Bizde yiğit tükenmez

Çanakkale zaferinin 102.yıl dönümünde, düne ve bu güne şöyle bir bakalım istedim.
Çanakkale zaferinin 102.yıl dönümünde, düne ve bu güne şöyle bir bakalım istedim.
Birkaç misal üzerinden Çanakkale özelinde bu milletin hasletini görmeye çalışalım. Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesiyle o cephede yaşadığı manzaraya bakıyoruz. 'Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 m. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir korku göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik edilecek bir örnektir.
Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale Muharebeleri'ni kazandıran bu yüksek ruhtur.'
Vatan kavramının neye karşılık geldiğini gösteren bir başka misal de Kınalı Hasan’ın hikayesidir. Hasan, Daha bıyıkları terlememiş bu delikanlıdır, kendisi gibi gencecik arkadaşları ile beraber yayan yapıldak günlerce yürüyerek Yozgat’tan çıkıp Çanakkale’ye ulaşmış. Burada sayısı azalan birliklere yapılan takviyeler esnasında 64. Piyade Alayı, 1. Tabur, 2. Bölüğe intisap edip çakı gibi Mehmetçik olmuştur arkadaşları ile birlikte. Yeni gelen askerlerle tanışırken Hasan’ın başındaki kına bölük komutanı Sırrı Bey’in dikkatini çeker. Cepheye gelen askerlerin sağ ellerinde, sağ elinin üç parmağında ya da sağ ayağının parmaklarında kına görmeye alışıktı Sırrı Bey ama baştaki kınayı ilk defa görüyordu. Hasan’a bunun manasının ne olduğunu sorduğunda Hasan utandı, üzüldü ve dedi ki komutanına:
Komutanım, buraya geleceğim vakit anam yaktı bu kınayı. Ben de niye diye sormadım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse bir mektup yaz da sor bakalım, biz de öğrenmiş olalım.
Hasan:
-Ben yazı yazmasını bilmem ki komutanım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse sen söyle bölük yazıcısı yazsın köyüne, bakalım ne cevap gelecek?
Hasan:
-Baş üstüne komutanım.
Bir istirahat anında bölük yazıcısı Hasan’ın yanına gelir. Hasan söyler, o yazar. Selam kelamdan sonra Hasan, bulunduğu yerin güzelliğinden, çiçeklerin kokusundan, arkadaşlarının dostluğundan, komutanının tatlı dilinden bahsettikten sonra, konuyu kınaya getirir.
– Anacığım, kumandanım saçımdaki kınayı sordu, ben bilemedim. Arkadaşlarımın arasında mahcup oldum. Kınanın bir mânâsı varsa bildir de kumandanıma söyleyeyim.
Aradan iki aya yakın belki fazla zaman geçmiştir. Bir gün Yüzbaşı Sırrı Bey’in bölük karargahına birkaç mektup ulaşmıştır. Yozgat’ın Sarıkaya İlçesi Kara Yakuplar köyünün köy katibi mektubu Hasan’ın anasına ulaştırmış ve anasının söylediklerini de yazıp cepheye yollamıştır. Yüzbaşı Sırrı Bey mektubu alarak okumaya başlar. Mektup da Hasan’ın anası şunları yazmıştır:
“Yavrum, Hasanım, Kınalı Kuzum,
Mektubun geldi, sanki dünyalar benim oldu. Köy kâtibi okudu, ben ağladım. Kumandanını pek sevmişsin, ne güzel! O senin babının yarısıdır. Sakın ola yavrum kumandanının emrinden çıkma, önünden aykırı geçme. Ateşe bas dese basasın yavrum. Kars’tan, Siirt’ten, Adana’dan, Uşak’tan arkadaşların olmuş. Birbirinizi çok sevip iyi geçinirmişsiniz. Elbette öylesi yakışır yavrum. Onlar senin dünya ahret hakiki kardeşlerindir. Sakın onları incitme yavrum. Sütümü sana helal etmem. Kumandanın saçındaki kınayı sormuş. Bunda bilmeyecek ne varmış ki yavrum? Bizim burada Allah için kurban seçilen koçların başını kına ile süslerler. Ben de dört kardeşin içerisinde en çok seni sevdiğim için seni vatan, millet ve Allah yolunda kurban olarak seçtim. O yüzden başını kınaladım.
Anan Hatçe”
Sırrı Bey, iki gözü iki çeşme mektubu okur. Sonra posta erini çağırır.
-Şu Yozgatlı Kınalı Hasan’ı bulun bakalım. Mektubunu ona ben okuyacağım, onun okuması yoktu.
Çok geçmez posta eri geri döner.
-Kumandanım Hasan bir hafta önce Arıburnu’ndaki şiddetli muharebede Hakk’a yürümüş.
Sırrı Bey, orada gözyaşlarına hakim olamaz. Düşmanın onca güce rağmen Çanakkale’yi neden geçemediğini bir kez daha anlar…

Bir başka kahramanımı Seyit Onbaşı, O meşhur, mermiyi kaldırıp tek başına topun namlusuna sürme hadisesinden sonra komutan diyor ki” bir kere daha kaldır da bir resim çekelim” mümkün değil komutanım o hadise ancak o şartlar altında yaşandı şu an o mermiyi kaldırma imkanım yoktur buna gücüm yetmez diyor. İki yüz yetmiş altı kiloluk bir mermi kalkar mı kalmaz elbet. Komutan diyor ki Seyit büyük bir iş başardın seni ödüllendirmem lazım ne istersin. Seyit’in cevabı manidar. ”Komutanım ben pehlivan yapılı bir adamım düşman karşısında güçlü olmam lazım bana yarım değil de tam ekmek verilse” emir veriliyor Seyit tam ekmek alacak. Lakin yemek vakti geldiğinde Seyit, aldığı ekmeği geri bırakıyor ve arkadaşlarım yarım ekmekle idare ederken ben tam ekmek alamayacağım buna gönlüm razı olmadı diyor.
İşte bütün meseleyi özetleyen budur. O zaferi kazanan büyük küçük her ferdiyle Bu milletin azmi ve imanıdır. Rabbim bütün şehitlerimize rahmet eylesin.

KOCA SEYİT

Havran dağlarının genç pehlivanı,
Vatan sevdasının eri Seyit’im.
Şu boğaz harbinin has kahramanı,
Namı “Koca” boyda iri Seyit’im.

Dört cephede savaş amansız çetin
Silah ne güvercin bilir ne zeytin
İstiklali tehlikede milletin
Vatan seni bekler yürü Seyit’im

Talihime kara yazı yazıldı
Daha ben ölmeden kabrim kazıldı
Kınalı kuzular saf saf dizildi
Binlerce kuzudan biri Seyit’im

Yedi düvel bu cephede derildi
Ölümüme kati karar verildi
Zalim düşman boğazıma sarıldı
Kovmalısın bunu geri Seyit’im

Hayber’de Ali’nin yaptığı gibi
Kale kapısının koptuğu gibi
Yolladı mermiyi kaptığı gibi
Duruşun titretir yeri Seyit’im

Koca zırhlı alev aldı yanıyor
Amansız savaşın seyri dönüyor
Diller seni dualarla anıyor
Yaptığın atıştan beri Seyit’im

Kim başarmış hak bileğin bükmeyi
Bu milleti vatanından sökmeyi
Ödül olsun diye gelen ekmeği
Götürüp veriyor geri Seyit’im

Al bayrak göklerde dalgalandıkça
Minarede ezan yankılandıkça
Boğaz neşe ile çalkalandıkça
Milletin gönlünde diri Seyit’im
Bu haber 113 defa okunmuştur

:

:

:

: