Uyansak da kabus bitmeyecek

Git gide normalleşiyor.
Git gide normalleşiyor.
Her gün olmasına, acılara, gözyaşına, feryatlara, ocakların sönmesine, çocukların öksüz kalmasına alışıyoruz.
İçimde tarifsiz bir acı var, gerçekten anlatmam mümkün değil.
Tüylerim diken diken oluyor, her haberde, her görüntüde, her ambulans sesinde.
Ölmek bu kadar basit ve normal olamaz.
Sıradanlaşıyor, ama gerçekten normal değil, yaşanan hiçbir şey sıradan değil.
Esasında bu ülkede yaşanan normal bir şey yok.
Herhalde biri bu ülkeye yukardan baksa göreceği şudur;
“Hiçbir şey yapmadan, sadece konuşan, birbiriyle didinen insanlar topluluğu”.
Nedir ki engel, biz yapacağız, ben, sen o, diğerleri, yapmayın diyen yok.
Şaka değil, günlük bir olay değil.
Ölüyor insanlar, daha ne olsun, yollarda, araçların altında, suçsuz yere, günahsız, habersiz.
En kötüsü artıyor bunlar ve artmaya devam edecek, insanlar ölmeye, çocuklar yaşamın en başında yalnız kalmaya, hayata yenik başlamaya devam edecek.
Kimin umurunda, bedelini kim ödeyecek, sorumluluğu kim alacak?
Birileri sürekli konuşacak, sürekli anlatacak, laf üretecek, bir başkaları da bu lafların önünde el pençe, ceket iliklemeye devam edecek.
Kaybeden yine toplum, ben, sen, o, bizler olacak.
27 Ocak 2014 de yine bu köşede şunları yazmıştım;
“Trafikte sözü bitirmeyeceğiz.
Çünkü öyle bir yer yok.
Bu defa sineye çekmeyeceğiz.
Her fırsatı, her ortamı, her cümleyi kullanacağız.
Soru şu;
Ne yapılabilir?
Yapılabilecekler mutlaka ki çok, ama önce niyet gerekli.
En başta devleti yönetenler ciddi ve radikal adımlar atmalı.
Bir sallanmalı, kendine gelmeli, ayakları yere basmalı.
Çaresiz değil, çare olmalı.
Devlet yönetmenin ciddiyetini, sorumluluğun ağırlığını, omuzlarına almalı.
Olduğu yerin, önemini farkına varmalı.
Devlet olmak kolay değil, devlet olmak en başta ciddiyet ister.
Devlet olmak otorite gerektirir, devlet ahbap- çavuş ilişkisiyle değil, ciddi ve otoriter yönetim mekanizmasının eksiksiz çalışmasıyla başarılır.
Devlet öncelikle insanını korur, üstelik her türlü tehlikeye karşı.
Devlet otoritesi vatandaşının yediğinden, içtiğinden, yürüdüğü yoldan, yaşadığı evden, soluduğu havaya kadar birinci derecede sorumludur.
Devlet taraf tutmaz, devlet sadece kazançlı olanları düşünmez.
Trafikte sözü bitirmeyeceğiz.
Trafikteki tüm söz sahibi kesimleri bir noktada toplayıp, bilimsel, tecrübe, iyi niyet ve ön yargısız bir şekilde, faydalanılabilecek ne varsa toparlanmalı.”
Peki, nereden başlamalı, sadece yollar, sadece sürücüler, sadece kurallar, cezalar mı?
O kadar genel bir konu ki, birçok etken iç içe.
Girne dağ yolunda yaşanan kaza ile Geçitköy’deki kamyon kazasının ne farkı var?
Yine iş aracı, yine kuralsız, yine yasaları takmayan bir sürücünün ve işverenin sebebiyeti.
Ve bu ülkede eşini kaybeden bir kadın, acısından öldü.
Daha ne olsun, 40 günlük bir bebek yalnız kaldı, 3 gün içinde bir aile yok oldu.
Var mı bunun izahı, geri dönüşü, karşılığı.
Bir yerden başlanmalı, giden bu canlar, başkaları gitmesin diye örnek olmalı.
Organ nakli gibi başkalarının hayatını kurtarmalı.
Sanal bir düzenin, trafikle sınavını yaşıyoruz.
Sanal hayatımız o kadar derin ki uyanmaya korkuyoruz.
Bu gidişle uyansak da kabuslar görmeye devam edeceğiz.
Bu haber 465 defa okunmuştur

:

:

:

: