Yolsuzluk diyorlar rüşvet diyorlar ama kimse de elini kolunu kıpırdatmıyor.

Zamanıyla meclis kürsüsünden Serdar Denktaş hepimiz oy satın aldık dediydi de, olay hiç bir adli soruşturmaya gerek duyulmadan kapatıldıydı, sonra Ejder Aslanbaba yine meclis kürsüsünden cebinden bir tomar dolar çıkarıp sallamıştı ve bu paranın kendisine bir başka milletvekilini parti içinde desteklemesi için rüşvet olarak verildiğini söylemişti de, bu olay da göstermelik bir soruşturmanın ardından kapatılmıştı.
Zamanıyla meclis kürsüsünden Serdar Denktaş hepimiz oy satın aldık dediydi de, olay hiç bir adli soruşturmaya gerek duyulmadan kapatıldıydı, sonra Ejder Aslanbaba yine meclis kürsüsünden cebinden bir tomar dolar çıkarıp sallamıştı ve bu paranın kendisine bir başka milletvekilini parti içinde desteklemesi için rüşvet olarak verildiğini söylemişti de, bu olay da göstermelik bir soruşturmanın ardından kapatılmıştı.

Ve daha meclis komitelerinde bu ve benzeri birçok yolsuzluk iddiaları da soruşturulmaya gerek duyulmadan sonlandırıldığını biliyoruz.
Şimdi ise Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş ile KTİMB Başkanı Cafer Gürcafer arasında yaşanan rüşvet teklif edildiydi, edilmediydi, yolsuzluk yapıldıydı, yapılmadıydı, ihaleye fesat karıştırıldıydı, karıştırılmadıydı polemiğini izliyoruz.
Ortada dönem iddialarla.
Peki ama bunu neden bizlere anlatıyorlar.
Eğer iddia edildiği gibi kirli işler dönmüşse Güzelyurt hastanesi inşaatının ihale aşamasında ve bu kadar iddialı söylemlerde bulunuluyorsa ve bu söylemlerin başını Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş ile KTİMB Başkanı Cafer Gürcafer çekiyorsa, bu konu kesin kes kamuya da intikal etmiş demektir.
Yani mevzu kamunun da bilgisi ve ilgisi nazarındadır.
Şimdi hal böyle iken öncelikle bu iddia sahiplerinin adresi ve bu iddialarını sunacakları yer adli makamlardır.
Giderler ve gerekli bilgileri polisle ve savcılıkla paylaşırlar.
Böylelikle bir soruşturma sürecine girilir.
Lakin günlerdir iddia sahiplerinden böyle bir hareket gelmedi.
Sadece söylem ve iddialar var ortada.
Ancak buna rağmen şu ana kadar da ne polis, ne de savcılık herhangi bir adım atmadı konuyla ilgili olarak.
Peki, ama neden?
Nihayetinde bu iddia sahipleri basın önünde böylesi bir konuyu kamuya taşıdılar.
Rüşvet var dediler, yolsuzluk var dediler.
Fakat anlaşılan o ki yazılı olarak şikayet dilekçesi olmadığı sürece yapılan söylemlerin ve iddiaların pek kıymeti yok adli makamlar nezdinde.
Ki şu ana kadar konu ile ilgili herhangi bir soruşturmaya gerek duyulmadı.
Bu da çok ilginç tabi.
Ve/fakat böylesi bir durumda konuya müdahil olanların şikayeti ya da polise ve/veyahut savcılığa doğrudan bir müracaatları olmasa bile polisin ya da savcılığın bu olaya müdahil olması gerekmez miydi?
En azından yazılı basında çıkan, televizyonlarda konuşulan iddiaların sahipleri ile bir iletişim sağlanıp neler olup bittiğini öğrenme gibi bir durumları olamaz mıydı?
Bunu hukukçu dostlardan öğrenmeye çalıştım gün boyu.
Kolay olmadı tabi.
Telefonuna bakan hukukçu bulmak çok zor şu sıralar.
Yoğunluktan tabi.
Ama yine de şansım varmış, fırsat bulup konuştuğum hukukçulardan edindiğim bilgiler oldu bu konuda.
Aldığım bilgilere göre, iddia sahiplerinin önce polise başvurmaları gerektiğini, polis kendisine ulaştırılan yazılı bilgiler ve deliller ışığında soruşturmaya gerek duyulması halinde konuyu soruşturduğunu ve soruşturma tamamlandıktan sonra hazırlanan dosyanın savcılığa sunulduğunu öğrendim.
Ve/fakat bir şey daha öğrendim.
Eğer niyet varsa, polis ve savcılık kamuoyunun önüne gelmiş bu iddialardan yola çıkarak iddia sahiplerinin müracaatı olmasa dahi bu gibi durumlarda soruşturma başlatabilecekleriydi.
Fakat anlaşılan o ki polis ve savcılık bu aşamada böyle bir soruşturmaya henüz gerek duymadı.
O zaman iş iddia sahiplerine kalıyor.
Onların ellerindeki belgeleri ve sahip oldukları bilgileri polisle paylaşmalarından başka bir yol kalmıyor kamu vicdanını rahatlatmak için.
Aksi takdirde bunca iddia yine havada kalmış olacak.


Bu haber 64 defa okunmuştur

:

:

:

: