Kıyafet, boncuk, siyaset

Devlet, egemenlik, söz hakkı diyoruz da, biz inanıyor muyuz?
Devlet, egemenlik, söz hakkı diyoruz da, biz inanıyor muyuz?
Söylediklerimizi, sırf söyleme olsun diye mi söylüyoruz?
Neden söylediklerimizle, yaptıklarımız uyuşmuyor?
Bunca yılın mücadelesi var, peki, bu mücadelenin amacı neydi?
Kıbrıs adasında siyasi eşit ve ortak yönetici olmak olabilir mi acaba?
Ya ayrı devlet, hani önümüze bakacağımız, artık yolumuza gideceğimiz.
KKTC, kendi kendimizi yönettiğimizi söylüyoruz, acaba biz inanıyor muyuz, yoksa mevcut kaynakları mı bölüşüyoruz?
Soruları çoğaltabilirim.
Ama mevcut gerçeği değiştiremem.
Eğitimden, sağlığa, günlük ilişkilerden, siyasete kadar seviye düştükçe, düşüyor.
Yani bu devletin, coğrafya, dünya üzerinde olmasını geçtim, kendi insanında ki yeri nedir?
Yapılan her ne varsa, doğruluğu veya yanlışlığı, suçlayarak, eleştirerek, kişiselleştirerek haksız çıkarma, kazanç elde etme kültürü oluşturuldu.
Devleti yönetenler, makamlarına saygı duymuyor, ki toplum saygı göstersin, sahiplensin.
Bu durum, devlet yönetme ciddiyeti ve sorumluluk alma ağırlığını yozlaştırdı.
Çok önemli, donanımlı, inançlı, kitleleri etkileyen, peşinden sürükleyen siyasetçiler geldi geçti.
Maalesef geldiler ve geçtiler.
Özellikle siyasi partilere Başkanlık yapan, temsil ettikleri ideolojilere kimlik veren, bugünlerin oluşmasını, makamları sağlayan siyasi figürlerimiz oldu.
Fikirlerini, düşünce ve felsefelerini yürüten, bu günlere taşımaya çalışan ideolojik aktörler.
Ulusal Birlik Partisi mesela, Rauf Denktaş, Derviş Eroğlu temsil ettikleri görüşte en çok iz bırakan semboller oldu.
Ya Cumhuriyetçi Türk Partisi, Ahmet Mithat Berberoğlu, Özker Özgür, Mehmet Ali Talat ve ateşli konuşmalarıyla Naci Talat, farklı ideolojilejini temsilcileri oldular.
Bu partiler sadece siyasi parti değil, aynı zamanda siyasi akımdırlar.
Hatırlattığım isimlerin siyaset sahnesinde olduğu zamanlarda siyaset kültürü daha farklıydı.
Üslup vardı, fikir çatışması vardı, daha ciddi, farkı görülen siyasi ideoloji vardı.
Bugünün siyasetine baktığımızda, onca konu, sorun, çözüm bekleyen mesele varken, incir çekirdekleri toplumun zamanını alıyor.
Siyaset kurumu, zamanın ruhunu yakalamalı.
Tufan Erhürman, Kudret Özersay, siyaseti etkileyecek isimler.
UBP Başkanı ve Başbakan Hüseyin Özgürgün de UBP Başkanlığına iddialı ve yenilik adımları atarak geldi.
Bu yenilikleri partiye onaylattı, fakat arkasını, görüş, fikir, iktidar olarak uygulama noktasına taşıyamadı.
Eski alışkanlıklar ve hükümet etme yöntemleri değişmedi, değiştiremedi.
Oysa siyasetin, topluma yansımasının, partisel gelişmenin gereği güncellenmek, yenilenmek, ülkenin, devletin ihtiyaçlarına cevap verecek politikaları her türlü bedele karşı oluşturmak.
Ve siyaset;
Bir yurt dışı gezisini tartıştırmak, gereğini yapmamak, Başbakanın kıyafetini, fiyatını ve nazar boncuğunu konuşmak mı?
Bu tür şahsi tercihler her ne olursa olsun, açıklanmaz, anlatılmaz.
Siyasi rekabet bunlar üzerinden yapılmaz.
Sonuç ne olur bilir misiniz?
Vatandaş 'Memleket iş beklerken, siyasetin uğraşına bak' diyor.
Böyle siyaset olmaz, olursa da bu kadar olur.
Bu haber 344 defa okunmuştur

:

:

:

: