyle
kulağıma fısılda emi...

Ayşe TURAL

AİLENİZLE OLMAK...

Aile kavramı gitgide küçülse de şükürler olsun ki, Kıbrıs'ta ve benim aile çevremde hala tüm zenginliğiyle sürüyor...

Yaşam denizinde çalkalansak da durulsak da her zaman birbirimize ihtiyacımız var... Anneler, babalar, kardeşler...

Biz aile olarak, fırsat buldukça çocuklarımızı, hatta torunlarımızı bir araya getirmekten keyif alıyoruz. İnanın torunların oyun çığlıkları hatta küsmeleri bile mutluluk veriyor insana...

Sanırım yaşamda aslolan en büyük değer, sahip olduklarınızın ve zaman zaman da olsa yanınızda olabilen yakınlarınızın varlığı... Değerini bilin...

Bir gün / apansız / ayrılırlarsa aranızdan, keşkeleriniz kalmasın geriye...
Saygıyla efendim...





NİLÜFER BEYAZI

yüreğimin
nilüfer beyazına
dokundur
dudaklarını...

sana adasam
göçebe akşamlarımı...

birlikte
koşar mı
nefes nefese
atlarımız...

Ayşe TURAL

BEN BUYUM...
' Ben Buyum...' demek insanı olduğu yerde saydırır. Gelişme olmaz. Bir kısır döngüde kalakalırsınız...

Bu söz, sizin kendinizden, davranışlarınızdan hoşnut olduğunuzu gösterir. Değişmek istemezsiniz; hatta değişme gereği bile duymazsınız. O zaman da bostanda, gözleri kapalı dönen dolap beygirlerinden ne farkınız kalır?

Çalım atarsınız ilişkilerinizde... Ben buyum... Kendini beğenmişlik diz boyu... Burnunuz bir karış havada...

Bu mu iletişim? Bu mu sevgi alışverişi? Geçiniz efendim... Siz kendinizi ne zannediyorsunuz kuzum? Dünyanın ekseni sizmişsiniz gibi ne bu havalar? Unutmayın, bir gün yalnız kalacaksınız, hem de yapayalnız ... O gün pek de uzak görünmüyor...

İnsan neden böyle düşünür ki? Bence başkalarına duyduğu güvensizlikten... Güvensizlik KORKU demektir... Korku da içine kapanmak, etrafına kalın bir kabuk örmek, yüksek duvarlarla etrafını çevirmek demektir...

Hazır olun o zaman herkesten ve her şeyden soyutlanıp yaşayacaksınız... Ruhsuz ve renksiz dünyanız sizin olsun... Teşekkürler ben almayayım...

HOŞÇAKALIN...

BEN SEVGİ ORMANIMA UÇABİLİR MİYİM?

ORADA SEVGİNİN DEĞERİNİ ANLAYANLAR BENİ BEKLİYOR...

SEVİNCİN KIYISINDA

papatya saçlarını
uzatıversene maviliklere...

hüzne uyanmak zamanı değil şimdi...

SEN
susarken bile gülücüklere
kırlangıç telaşlarını bir yana bırak...

ideolojik kırılmalardan
kaçalım sevdanın saçaklarına...

AŞK
keşfedilmeyi beklerken
gözlerim kıyılarına vurmuş
içimde sessizce büyüyorsun...

Ayşe TURAL

BİR KENTİ YAŞAMAK…

Yaşadığım yerleri hep sevmişimdir. Bilirim ki, bir yeri sevmekle başlar her şey… Sevdiniz mi gerisi tamam… İnsanını, sokağını, ağacını hatta çöpünü bile seversiniz o zaman…

SEVMEK KOŞULSUZDUR çünkü … Koşulladığınız anda sevgi, çıkara dayanır veeee gitgide azalır…

Bir kenti yaşamak kısa bir zaman dilimine sığmaz elbette…
Havasını koklayacaksınız…
Suyunu içeceksiniz… Hem de kana kana…
Sonra mı?
Sonra sokaklarını arşınlayacaksınız…
Sıcağında, yağmurunda çamurunda…

GÖZLERİNİN MERHABASI

bir akşam
gözlerinin merhabasında
buluşuverdik ansızın...

yüreğimiz
mis gibi bir kahve molasında
hatırına
tüm kırk yılların...

ya da birlikte çıkılan
uzun ve ışıklı bir yolun
yasemin kokan başlangıcında...

Ayşe TURAL

ALIŞKANLIKLARIMIZ...
Montaigne, bir denemesinde çok hoş bir öykü anlatır... ' Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş. Sonra bunu adet haline getirmiş. Her gün danayı kucağına alıp taşırmış. Buna o kadar alışmış ki, dana büyüyüp öküz olunca bile, onu kucağında taşıyabilmiş.'

Alışkanlıklarımız tıpkı öyküdeki gibi, farkına varmazsak eğer körü körüne bir ömür kucağımızda taşıdığımız gereksiz yüklerdir... Günlük yaşamımızda , alışkanlık haline getirdiğimiz nice davranış biçimlerimiz vardır, kim bilir?

İyi alışkanlıklara sözümüz yok elbette: Temizlik, düzen, güzel davranışlar, zamanı iyi kullanma... Ancak kötü alışkanlıklarımızı fark edip bırakmayı deneyebiliriz... Her türlü alışkanlık, küçük yaşta ediniliyor; büyüdükçe de bizimle büyüyor... En önemlisi de biz, bunları çevremizdeki büyüklerden öğreniyoruz.

' Rahatça yalan söyleyen bir baba, oğlu yalan söylediğinde küplere biniyor... Doğruluk nutukları atanlar, iş başa düşünce kolayca AK'a KARA diyebiliyor, utanmadan... Sonra sonra daha büyükleri devreye giriyor... Hırsızlık, yolsuzluk, her türlü yasa dışı işler... Batağa saplandıkça da bir türlü çıkılmıyor... YALANLAR YENİ YALANLARI DOĞURUYOR ÇÜNKÜ...'

Gelin önce kendimize, sonra da çevremize DÜRÜST olmaya çalışalım... çocuklarımızın hatırına...

KÜÇÜĞÜM

Uzat ellerini küçüğüm
Sarıl umutlara
Avuçlarına sığmasa da hayallerin
Adımlarını sağlam bas toprağa
Ondan fışkırır hayat, bil...

Ayakta durmalısın
Rüzgara, fırtınaya aldırmadan
Öyle güçlü olmalı ki kolların
Sarılınca yaşama
Kimse koparamasın seni
Ulaşmak istediğin hedeflerinden...

Ayşe TURAL

DEVİR NE KADAR DEĞİŞTİ...

İnsan denilen o çok akıllı yaratık, artık manevi değerleri önemsemiyor . Dini imanı para, mevki...

Hep daha az çalışıp kolay yoldan para kazanma derdinde ne yazık ki! Çıkarı yoksa size selam bile vermiyor. Neyse ki toplumda iyiler de var...

İnsani değerlere önem veren, saygı, dayanışma, yardımlaşma, dürüstlük, sözünde durma, iyilik yapma gibi erdemleri ailesinden, çevresinden öğrenmiş, bunları onurla taşıyan insanlar da var...

Neyse ki varlar da yüreğimize su serpiyorlar. Yoksa işimiz duman...

YALAN
önce
yalanı duydum
sonra
yalan söylediler
şimdi
ben de YALANCI oldum...

(Ayşe Tural, Sevgileri Yarına Bırakma s. 85)

HAYATTAN KAYTARMAK...

İnsanlar, kendilerine ait sorumlulukları yerine getirmemek için ellerinden geleni yapıyorlarsa, özellikle işten kaçıyorlarsa, ben ona KAYTARMA diyorum...

Bu alana girenlere sizlerle şöyle bir göz atalım:

Ödevini yapmayan öğrenciler, çöpünü yere atıp çevresini kirletenler, üniversite 4 yılken onu 7 yıla çıkaranlar...

Evlenmeyi bilen, çocuk yapan ama sonra da çocuklarıyla ilgilenmeyenler...
Durmadan iş değiştirip dikiş tutturamayanlar...
Neredeyse orta yaşı bulduğu halde ailesinden para yiyenler...

Ortalıkta dolaşıp kadın parası yemeye çalışanlar...
Her fırsatta yemeğe çıkıp arkadaşına ödetenler...
İş yerindeki sorumluluklarını hep birilerinin üstüne yıkmaya çalışanlar...

Daha devam edeyim mi? Yoksa sizler sıralamaya başladınız mı bile...

Yaşam asalak olarak yaşayan tipleri bir ÇÖP olarak görür, zamanı gelince halkanın dışına atar....

Sevgiyle kalın...

SEBEBİ VAR

ben
seni seviyorsam
düşünüyorsam
özlüyorsam
bunun bir sebebi var...

ay ışıklım
düşünce sarmaşığım...

ruhumu
erguvana boyuyor
bakışların...

Ayşe TURAL

' BEN HER ŞEYİ BİLİRİM' EDASI...

Yaşamınızda bu türle sık sık karşılamışsınızdır. Hem akıl sorarlar hem de yine bildiğini okurlar... Eğer soruyorsan en azından bazı düşüncelere katılır ve uygularsın... Her şeyi bildiğine inanıyorsan o zaman sormayacaksın kardeşim...

Öğretmek söz konusu olduğunda, hemen öğretmenler (ve tabi ki kendim) aklıma gelir. Bu sıkıntıları en çok öğretmenler yaşamıştır inanın. Öğrenmek istemeyen, bu konuda ayak direyen, inat eden, sabit fikirlilerle çok karşılaşmışlardır... Şu anda yazıyı okuyan pek çok öğretmenimin kafasını salladığını görür gibiyim...

Toplumlarda bilmediğini bilmeyen o kadar çok insan var ki! Okumuş cahil misali... Oysa gelişmenin ve ilerlemenin tek yolu neleri bilmediğimizi fark etmek ve eksiğimizi severek tamamlamaktır...

Hani halk arasında pek sık tekrarlanan bir öykü vardır:
' Deneyimli kadın, yeni evlenen komşusuna incitmeden öğretmek adına, her gün yapacağı yemeği tarif edermiş. Yarın fasulye pişireceğim. Fasulyeleri geceden ıslatırım... diye başlarmış anlatmaya...Taze gelin de, o anlatırken hep bilirim bilirim dermiş.

Bir gün kadının canı sıkılmış, ' Dur ben sana bir oyun oynayayım da gör...' demiş. Yaprak dolmasını nasıl yaptığını anlatmış... Anlatmış ama en sonunda da yaprakları iplikle bağladığını da eklemiş... Sonuç malum... Gelin sofraya iplikli dolmalar koymuş...

İnsanoğlu, öğrenmeyi sevmeli... Çocuk yaşlarda başlar bu eğitim. Ne iş yaparsanız yapın, onu keyifle, neşeyle, mutlulukla yapın... Ki sizi gören çocuklarınız da aynı keyfi tatsın...

Bence en büyük erdem neleri bilmediğinizi kabul etmek ve hemen öğrenmeye başlamaktır... Öğrendikçe hayatın içinde yer alırsınız, dışlanmazsınız...

Sevgiyle kalın... Gününüz güzel olsun efendim...

EVREN

meleklere yaraşır zekaların
suskun ışığı...

bedensel sevginin
imgeye dönüşen tutukluluk hali
sözcüklerin büyüsü...

kaç bahar geçti üstünden
gün batımlarının...

sen
ellerinsiz düşünemezsin ki!

evren konuşkandır
şayet
onu okumayı bilirsen...

Ayşe TURAL
Bu haber 137 defa okunmuştur

:

:

:

: