BM’nin yarım asırdır katkı koyamadığı bir sorun

Bugün Birleşmiş Milletlerin tarafsızlık ilkesi ve sürece dair üstlendiği insiyatifin açıkçası pak fazla işe yaramadığını görüyoruz Kıbrıs’ta.
Bugün Birleşmiş Milletlerin tarafsızlık ilkesi ve sürece dair üstlendiği insiyatifin açıkçası pak fazla işe yaramadığını görüyoruz Kıbrıs’ta.
BM Kıbrıs’ta tarafsızlık zırhını giymiş farklı bir pencereden izliyor süreci.
Malum ki müdahale etme, taraf olma, etki etme gibi bir fonksiyonu yok işlevsel olarak.
Kurum olarak da yarım asırdır devam eden Kıbrıs sorununu hiç bir zaman önceliği haline getirmedi bugüne kadar.
Sürece dair en olumlu adımların atıldığı iddia edilirken de, masa bertaraf olurken de sorumluluk üstlenmekten kaçıyor aslında BM.
İnisiyatif takdirini olabildiğince aşağılarda tutuyor.
Motivasyon ve moral için umut pompalamayı da hep zirveye taşıyor.
Bu noktada BM’nin belki tarafsızlık ilkesi çerçevesinde bu tavrına bir anlam vermek mümkün.
Lakin Kıbrıs sorununda belli bir yol alınmış, taraflar artık bir birlerinin ne istediklerini çok çok iyi biliyorlar.
Duruşları belli politikaları belli.
Pozisyonları olabildiğince açık.
Bu çerçevede BM’nin yapması gerekenler de belli.
Nedir onlar?
Süreçte dengeyi korumak ve koordinasyonu sağlamak.
Yani masanın ahengini düzenlemek.
Bunu bir noktaya kadar yapıyor BM.
Bir noktadan sonra yetersiz kalıyor.
Nitekim 2 hafta önce yaşananlara baktığım zaman bunu çok net olarak da görebiliyorum.
Nasıl mı?
Şöyle ki; malumunuz olduğu üzere taraflar çok uzun bir süredir görüşüyorlar.
Kimin ne istediği veyahut kimin ne istemediği de çok net olarak görülebiliyor artık.
BM’de o kadar tecrübeli bürokratla bu sürece dahil.
O masanın atmosferine etki değil ama denge kurabilmek koordinasyonu sağlayabilmek ve bir yerde sürecin akıbetinin nereye gideceğini öngörmek durumundadır yaşanan gelişmeler ışığında.
Ama kısa geçmişte BM’nin bu özelliklerinde tam da etkili olamadığını görüyoruz, gözlemliyoruz.
Kaldı ki bugün için ortada yaşanan bir hadise var.
Bunun eğrisini doğrusunu kestirebilecek deneyimde BM bürokratlarının olduğu da bir gerçek.
Bundan mütevellit taraflar arasında gerilen bir zeminin olduğu çok açık.
Elbette Rum temsilciler meclisinin almış olduğu Enosis Plebisitinin yıldönümü olarak Rum okullarında kutlanması ve anılması karşısında kararın iptali konusunda BM’nin böyle bir yaptırım gücü yok.
Böyle bir yetkiye de zaten sahip değil.
Ve/fakat bunun masaya yansıyacak olması ihtimalini gözden kaçırmış olamazlar diye düşünüyorum.
Dolayısı ile böylesi bir atmosferde gelişen görüşmelerin ne denli gergin ve hatta kırıcı olabileceği belliydi.
O halde BM burada bir denge oluşturabilmeliydi taraflar arasında.
Yani masanın dağılmasını önleyebilecek hamleler yapabilirdi.
Yapmadı, yapamadı.
Ne yapabilirdi mesela?
Masada o gerginlikler yaşanmadan durumu öngörebilir ve o günün görüşmek için doğru bir gün olmadığını taraflara anlatıp, daha ileriki bir güne tarih organize edebilir ve belirlenen o tarihe kadar da tarafların ortamını yumuşatabilecek öneriler getirebilirdi.
BM olarak, taraflar arasında yaşanması kuvvetle muhtemel olan sürtüşmelere fırsat vermemek için öncesi BM gelinen noktaya tepki koyar ve sürece bu şekilde müdahil olmak istemediğini taraflara bildirebilirdi.
Bunların hiç birisini yapmadığı gibi, mevcut masanın da basit tavırlarla dağılmasına seyirci kaldı.
O kalkmış kapıyı çarpmış, diğeri beklememiş ayrılmış, gelmiş bulamamış..
Yok sigara içmeye çıkmış falan filan.
Nerede kaldı BM’nin denge kurucu rolü.
Diplomasi, ciddiyet…
Yok.
Ha samimiyet derseniz o hiç yok...
Bu haber 79 defa okunmuştur

:

:

:

: