Hayatımızda açtığımız her yeni sayfa

yeni bir CAN yeni bir HEYECAN yeni bir BAŞLANGIÇ demektir...
yeni bir CAN
yeni bir HEYECAN
yeni bir BAŞLANGIÇ demektir...

GÜZEL BAŞLANGIÇLARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE...

FARKLISINIZ

Güne
Merhabalarla başlayın
İçiniz kıpır kıpır
Siz siz oluverin
Aydınlık gülüşleriniz
Isıtsın yürekleri
Gözleriniz çakışsın
Sevgiler akıtsın
Selamınız saygınız
İnsanlık onuruna yakışsın
Çünkü siz farklısınız...

Ayşe TURAL

UMUTLAR İNADINA FİLİZLENSİN...

Umut…
Umut…
Yine ve yeniden umut…
Onsuz olur mu hiç…

Yaşamımızın her anında o var. İnsanoğlu ne kadar olduğunu bilemediği bir süre yaşıyor ve noktayı koyuyor. Elbette sürenin uzunluğu, kısalığı önemsiz değil. Ne var ki ortalama ömürde neler yaşandığı ve nasıl yaşandığı önemli…

Olaylara bakış açımız, yaşamla ve sorunlarla başa çıkma tarzımızı belirliyor. Ne kadar olumlu tutum sergilersek her şey daha kolay bir yol çiziyor.

Kısacası her insan her olaya farklı yaklaşıyor. Sorunları farklı yollarla çözüyor. Bunu yaparken de kendinden tavizler veriyor.

Her kayıp bize tecrübe olarak dönüyor anlayacağınız…

GİT BAŞIMDAN KASIM

var git başımın belası
takvimler sensiz de
akar gider nasılsa...

arsız Kasım yeli
kırdın bütün dallarımı
baharına duran tomurcuk
küstü bütün bütün...

ben çocuksu sevinçlerimi
ödünç vermiştim sana...

yazık ki ne yazık
ilikdonduran soğuğunda
yüreğimin ateşini
söndüremedin bir türlü...

var git başımdan kasım
törpüleme sabrımı
sınama beni...

Ayşe TURAL

2014 yılından ibretlik bir anı...

BİZ HEP SUSTURULDUK...

Bize hep geçmiş ve gelecek hakkında bilgi veriliyor. Yapılması gereken şeyler, yapılmaması gereken şeyler, öneriler, öneriler...

Ben bugün ilk defa bir konferansta, güncel konulardan samimi bir şekilde bahsedildiğine tanık oldum...Hayatı, ilişkileri, insanı ve kendimizi konuştuk...

Aslında bizler, ilkokul çağımızdan itibaren hep susturulduk... KONUŞMA... OTUR YERİNE...

Şimdi ise, üniversitede, bizlerden saatlerce konuşmamız isteniyor... Büyük çelişki...

Siz bizden konuşmamızı değil yazmamızı istediniz... Sizi tanımak bizim için büyük şans... Çok teşekkür ederim...

ESLEM ÖZÇELİK
(YDÜ- Uluslararası İşletme Bölümü)

Siz

Bir şey yapsam
Beğenseniz...

Bir söz söylesem
Gülümseseniz...

Bir yazı yazsam
Düşünseniz...

Ayşe TURAL

ZAMAN HAŞARI ÇOCUK

Bence zaman denilen haşarı çocuk hiç durmuyor. Önemli olan bizim ona ayak uydurmamız. Elimizi çabuk tutup yapmak istediğimiz, gerçekleştirmek istediğimiz her şeyi bugüne sığdırmamız.

Unutmayınız ki, fırsatlar karşınıza bugün çıkar. Karşınıza çıkan fırsatları, dişinizi tırnağınıza katarak en iyi şekilde değerlendirin. Çünkü bazı kapılar hayatınızda sadece bir kez açılır.

SENLİ ZAMANLAR

senli zamanlar
bir ışık merdiveni
alır götürür beni
bulutların üzerine...

ikimizin düşü
ne zaman bir olsa
biz olsa hani
uykuların gölünde
sevdalı alev toplarına döner
sıcacık kucaklamalar...

senli zamanlarda
inadına
bağbozumu mevsimidir
dağınık yatak
fısıltılar içinde sevişirken
nefes nefese kalır
saçlarımı unuttuğum oda...

ikimizin düşü
gümüş tapınak
tapınakta yanan mum
sunakta kalbim
biz olurken...

senli zamanlar
tuzlu kokusu teninin
en derininde okyanus dalgası
ağzının içinde çiçek kokusu
nilüfer havuzları mutlu...

bir an gözlerini görürüm
büyülü
kıvılcımlı
yıldızlara uçurur beni...

Ayşe TURAL

DEDEM
Onu her hatırlayışımda aklıma ilk gelen mavi mavi, boncuk gözleri... Ağarmış sakallarının arasında muzip, sevimli gülüşü...

Ne çok severdi beni. Yaşamının en büyük dilimiydim.

Evimizin arka bahçesinde, incir ağacının altında marangoz iskelesi vardı. Orada tahtaları rendelemesine bayılırdım. Galiba o da bayılırdı ki, türküler söylerdi.

' Alişimin kaşları kara, aman aman!...'

Bu türkünün hiç bu kadar içten, bu kadar güzel söylendiğini, ondan başkasından duymadım.

Balkanların uçsuz bucaksız ovalarını hatırlatan bir türkü... Hem de bir ayrılık ve aşk türküsü...

Evin bahçeye inen tahta basamaklarına oturur, onu seyrederdim. Rendenin ' tık tık! ' gidiş gelişleri... Yuvarlak, helezon, yılan gibi yongaların düşüşü... Hele o mis gibi reçine kokusu... Şimdi bile burnumun ucunda.

Yerimden kalkar, talaş denizine uzanırdım. Şekilleri bozulmasın diye, korka korka eteğime toplardım. Sanki ben daha çok toplayayım diye, dedem neşeyle, habire rendeyi tahtaya sürterdi...

Tahtanın damarları ne ahenkli şekillerle dolu olurdu. İnceli kalınlı, yuvarlak şekilli...

Helvacı amcanın tahinli helvalarına benzerdi: cevizli, susamlı, sade... Helvacı amcanın adı neydi? Unutmuşum...

Hatırladım Helvacı Cafer... Önünde bembeyaz önlüğü, tıknaz boyu, topak elleriyle hayali gözlerimin önünde...

Sevgiyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, dürüstlüğü hep senden öğrendim ben...

Ne biliyorsam güzelden, iyiden yana, sabırla ilk öğretenim sen oldun DEDEM...

(Ayşe Tural, Biraz Mutluluk Alır mısınız?/s. 23 )

GÖNÜL BAHÇEM
yaşamı
dedemin marangoz rendesinde tanıdım
hiç taze tahta kokusunu duydunuz mu?
ne güzel kokar!..

büyükannemin katmerli karanfilleri
hala düşlerimdedir...

akşamsefaları yaz ikindilerinde
yaşama kulaklarını uzatır
uyku çiçekleri uykuya hazırlanır...

bir solucan siner toprağa
usul usul...

tırtıl boylu boyunca
dut yapraklarındadır...

ipek ipek örülür zaman
dal uçlarında...

Ayşe Tural

KIŞ BİZE BİR GECEDE GELİR...
Çok ilginçtir ama gerçek!
Bir gün önce askılı elbiselerle, şortlarla deniz kenarlarında dolaşan bizler; bir sabah bakarız ki hava en az on on beş derece birden düşmüş...

Pürtelaş dolaplardan uzun kollu giysiler, sıcacık tutacak hırkalar aranır... Ne bulursak üstümüze geçiriveririz... Hatta lahana gibi kat kat olmasına bile bakmayız...

Neyse ki böyle sürprizlere zamanla alışırız... Zaten güneş bizi hiiiiiç terk etmez...

GELECEĞİN FALLARI

güneş yüzünü
esirgerken şehrimden
sanki
hayatla dansetmeyi unutmuş yüreğim...

kimsesizliğe bahane
cümlelere tutunuyorum...

gecenin zifiri karanlığında
keskin bıçak gibi
yüreğimi bölüyor yalnızlık...

içimin
titrek ışıklı mumunda
seni arıyorum farkına varmadan...

sonunda aşk
hayal kırıklıklarıyla dolu eteğini
toplayıp uzaklaşıyor yavaşça...

dünün tortusunu
yeni günün berrak suyuna
bırakmadan
geleceğin fallarından
en güzellerini seçiyorum...

Ayşe TURAL

SEVGİDE UMUT HEP OLMALI...

Birlikteliklerde zaman zaman gel-gitler yaşansa da, fırtınalar atlatılır... Yeter ki iki taraf da istekli olsun...

Sevgiler düz çizgide olursa heyecan kalmamış demektir... İşte o heyecanın ayakta kalması, canlı tutulması çok önemli...

Yıllar önce İsveç'te yaptığım bir röportajda kadın, 35 yıllık eşi için ' Onu uzaktan gördüğüm zaman hala kalbim deli gibi çarpıyor...' demişti. Kadına yürekten bir alkış tutarken, sevme heyecanını bu kadar yıl ayakta tutabilen erkeği bin defa alkışlamak gelmişti içimden...

Siz siz olun, her şeye rağmen umutlarınızı ayakta tutun...

Sevdiğinize bakarken, olumsuz yanlarını değil; ne kadar güzel yanları olduğunu düşünün... O gözle bakın...
Unutmayın siz onu yıllarca önce ÇOK SEVMİŞTİNİZ...
Neden acaba?

Kocaman yüreğinizle sevdiğinize sarılın...
Aşkınıza ve yarınlara birlikte MERHABA demek için elini sıkı sıkı tutun...

Çok mu zor?
Marifet ZORU BAŞARMAKTIR... Kolayı herkes yapar...

EKELİM

gel seninle
mavi güneşler ekelim
turuncu sabahlara...
morcivertlenirken gün
saçlarım yüzünü örtsün
çocuk bakışlarımı okşarken sen...

Ayşe TURAL

AŞK OLMAYAN AŞKLAR SİZİ YANILTMASIN...

Günümüzde özellikle MEDYATİK aşklar, ' üç beş günde bir, bir başkasıyla yaşanıyormuş YANILSAMASI ile...' verilenler AŞK değildir zaten...

Onlar AŞK OLMAYAN AŞKLARDIR... Kimseye bağlanma kapasitesi olmayan insanların, birinden diğerine sürüklenmesidir... Anlamsız... Amaçsız...
AŞKTI

anıların gel-giti
acımasız saatlerde
yaşamın kapısında nöbette...

sevinçle bekledik sıramızı
gençtik...
delice sevdalıydık...
yıldızları yakalamak gerekti...

bak şimdi
yaz bahçelerine
hiç yaşlanmayacak sevgililer
doluşuyor...

sevgi değildi bizimki
inan...
sevgi olsaydı çoktan bitecekti!
AŞKTI...

(Ayşe Tural, Girne)

NEDEN SAKLANIRIZ?

Belki yaralı aslanlar gibi yaralarımızı görmesinler diye, zaman zaman bir köşeye çekilebiliriz... Moralimiz bozuk olduğunda, mutsuz görünmek istemediğimizden bir süreliğine insanlardan kaçabiliriz... Hepsi kabulüm...

Aklımın almadığı esas nokta şu: Bu sayfalarda adını, yaptığı işi, kendisiyle ilgili bilgileri yalan yanlış dolduranları anlamıyorum...

Amaçları ne?
Birilerini kandırmaksa bence en çok kendilerini kandırıyorlar.. (Bu çok önemli bir psikolojik bozukluk aslında...)

Bir süreliğine de olsa karşılarındakini kandırıyorlar, duygu istismarı yapıyorlar. İnsanların temiz duygularıyla oynuyorlar. (çok adice bir oyun...)

Bence dürüst davranmak, insanın anlaşılmasını sağlar. Sıkıntılarınızı paylaşırsınız, derdinizi anlatırsınız, size yakın bir yürek bulursunuz...

Bu sayede hayatınıza birini davet edersiniz, bir ömür mutlu olma şansını yakalayabilirsiniz...
Bu haber 113 defa okunmuştur

:

:

:

: