Referandum ve sonrası

Sandık başına gittik. Bir kez daha ülkenin yönetiminde tercihimizi sandıkta
Sandık başına gittik. Bir kez daha ülkenin yönetiminde tercihimizi sandıkta belirttik. Bu kez seçim değildi sandığa gidiş sebebimiz. Kazananı, kaybedeni herhangi bir siyasi parti veya liderden çok daha büyük, risk çok daha muazzamdı...
Kimilerimiz oya sunulan anayasal değişiklikleri kaçınılmaz görüyor, bunlarla ülkenin yeni bir seviyeye çıkarılması imkanı bulunacağına inanıyordu. Bazılarımız da tam aksine bu değişikliklerle Türkiye demokratik yaşamı ciddi bir tehdide maruz kalacağını, güçler ayrılığı temelli parlamenter demokrasinin yerini güçler birliği getirecek tek adam rejimine bırakacağını düşünmekteydiler.
Hangi görüşe inandığımız fark etmez esasında. Aynı gemideyiz. Kazanan da, kaybeden de hepimiziz. Ondan dolayı bu kez kazanan veya kaybeden ne bir parti ne de bir siyasetçi. Ya hep birlikte kazandık, ya da hep birlikte kaybettik. Yarın ne olacağı mı daha önemli, dün ne olmuştu mu? Bir nokta koyma zamanı gelmedi mi bu boş tartışmalara. Birlikte, ama hep birlikte yanak yanağa, dayanışma içerisinde, veya farklı görüşlerle fakat yapıcı bir anlayışla işbirliğine girerek ortak bir gelecek kurmaya yönelebilecek miyiz? Bir birimizin boğazına sarılmak, görüşümüzü ama ille de bizim görüşümüzü dayatmak yerine ortak paydada buluşup birlikte bir gelecek kurabilecek miyiz? Soru artık bu olmalıdır.
Endişeliyiz tabii ki. Maalesef, ayrışma, kutuplaşma, reddetme, inkar etme ve benzeri her türlü ötekileştirme takıntıları ülkenin içerisine düştüğü durumu yansıtmıyor mu?
Nasıl oluyor bilinmez, duruşu, görüşü, fikri ne kadar arızalı arkadaş var ise bir yerlere baş danışman yapılmışlar. Son dakikada birisi 'eyalet' bombasının pimini çekip ortaya yuvarlıyor, bir diğeri sanki dalga geçer gibi 'Evet propagandası çok zor şartlar altında yapıldı' deyip insanların zekâsıyla dalga geçiyor. Sanki 'Hayır' sloganlarıyla döşeli propaganda araçları Yunanistan'da iktidarın çizgisindeki belediyelerce, veya polisçe engellenmiş, halka ulaşmalarına imkan verilmemiş gibi. TRT'den özel televizyonlara, neredeyse tüm yazılı basın üstelik de bazı günler aynı başlıklarla hangi kampanyaya destek verdi. Toplu açılışlar ve sair devlet ödenekli etkinliklerle sadece bir 'Evet' kampanyası yürüten siyasetçinin sadece son iki ayda 15,000 kilometre yol kat ettiğini övünerek anlatmadı mı televizyonlarda, gazetelerde iktidarın bazı önde gelenleri?
Bu danışman meselesinde ciddi bir arıza olduğu kesin... Yoksa bu kadar saçmalama arka arkaya gelmezdi. Kraldan fazla kralcı olmaya çalışmak, maalesef, şahsiyet sorunu bulunan kişilerde hep olagelmedi mi?
İyisiyle, kötüsüyle bu tartışmalar geride bırakılmalı bugün. Dün olan oldu. Yanlış veya doğru, ne olduysa oldu. Bugün yeni şeyler söylemek zamanı demedi mi Mevlana?
Bazı aklı evveller referandum sonrasında Türkiye'nin dış siyasetinde bazı sapmalar olabileceğine inanarak büyük hatalara girdiler, veya girmek üzereler. Bu enayilerin en önde geleni Kıbrıs'taki alkol sıkıntılı Rum liderliği. Uydurma bir Enosis plebisiti anma krizi çıkarttılar. Kıbrıs Türk lideri Mustafa Akıncı'nın bile 'Bu kadarı olmaz. Bu durum görüşme, federasyon kurma fikriyle bağdaşmaz' deyip görüşmelerden çekileceğini bile isteye faşist Elam'ın arkasına saklanarak bu adımı attılar. Amaç ne idi? 16 Nisan'a kadar bir şekilde Kıbrıs görüşmelerini ötelemek. Niye? 16 Nisan sonrasında Türkiye Kıbrıs'ta daha büyük taviz verebilirmiş...
Ne oldu. Kriz yaşandı, aşıldı ve nihayette 16 Nisan'a beş kala tekrar başladı. 16 Nisan arifesinde Ankara en üst seviyeden tekrarladı: Kıbrıs siyasetimizde değişiklik yok. Türkiye'nin garantisi, adadaki askeri varlığı, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği kırmızı çizgilerdir, dokunulamaz. Yine aynı seviyede Türkiye'nin doğu akidenizdeki hidrokarbon faaliyetlerinin gerek Kıbrıs Türkü gerekse Türkiye çıkarlarından milim taviz verilmeden devam edeceğini ve bu maksatla yakında bölgeye bir gemi gönderilebileceği açıklandı. Sonra? Rumların Haziran'da, Temmuz'da girişebilecekleri yeni oldu bittilerin, petrol ve gaz çalışmalarının misliyle cevaplandırılacağını, asla oldu bittilere boyun eğilmeyeceği uyarıları yapılmadı mı?
Demek ki Kıbrıs'ta önümüzdeki günler biraz sıcak geçecek.
Avrupa Birliği ile hemen önümüzdeki günlerde son bir 'fırsat kapısı' aralanacak. En azından Ankara böyle bir gelişmeyi ön görmekte. Avrupa Birliği ile yaşanan krizlere rağmen vize serbestisi konusunda Türkiye'nin son bir öneri yapacağı ama AB'den benzer bir yaklaşım görmemesi ve hatta bir tırmanma ile karşılaşması durumunda ipleri tereddütsüz kesmeye hazır olduğu söylenmekte.
Bu ve Rusya ile olası yeni bir tırmanma Türkiye'yi kısa dönemde 'referandumda kim kazandı' sorusundan çok daha önemli kararlar almaya zorlayabilecektir.
Bu haber 128 defa okunmuştur

:

:

:

: