Yaşama inanmak...

İnanmak: Bir şeye gönülden, içten bağlanmak... demektir. Belki içgüdüsel, belki körü körüne. Neye, kime, nasıl inanmak... Ben buna kısaca YAŞAMA İNANMAK, diyorum.
İnanmak: Bir şeye gönülden, içten bağlanmak... demektir. Belki içgüdüsel, belki körü körüne. Neye, kime, nasıl inanmak... Ben buna kısaca YAŞAMA İNANMAK, diyorum.
Yaşamı hep sevdim. Bana gülümseyen her varlığı yürekten sevdim. Ona sıkı sıkı sarıldım. Yaşanması gerekenler ertelenmemeli, yaşanmalı, diyenlerdenim ben...Hem de acıları, kederleri ve sevinçleriyle yaşanmalı... Zaten hiçbiri tek başına olmuyor, öyle değil mi?
Sanırım burada en önemli nokta da şu: her şeye rağmen yaşama sıkı sıkıya bağlı olabilmek BİR YÜREK işidir... Unutmayınız... Her zaman CESUR YÜREKLİ OLMALISINIZ...

BUGÜN...
Güne sevinçle merhaba de...
Tanımadıklarına bile gülümse mesela...
Çoktandır gitmeyi düşündüğün kişinin kapısını çal...
Bir çocuğu sevindir mesela...
İhtiyacı olduğunu bildiğin birine yardım et...
Bir ağaç dik toprağa...
Bir çiçek ek saksıya, yeşersin...
Tıpkı UMUTLARIN gibi...

SİHİRLİ FÜLÜT
içimdeki çocuk
dur durak bilmez
nedense bütün oyunları
silbaştan oynamak ister...
uçurtma ipim
ne olur beni de taşı
pamuk şekeri bulutlara...

bir su damlası
nasıl unutur gökyüzünü
güzelim toprağa dokundu diye...
kışa küsen sardunya
ne zaman güldü
sarmaşığa?
kocaman bahçemde
tek kanatla
nasıl uçar kelebek?
erik ağacına mı saklandı
'Bremen Mızıkacıları'm...
Ya 'Çizmeli Kedi'm nerede
Kaf dağına mı kaçtı?
hey 'Sihirli Fülüt'
çabuk iş başına...
gel gidelim seninle
masal ormanımıza...
Ayşe TURAL


STİLETTO... / Kıbrıslı göçmen bir Türk MEHMET KURDAŞ…
Sivri topuklu ayakkabıya STİLETTO da denir. İşte bir derginin 52. ve 53. sayfalarında rastladım Mehmet KURDAŞ adına…
Bir sevindim, bir sevindim ki sormayın… Nasıl sevinmem… Siz de okuyunca en az benim kadar sevineceksiniz…
İkinci Dünya Savaşı ardından, feminen bir görünüme kavuşmak isteyen kadınlar için tasarlanmış topuklu ayakkabı…

O dönemde Christian Dior'un NEW LOOK adını verdiği, bele oturan, balon etekli siluetinin altına, ayakkabı tasarımcısı Roger Vivier, ince topuklu ayakkabılar üretmiş.
Tahtadan yapılan ve kolaylıkla kırılan bu topukları adam eden ise bir Türk olmuş…
Kıbrıslı göçmen bir Türk MEHMET KURDAŞ… Topuğun içine alüminyum bir çubuk geçirerek bugünkü tabirle stilettoyu yaratmış… Ve ardından ayakkabı ökçesi istenildiği kadar inceltilmiş.
Marilyn Monroe, Gina Lollobrigida gibi tarihin en seksi kadınlarının bu ayakkabıyı tercih etmeleri, stillettoyu daha da çekici kılmış elbette…
Uzun ve ince topukların sağlığa zararı, o yıllarda olduğu gibi şimdide tartışılıyor. Bu seksi ayakkabıları satın alırken sizin de dikkat etmeniz gereken nokta, her şeyden önce rahat ve üzerinde yürünebilir olması…
Duyduk duymadık demeyin. Bu bilgiyi bir Kıbrıslı olarak tüm dünyaya duyurun…
Ben dünden beri önüme gelene bu bilgiyi hem de sonsuz bir gururla aktarıyorum. Acaba Mehmet Beyin sülalesinden kimler var aramızda…
Yattığın yer nurla dolsun Mehmet Bey… Sayende ben çok şık görünüyorum topuklu ayakkabılarımla… Ve onlarla çooook mutluyum inan…
AKŞAM...
Akşamlar gerçekten de HÜZÜN doludur. Ömrün son demleriymiş gibi bir duyguya kapılırız… Sokaktaki sesler azalır, kapı önünde oyun oynayan çocuklar evlerine gider…
Ortalık ıssızlaşır… Kapanır birer birer kapılar… Sokak lambaları yanar… Evde buluşma zamanıdır şimdi, yorgun dizler molada…
Günün telaşı, hengamesi biter… Güneş batmıştır, guguk kuşları son çağrılarıyla uykuya dalar… Serçeler yuvalarına döner…
WCDBir gece kuşu çığlığında, siyah şalını omzuna alır gece… Ucu ile dağları, ağaçları yavaşça örter… Dokunduğu her yer uykuya dalar…

BOYACI... BOYACI NERDESİN?...
Sibirya'nın uçsuz bucaksız topraklarında bir ressam yaşarmış... Yılın neredeyse dokuz- on ayı kar kalkmayan bu ülkede, aylarca, günlerce resim yapmış... Yaptığı her resimde sadece beyaz, sadece kar varmış...Artık beyazlı resimler yapmaktan bıkmış...
Bir sabah uyandığında, bakmış ki bahar gelmiş. Her taraf yeşillenmiş. Ağaçlar, çimenler çiçeklerle bezenmiş... Elinde fırçasıyla fırlamış dışarı... Kollarını gökyüzüne kaldırıp haykırmış:
- Boyacı... Boyacı... Nerdesin?
OLACAKSAN
olacaksan
bir NEHİR ol
ama nehir gibi nehir ol...
olacaksan
bir AĞAÇ ol
ama ağaç gibi ağaç ol....
olacaksan
bir ATEŞ ol
ama ateş gibi ateş ol....
olacaksan
bir INSAN ol
ama insan gibi insan ol...
öleceksen
ADAM gibi öl
ama adam gibi...
Ayşe TURAL

OLUR YA...
Umutlarınız kırılır bazen... Hayat yorar sizi... Yalnızlığınız ağır bir yük gibi çöker omuzlarınıza... Bıkarsınız bir şeylerden... Keyfiniz kaçar...
Bazen gerçekten benzer duygular taşırım...
Ne var ki sabah olmaya güneş doğmaya görsün... Hepsi dağılır... Yaşama sevinci yakama yapışır...
Sabaha kocaman GÜNAYDINLARınız olsun...
Sihirli Flüt
içimdeki çocuk
dur durak bilmez
nedense bütün oyunları
silbaştan oynamak ister...
uçurtma ipim
ne olur beni de taşı
pamuk şekeri bulutlara...
bir su damlası
nasıl unutur gökyüzünü
güzelim toprağa dokundu diye...
kışa küsen sardunya
ne zaman güldü
sarmaşığa?
kocaman bahçemde
tek kanatla
nasıl uçar kelebek?
erik ağacına mı saklandı
'Bremen Mızıkacıları'm...
Ya 'Çizmeli Kedi'm nerede
Kaf dağına mı kaçtı?
hey 'Sihirli Fülüt'
çabuk iş başına...
gel gidelim seninle
masal ormanımıza...
YAŞAM PENCEREMİZ…
Yaşam tam bir pencere gerçekten… Hangi renge boyadıysanız onu...
Ne kadar kocaman ya da ne kadar küçükse…
Ya da aydınlık ufuklara mı, içinize mi dönük…
Her ne hal ise siz O’sunuz…
Hani hep söylerim ya, yaşamın sırrı önümüze konan sorularda değil, bizim ona verdiğimiz CEVAPlarda saklıdır, diye…
Ne kadar sabırlıysak o kadar kazançlı çıkıyoruz…
Ne kadar dikkatliysek o kadar az hata yapıyoruz.
Ne kadar iyimsersek o kadar OLUMLU şeylerle karşılaşıyoruz…
En azından olayları HAFİF geçiştiriyoruz…
Haydi şimdi, hemen arkanıza yaslanın ve gözlerinizi kapatın…
SİZ HAYATIN NERESİNDESİNİZ?
GÜZ
iç çekişleriyle penceremde
bir çift kumru özlemiyle güz...
bulutlar inadına
güneşi saklıyor, bencil bakışlardan
kirpiklerimin ucunda sen...
zamanın dolunayında
neden saçların mavi?
yağan yağmur damlası
ulaştı yasemine
ne olur, kucağında tut beni!
yazın turuncu ipeği
solalı çooook oldu...
saman sarısı saatlere dönüştü
EYLÜL ellerinde...

Ayşe Tural

EKİM YAĞMURLARI...
Oh! Nihayet ilk damla düştü... Ardından bir daha bir daha...
Pıtır pıtır dala, yaprağa, toprağa...
Mis gibi toprak kokuyor her yer... Ağaçlar yıkanıyor... Yürekler, derinden bir oh! çekiyor mutlulukla...
Hoş geldin ekim yağmuru...
Bereket yağdır evrene...

FARKLISINIZ
güne
merhabalarla başlayın
içiniz kıpır kıpır...
siz
siz oluverin...
gözleriniz çakışsın
sevgiler akıtsın
selamınız saygınız
insanlık onuruna yakışsın...
çünkü siz
farklısınız...
Ayşe TURAL

AH Benim SEVDALI Başım
GÜZEL telaşlarım...
Ne kadar pozitif olursanız olun; yaşamdaki olumsuzluklara kulaklarınızı tıkayamazsınız...


Politikalardaki sahtekarlıkları görmezden gelemezsiniz...
Yaşamın içindeki aymazlıklar ve çirkinlikler sizi derinden yaralar...
Başınızı zoraki başka taraflara çevirmezseniz UMUT kaybolur...
Yaşamınızdan HUZUR, MUTLULUK ve SEVİNÇ hiç eksilmesin..
Sevdalarım, telaşlarım ve ben sizlerleyim her zaman....
BİR GÜN DE...
bir gün de
gün burada ağaracak
ak ak sütler düşecek ellerden
ekinler boy atacak
yeşil yeşil...
gelincikler açacak
kan demeden...
martılar ağacak
masmavi göklere
bembeyaz
özgürce...
inecek ağaçlardan mutluluk
çelik ve et kokuları sinecek toprağa
ürkek...
ürkek...

demirler çevrelemeyecek yürekleri
ve ötekiler mutlu
ve de biz esen
yaşayacağız bu toprakta...

Ayşe TURAL



ÇARPARAK/ BÖLEREK DEĞİL...

Çarparak, bölerek değil; severek,
gülerek,
bölüşerek
yaşamayı öğrendiğimizde yaşamın tadına varacağız...
Yakarak, yıkarak değil; destekleyerek,
paylaşarak,
saygı göstererek
ve
elele vererek yarınlara ulaşacağız...

Ayşe TURAL
Bu haber 110 defa okunmuştur

:

:

:

: