Arabesk

Bir insan, bir başka insana kıymışsa, esas sorun budur.
Bir insan, bir başka insana kıymışsa, esas sorun budur.
Can almanın, kıymanın, cinayetin, erkeği, kadını, dili, dini, ırkı olmaz.
Sorun budur, öz, gerçek, önemli olan bir insan yaşamının, bir başka insan istedi diye sonlanmasıdır.
Her ülkede yasa dışı, asayişi, huzuru bozucu, üzücü olaylar yaşanıyor.
Herkesin hataları, kusurları, yanlışları var.
Kötülükler, insana yakışmayan davranışlar, bu sebeplerle açıklanabilir mi?
Bizdeki sorun bunların artması, artarken, sıradanlaşması ve kimsenin bunları dert etmemesidir.
Kimse, kimse istedi diye, yaşam şart ve koşullarından, inançlarından, yaşamdan beklentilerinden vazgeçecek değil.
Değiştik, değişiyoruz, 1974 sonrası, geçmişi olmayan, kökleri olmayan, memleketten beklentileri farklılaşan, yabancılaşan bir nüfus yaratıldı.
Bu ülkenin gençleri, genç nesilleri memleketi tanımıyor.
Kültür değişiyor, yozlaştıkça, yozlaşıyor.
Bu düşünce, bu ülkeye sonradan gelen insanlar için oluşmuş değil.
Artık arabesk yaşıyoruz, şarkılar, yemekler, günlük ilişkiler, televizyonda ki filmler, diziler hep acı, hep kahır.
Arabesk kültür yerleşti kuzey Kıbrıs'a.
Bu kültür esasen Ortadoğu kültürüdür, kaderidir, yaşantısıdır.
Umutsuzluk, gözyaşı, keder, kadercilik, önce Anadolu'nun sonra kuzey Kıbrıs'ın gerçeği oldu.
O Anadolu ki, ne âşıklar, ozanlar, ezgiler çıkarmış, destan olmuş, dillere yerleşmiş, dünyaca bilinmiş, kültür olmuş.
Mevlana'yı, Yunus Emre'yi, Pir Sultan Abdal'ı, Karacaoğlan'ı, Âşık Veysel ve daha nice önemli isimleri yetiştirmiş Anadolu kültürü.
'Gel gel ne olursan ol yine gel' diyen bir hoşgörüdür Anadolu.
O Anadolu ki, bugün dışarıdan gelmiş arabesk kültürüne teslim, bu durum uzun yıllardır devam ediyor.
Arabesk artık bir yaşam biçimi, bir kültür, kader, çaresizlik.
Bunlar elbette bize de yansıdı.
Ülkeye gelen kontrolsüz nüfus, her ülkeden yabancı öğrenci, tabi ki yanında ülkesinde, hayatında olanları da getirecek.
Zaten getiriyor da, bu sebeple bize yabancı olaylar, alışkın olmadığımız kültür farklarını yaşıyoruz.
Son günlerde yaşanan, derinden etkileyen, üzücü kadın cinayetleri bunlardan ayrı tutulabilir mi?
Tutulamaz, çünkü o kültürün anlayışı özellikle kadınlar üzerinde 'ya benimsin, ya toprağın' düşüncesidir.
Kadında da bunun çaresizliği, kültürel ve sosyal çevre gözündeki alışmışlığı vardır.
Maalesef bu böyledir, fakat en başa dönersem, önemli olan bu acımasızlıktır.
Bunun dini, dili, ırkı yoktur.
Ama bize uyum sağlayamayacağımız bir düşüncenin ağırlıkta olduğu da bellidir.
Bu sorgulanmalı, toplum kendine, sokağına, mahallesine sahip çıkmalı.
Herkes bir köşeye çekilmiş, yaşanan her ne varsa, kendi evinden uzaktaysa sorun yok.
Köyler, mahalleler, sokaklar boşaldı, insanlar buraları bıraktı gitti.
Daha merkezi yerlere, Gönyeli, Lefkoşa, Girne gibi şehirlere yerleşti.
Merkezden daha uzak yerleri arabesk'e bıraktı.
Oysa uzaklaşmak, gitmek, kaçmak sorunu çözmüyor.
Belki kendini kurtarıyor insan, ama 'bizi' terk ediyor.
Kimseyle, gelenle, gidenle sorunumuz yok.
Gelinen yere ayak uydurmaya çalışmak, değiştirmek ve kendine uydurmaya çalışmaktan çok daha kolaydır.

Bu haber 358 defa okunmuştur

:

:

:

: