Atatürk de mi yanlış yaptı?

Türkiye’deki 16 Nisan referandumuna sayılı günler kala KKTC’deki 100 bini aşkın seçmen de 5-9 Nisan arasında sandığa gidecek olmanın heyecanını yaşıyor.
Türkiye’deki 16 Nisan referandumuna sayılı günler kala KKTC’deki 100 bini aşkın seçmen de 5-9 Nisan arasında sandığa gidecek olmanın heyecanını yaşıyor.
Muhalefetin, güçlü bir lider ve istikrar öngören Cumhurbaşkanlığı sistemine eleştirileri sonunda gelip “Tek adam” söylemine dayanıyor.
Peki durum aslında ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine damga vuran liderler, şu an ki parlamenter sistemden çok mu hoşnuttu?
“Evet” isteyenlerin dediği gibi cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki olası bir uyumsuzluk, gelecekte ülke için tehlike oluşturur mu?
Bunu son Gül ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı dönemindeki uyuma baktığınızda cevaplamak kolay. Ama ya öncesi.
Bu memlekette cumhurbaşkanının başbakan önüne fırlattığı anayasa kitapçığıyla nasıl bir devlet krizi yaşandığına şahit olmadık mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı konuşmada tarihsel hafızamızı yokladı.
“Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan İsmet İnönü ile anlaşabildi mi? Anlaşamadı, istifasını istedi. Arkasından İnönü geldi, o da anlaşamadı. Merhum Demirel, Özal hepsi başbakanlarla rahatsızlıklar yaşadı” diye hatırlattı hepimize…
Türkiye tarihine damga vuran bu liderler hatalı mıydı? Yoksa sistem Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında böyle bir çatışmayı özellikle mi yaratıyordu?
Bunun tek cevabı var.
Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Türkiye’ye tarihinin gelmiş geçmiş en hızlı koşusunu, kalkınmasını yaptıran Mustafa Kemal de bu sistemde başbakan ile problemler yaşadığına göre ve hatalı olmadığına göre, suçlu sistemdi.
Ne yazık ki o günden bu yana hiçbir siyasi irade bu sistemi değiştirmeye cesaret edemedi.
Prangalarından kurtulan, daha hızlı kalkınan bir Türkiye için istenen Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkanlara göre, Mustafa Kemal, İnönü, Özal ve Demirel’in yaşadıkları sıkıntılar sanki hiç yaşanmamıştı.
Sanki bu saydığım tarihsel kişiliklerin hepsi, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde olduğu gibi hükümet ile uyum içinde çalışmıştı.
Sadece buna verilen cevap bile, evet tercihinin içini doldurmaya yeter de artar bile…
Bir kere Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmeye başladığı tarihten itibaren zaten ok yaydan çıkmıştır.
Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı doğrudan halka hesap vermekle mükelleftir. Dolayısıyla hükümet de seçilerek iktidara geldiğine göre, iki seçilmiş odak arasında sürtüşme kaçınılmazdır.
Çünkü ikisi de başka başka vaatlerle iktidara gelebilirler.
Söyleyin bana.
Şu an seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın “ben söz verdim, bunu yapamam” dediği bir konuda, yine seçilmiş bir hükümet “biz de söz verdik, yapacağız” derse ne olacak?
Bu soruyu şu anki Erdoğan ve AK Parti hükümetindeki uyumu göz önüne alarak cevaplamayın.
Zira ikisi de sonsuza kadar aynı anda iktidarda olacak değil.
Mesele bu kadar basit aslında.
Ama yok eğer mesele Türkiye değil, Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve kişisel kavgalarsa söz zaten biter.
O söze de cevabı, 5-9 Nisan arasında KKTC’de, 16 Nisan’da ise Türkiye’de halk verecektir. Bekleyip göreceğiz…


Bu haber 104 defa okunmuştur

:

:

:

: