Yeni gün...

Uykumu alıp da uyandığımda bana armağan edilen yeni güne bir seviniyorum ki! Bir gün daha...
Uykumu alıp da uyandığımda bana armağan edilen yeni güne bir seviniyorum ki!
Bir gün daha...
Birine elinizi uzatmak için...
Gülümsemek için...
Merhabalar için...

En önemlisi de sevmek için...
Sakın geç kalmayın...
GÜNAYDIN...

HAYATIN YIRTIK CEBİNE...
Hayatın YIRTIK cebine hayallerimi dolduruyorum...
Yola çıkıyorum sonra...
Yaşam ormanında dökülüyorlar birer birer...

Derken KURT çıkıyor karşıma...
Hayallerime baka baka dönüş yolumu buluyorum...
Ayşe TURAL

CESUR OL...

Küçük çocuk korkularımızı üstümüzden atamazsak yaşayamayız. Korkarsak yaşayamayız. Yaşayamazsak yaşamın tadını tuzunu anlayamayız. Kabuğumuzu kırıp dışarı çıkmalı, tıpkı bir deniz ürünü gibi...

Aksi halde kalkerli tabakanın içinde büzülüp dışarıyı gözleriz... O zaman o sahilde bir ömür bekleyebiliriz. Ara sıra dalgalar bizi bir-iki adım öteye itecek... Hepsi bu...

Bizden cesurların açık denizlerde neler yaşadığını asla öğrenemeyiz o zaman.... Korkak insanlar hiçbir duyguyu doya doya yaşayamazlar... Öyleyse sen CESUR
ol...

İKİ AYRI ANLAM
sen
bir başka anlamsın
ben bir başka
ayrı ayrı anlamlar yaşamalıyız seninle...
iki ayrı anlam
iki ayrı anlam
çooook anlam demektir...

ikisi bir olursa
eksilir bir şeyler
SEVGİ eksilir
DÜŞ eksilir
AŞK eksilir...
Ayşe TURAL

YAŞAMIN RENKLERİNDE BULUŞMAK…
Ne zaman renklendirmeyi öğrendik yaşamımızı… Kendi adıma söylemem gerekirse, sanırım çok küçük yaşlarıma kadar gidiyor bu farkındalık... Anılarıma bakıyorum...
Büyükannemin bahçedeki mor zambakları suladığı zamanlar olabilir yahut dedemin marangoz tezgahından dökülen, mis gibi reçine kokulu talaşları toplarken de olabilir. Annemin kuru fasulye kaynayan tencerenin kapağını kaldırdığı anda evi saran yemek kokusunda belki…
Yağan karı minik avuçlarımla tutmaya çalıştığım ama eriyiverdiklerinde dudaklarımın büküldüğü zaman… Kelebek yakalamak isterken elime batan dikenin acısı… Bilmiyorum… Bu gün de hayatıma renkleri davet etmekten vazgeçmiş değilim...

Aslında renkleri davet ettikçe insan, HAYATI RENKLENİYOR...

BU GECE
bu gece
dolunaya söz verdim
seni düşüneceğim...
gözlerimi kapatıp
gülümseyişini göreceğim...
gece meltemi yardım ederse
kokunu damıtıp içime çekeceğim...
bu gece
seni düşüneceğim
ne kadar uzakta olursan ol
sevgimi avuçlarıma alıp
yıldızlara üfleyeceğim
gecenin rengine sarınıp
kucağındır diyerek
düşlere dalacağım...
Ayşe Tural

DEĞİŞİM...
Gelişimde önemli olan ilk basamak değişimi istemektir. Değişmeyi ne kadar istiyorsunuz? Buna ne kadar hazırsınız? Kurallarınızı, kemikleşmiş bakış açınızı ne oranda değiştirebileceksiniz? Zaman içinde buna kendiniz karar verirsiniz…

Unutmayınız!
Değişimi yürekten istemelisiniz ve değişmeye hazır olmalısınız.
Hiçbirimizin sihirli değneği yok, bir dokunuşta kendimizi değiştiremeyiz... Aslında büyük adımların başlangıcı küçük adımlardır...

DÜNYA
sesini duyduğun an
dünyalar benim oluyor
meğer insanın ne kadar çok
DÜNYAsı varmış.
Ayşe TURAL

ADINIZ A HARFİYLE BAŞLIYORSA...

Adımı çok severim... Anlamı AYIŞIĞI demektir. Ona yakışır davranmaya da bayılırım. Güneş kadar değilse bile alçak gönüllülükle dünyamızı aydınlatır ya...
Adınız A harfiyle başlıyorsa telefon mesajlarınızda atlanamayacak kişisiniz demektir. İlk isimlerden biri sizsiniz... Özel günlerde sanırım ilk mesajlar bana geliyor...
Beni düşündüğünüz, beni sevdiğiniz için sonsuz teşekkürlerimle...
SEVGİLERİNİZ İÇİMİ ISITIYOR...

EKMEK KAVGASI
ekmek
aslanın midesine inmiş
ne çıkar
biz bütün aslanları
kafese kapattık zaten
anahtarı cebimizde...
Ayşe TURAL

' Beni bana döndürüyorsun... Seninle kendimi buluyorum...'

KAYIP
öyle alışmışız ki
her şeye 'evet' demeye
HAYIR diyeni görünce
şaşıp kalıyoruz...
AHFEŞ'in keçisini de geçtik çoktan
boynumuz koptu
kafa sallamaktan...
(Ahfeş: Yunanlı bir filozof)

GÜNEŞ BATARKEN...
Akşam oluyor... Batan güneşe karşı yol alıyorum...
Gözlerim kamaşıyor.
Bulutlara bakıyorum, pembeye boyanmışlar hafiften.
Dağlarda da güneşin fırça izi var.
Çocuk gibi seviniyorum...

Düşünüyorum, batan güneş kadar olabilmeli insan...
Bir yerlerde iz bırakabilmeli..
Yüreklere dokunabilmeli mesela...
Birini can kulağıyla dinleyebilmeli... Yürekten gülümseyebilmeli gözlerinin içine bakarak...
Huzur dolu akşamınız olsun...

GÖKYÜZÜ
bugün
portakal rengi güneş
pamuk şekeri bulutlar
mavinin en derini
yeşilin en acarı...

şaşırdı gökyüzü
çıldırtmaya niyetli beni
deli gömleği giydirirler adama
şıkır şıkır oynarsam...
Ayşe TURAL

GERÇEK DOSTLAR...
Biliyorum sizler de tıpkı benim gibi düşünüyorsunuz. Eski dostlarınız, leb demeden leblebiyi anlayan cinstendirler. Neden mi? Çünkü onlar sizi, siz de onları yıllardır iyice tanımışsınızdır. Yerlerini asla, kimse alamaz...
Bazen kalabalık gruplar içinde bile bakışarak anlaşırsınız. Aklından geçenleri okursunuz adeta... Söze aynı cümlelerle başladığınız bile olur... Eliniz telefona uzanır, bakarsınız sizden önce davranmış... Alo, derken sevinçten içiniz titrer...
Dostluklar, gerçek dostluklar tamı tamına bu tarifime uyar. Bu nedenle vazgeçilmezdirler.
Bizler, gerçek dostlukları tanıdık gençler! Sizler de bizim gibi sağlam dostluklar, kalıcı gönüldaşlar bulabilecek misiniz?... Aynı yola baş koyacak yoldaşlar bulabilecek misiniz? Sırlarınızı gönül rahatlığı ile paylaşabileceğiniz dostlar ediniyor musunuz?
Sevgiyle, dostlukla kalın efendim...

AZ ÖNCE

'Seni seviyorum...' demeden önce
az önce
kulak vermeliyim yüreğime
vuruşları ne kadar gerçek
ve
ne kadar güçlü diye...

gözlerine bakmadan önce
az önce
kirpiklerim titremeli bakışlarından...

ellerim ellerine değmeden
değmeden önce
avuçlarının sıcaklığını hissetmeliyim...

öpüşlerine uzanmadan önce
az önce
duraksamalıyım, beklemeliyim...
kor alev yanıyorsa içim
delice çarpıyorsa kalbim
susuzluktan çatlıyorsa dudaklarım...
öyleyse gerçekten
SENİ SEVİYORUM....
Ayşe TURAL

YENİDEN YAŞAMAK...
Bir sokağı yaşamak mesela...
Ya da tepeden tırnağa çiçek açmış
bir ERİK ağacını yaşamak...

Bir şehri solumak belki...
Bir semti sevmek...
Hoş olmaz mı?
Bir kelebek kanadında uçmak...
Bir kaplumbağa sırtında keşfetmek dünyayı...

Bir aşkı mesela...
Bir aşkı yaşamak...

Tutmak elinden sımsıcacık...
CAN yangını saatler...

Haydi, elinizi çabuk tutun...
Hayat sizi buruşturup bir kenara fırlatmadan...

YOKSUN

düşlerimin mevsimsiz bahçelerinde
akşam sefaları açıyor
sen açıyorsun...

bütün parmaklarını
tek tek öpüyorum
bir, iki, üç, dört...

zaman
NİSAN da olabilir mayıs da
yeter ki eylül olmasın...

gözlerimi kapatıyorum
arzularım dizginlenemez oluyor...

önce
saçlarım tutuşuyor
ardından dudaklarım
tenim yanıyor ardından
hem de alev alev...

gözlerimi açıyorum
pencerede yoksun
uçuşan perdelerde de
kahroluyorum...
Bu haber 101 defa okunmuştur

:

:

:

: