AŞK ve ŞİİR ' de buluşuyoruz...

Bizler 26 Aralık Pazartesi günü 16.30- 18.00 saatlerinde Uluslarası Kıbrıs Üniversitesin Çevik Uraz Konferans Salonundayız...
Bizler 26 Aralık Pazartesi günü 16.30- 18.00 saatlerinde Uluslarası Kıbrıs Üniversitesin Çevik Uraz Konferans Salonundayız...
Lütfen şiiri ve aşkı sevenler, sevdiklerinizle gelin...

KÜÇÜK ŞEYLER...
İnsanlar zamanlı zamansız ayrılıverir aramızdan... Düşünemeyiz... Düşünemeyiz de bitmeyen kırgınlıklarımız, dargınlıklarımız ve kaprislerimizle uzaklaşmışızdır.
Ardından kayıplar gelir... İstediğiniz kadar hayıflanabilirsiniz. Elinizden bir şey gelmez...
Sahi niçin küstüğünüzü bile hatırlamazsınız oysa... İçinizde acısı kalır... Değdi mi yani... Küçük şeylerdir hani... Küçük şeyler...
Yaşam güzellikleri ıskalamaya gelmez. Güzellikler de hep ayrıntılarda gizlidir... Yani küçük şeyler... Aslında bizi en mutlu edenler de küçük şeylerdir.... Küçük şeyler...
SESİM
Sesim
Ulaşmalı sana
Sözcüklerim değmeli
Dokunmalı yüreğine...

Yoksa
Sensiz
Ve sessiz
Sonsuz bir boşlukta
Yok olurum sonra...
Ayşe TURAL

EĞER İSTİYORSANIZ...

Her an size yeni şeyler öğretmeye hazır, ZAMAN denilen o mucize...

Eğer istiyorsanız...
Hazırsanız...
Öğrenmeyi seviyorsanız...

Aklınız ve yüreğiniz emrinize amade...

Bir merhabaya tutunuveriyorsunuz mesela..

Bir bakıyorsunuz ipin ucunda şiir dolu bir yürek...

Ya da HAYATIN sırrına varabileceğiniz sözler yakalıyorsunuz...

Bir karikatür deryasına dalabiliyorsunuz ansızın...

Göz kamaştıran bir yüreğe dokunabiliyorsunuz bilmeden...

Renklerin dünyasının kapıları açılıyor ardına kadar bir ressamın sayfasında...

Şöyle bir gezintiye çıkın bakalım...
Nelere ve kimlere rastlayacaksınız...

Sıcacık, sevgi dolu akşamlarınız olsun...

SIZI

vakit
gece yarısı
bölünmüş uykular
ekmek dilimlerince...

sızım sızım yüreğim
ikircikli düşünceler
zamanın kovalamacasında
yine sen...

al başını git
haydi git
gidebildiğin yere kadar...

Ayşe TURAL

GÜÇLÜ OLMAK

Yakınmayı sevmiyorum ben... Mızmızlanmayı da...
Kendime yakıştıramıyorum çünkü... İnsan ONURLU davranmalı her zaman, her koşulda...

Zayıflığınızı ilan ettikçe zayıf olursunuz çünkü...
İnanın çoğu insan sizi çaresiz görmeye bayılır...
Unutmayın kendinizi güçlü hissettikçe daha güçlü olursunuz...

SAHNE

uyu da büyü küçüğüm
mutlu sabahlara uyan
öğren iyiyi kötüyü
şimdi ufak bir rol sana
sahneye çıkmadan önce
aslında küçük bir deneme...

aman iyi çalış dersine
ezberle bir iyice...

asıl rolün büyüyünce
mesele
BAŞROLde olmak
yardımcı oyunculuk
herkesin harcı...

(Ayşe Tural, Girne)

SOSYAL TABLO

Durmadan geriliyoruz ve geriletiliyoruz. Toplumsal yenilenme tümüyle bireylere bağlı...

Yaratıcı bireyler için uygun atmosferin yaratılması şart. Bireyin yenilenmesi için teşvik- özveri- güven gerekli...

Gerileyen uygarlıklarda tembellik ve özendirme düzeyinin düşüklüğü söz konusudur.

Hiçbir şeye inanmayan, hiçbir şeyi yenilemeyen, kendilerine bile yararı olmayan insan biçimi kısacası...

Ardından da gelen manevi çöküntü...

Sahi,
Biz bu tablonun neresindeyiz dersiniz?

ADA'M

önce
bakışlarının köprüsünde yürümek
sesine tutunmak isterim...

sonra
hayata dokunmak
seninle bir ada olmak isterim...

uzak bakışlardan öte
sıcacık/ güvenli/ sessiz bir ada(m) ...

Ayşe TURAL
DEVİR NE KADAR DEĞİŞTİ...

İnsan denilen o çok akıllı yaratık, artık manevi değerleri önemsemiyor artık. Dini imanı para, mevki...

Hep daha az çalışıp kolay yoldan para kazanma derdinde ne yazık ki! Çıkarı yoksa size selam bile vermiyor.

Neyse ki toplumda iyiler de var...

İnsani değerlere önem veren, saygı, dayanışma, yardımlaşma, dürüstlük, sözünde durma, iyilik yapma gibi erdemleri ailesinden, çevresinden öğrenmiş, bunları onurla taşıyan insanlar da var...

Neyse ki varlar da yüreğimize su serpiyorlar. Yoksa işimiz duman...


ELVEDALAR

akşam
mavisini, morunu giyinip geliyor
sen geliyorsun...

gölgeler düşüyor ansızın
içim üşüyor...

yalnızlığın şalına sarınıp
bakıyorum ardından...

kim ne derse desin
elvedalar acıtıyor...

gelişine yaseminler diziyorum
gidişine güz gülleri dökülüyor
ellerimden...

SEN
zamansız açan bahar dalı gibisin...

Ayşe TURAL

NEDEN BEN?

Bu soruyu kendinize sormaya başlamışsanız, isyan bayrağını çekmişsinizdir...

Dara düştüğümüzde, başımıza bir şey geldiğinde... Hele de üst üste gelen aksiliklerde ağzımızdan dökülüveren sorudur bu...

Neden ben? Bilmiyorum... Hiçbir fikrim de yok inanın... Sorunuzun cevabını sadece SİZ verebilirsiniz de ondan...

Bazı durumlarda şundan... Şundan dolayı... Diye sebepler bulabilirsiniz de... Kimilerine bir cevap yoktur...

Olmuştur... Eskilerden gelen bir söz vardır: OLAN ile ÖLENE çare bulunmaz...

Peki ne yapalım yani, yatıp ölelim mi?

Elbette değil...

Her ne ise onu masaya bir yatırın bakalım. Tıpkı bir uzman gibi inceleyin...

Neler yapılabilir?
Ne kadar az hasarla yakayı sıyırabilirim?
Tekrarlanmaması için hangi önlemleri alabilirim?

Cevap yok mu? Nasıl yani?

O zaman sakin olup soru sormaktan vazgeçin...

O, her ne ise onunla yaşamayı öğrenin...

Yardımcı olamadım üzgünüm... Belki de siz işi biraz abartmış olabilir misiniz? Daha sabırlı olmayı deneyebilirsiniz mesela... Durmadan yakınan tiplerden biri olabilirsiniz... Bakının bakalım...Çevrenizde benzer sorunlarla baş edenler mutlaka vardır...
Belki de kendinize özel zamanlar yaratarak yaşamı katlanılır hale getirebilirsiniz...
Yarın yeni bir GÜN doğacak unutma...
MUTLU pazarlar efendim...
Bu haber 121 defa okunmuştur

:

:

:

: