Sorgulamadıkça gerçeklerle de yüzleşemeyeceğiz

Tarafların birbirlerine karşı kırıp dökücü yaklaşımlarının aksine garantör Türkiye’den diplomatik ve yapıcı açıklamalar geliyor müzakerelere dair.
Tarafların birbirlerine karşı kırıp dökücü yaklaşımlarının aksine garantör Türkiye’den diplomatik ve yapıcı açıklamalar geliyor müzakerelere dair.
TC Başbakanı Binali Yıldırım adada mutlak bir çözümün gerçekleşmesi gerektiğini belirtiyor mesela.
Ve ekliyor Sayın Yıldırım; çözümsüzlük Kıbrıslı Türklerin mağduriyetini gidermiyor.
Yala mı söylüyor?
Hayır, kesinlikle doğruyu söylüyor.
Hem de çok doğru bir tespit yapıyor TC Başbakanı Binali Yıldırım.
Adada devam eden çözümsüzlüğün en büyük mağdurları biz Kıbrıslı Türkleriz.
Bu bir bir daha iki eder gibi net bir durum.
Zaten çoğunlukla bunun idraki içerisindeyiz adada.
Ha bunu idrak etmeyenler yok mu?
Elbette var.
Hoş herkesin aynı düşüncede olmasını da bekleyemeyiz zaten.
Bu doğal bir durum.
Ve/ fakat ortada duran gerçekleri de yok sayamayız elbette.
Kıbrıs sorunu ideolojik duruş ile değerlendirilemeyecek kadar hassas bir konu.
Bunu ideolojik yaklaşımlara indirgeyen bakış açıları ile ele almak ise büyük yanlışları beraberinde getirir.
O zaman burada en akılcıl yöntem gerçekler üzerinden yöntem geliştirmektir.
Peki, nedir bu gerçekler?
Öncelikle Kıbrıs’ın ne Güney’inde, ne Kuzey’inde mevcut durum sürdürülemez.
Değişen koşullar, yaşanan gelişmeler ve bunların ortaya çıkarttığı yeni pozisyonlar Kıbrıs’ta olası bir çözümü gerektiriyor.
Peki nedir bu yeni koşullar?
Bir kere Kıbrıs’ta şartlar 50 yıl öncesinin şartları değil.
Adada iki halkın varlığı artık uluslararası toplumda da kanıksanmış durumda.
Ve bu coğrafyada yaşanan bütün gelişmelerin buna göre ele alınması yönünde politik bir görüş birliği var.
Adanın etrafında bulunan enerji kaynaklarının mevcudiyeti de mutlak bir çözümün gerekliliğini elzem kılıyor..
Çözümden sonra burada uluslararası toplum nezdinde Türkiye’nin etkin bir aktör olarak ekonomik ve siyasal işbirliğine dayanan konumunu hassasiyetle koruyabilmesi de adada varılacak çözümle meşru bir zemine taşınıp, her türlü işbirliğini mümkün kılacaktır.
AB’nin Kıbrıs’ı bir bütün olarak bünyesinde tutabilmesinin yegane yolu da adada sağlanacak çözümle doğrudan ilişiklidir.
Bölge istikrarının barışa ve ekonomik işbirliğine ihtiyaç duyduğu bir zeminin adada sağlanması ile birçok kazanımlar elde edilebilecektir.
Dolayısı ile hani müzakere masası sallandı ya, bunu mutluluk sebebi yapanlar olduğu da malum.
Lakin bundan farklı anlamlar çıkartılması abestle iştikal.
Zira süreç devam ediyor.
Ha tabi ki masa da zaman zaman tıkanıklıklar yaşanacak.
Gerginlikler de olacak.
Üslup da sertleşecek.
Sonuçta burada pazarlıklar yapılıyor.
Ve/fakat bu süreç devam edecek ve nihai bir sonuca da ulaşılacak.
Adada çözümsüzlüğün bu koşullarda kimseye bir fayda sağlamayacağının idraki içerisindedir Kıbrıs sorununa müdahil olan bütün taraflar.
Özellikle de Kuzey’de sıkışıp kalan bizlerin çoğunlukla bunun farkındalığı ile yaşamlarımızı sürdürdüğümüz bir gerçek.
Ha Güney bunun bizim kadar farkında olmayabilir.
Zira orada tanınmışlığın verdiği avantajlar mevcut.
Her türlü uluslararası işbirliğinin meşru olarak içindedirler.
Ticaretlerini de yapıyorlar, siyasetlerini de sürdürüyorlar.
Uluslararası toplumda da yer alıyorlar.
Fakat biz böyle miyiz?
Değiliz.
O zaman neden değiliz?
Ve neden böyle olmayalım bizler de?
Neden tanınmış bir kimliğe sahip olmayalım?
Neden uluslararası hukukun içerisinde olmayalım?
Neden evrensel değerlere dahil olan bir ülkenin yurttaşları olmayalım?
Sanırım sorgulamamız gereken bunlar.
Ve bunları sorgulamayı gerçekten başardığımız zaman bir çok gerçekle yüzleşme şansını da bulacağız.
Bu haber 89 defa okunmuştur

:

:

:

: