Üretimin desteklenmesini teşvik edecek politikalar

Kuşkusuz ki bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin yegane yolu üretimdir. Zira üretildiği sürece ayakta kalınır.
Kuşkusuz ki bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin yegane yolu üretimdir.
Zira üretildiği sürece ayakta kalınır.
Dolayısıyla üretime dayalı ekonomi her millet için hayati öneme haizdir.
Peki, biz üretebiliyor muyuz?
Ya da yeterince üretime dayalı bir ekonomi tesis edebildik mi?
Açıkçası bu alanda da etkin bir devlet politikamızın olmadığını biliyoruz.
Ancak buna rağmen üretimden kopmuş da değiliz.
Üretmesine üretiyoruz ve/fakat yeterli pazar payını bulamıyoruz.
Ne içte ne dışta.
Yerli üretimi olması gerektiği gibi desteklemiyoruz.
Oysa yerli üretim bu noktada desteklenebilir.
Başta turizm tesisleri olmak üzere bu sektörde yerli üretime katkı sağlanabilir.
Bunlar tabi ki içe dönük basit tedbirler.
Ya da alternatifler.
Ve bunların sistemli ve istikrarlı bir devlet politikası ile ufak tefek çabalarla hayata geçirilmesi mümkün.
Ülkede üretilen ürünlerin ithal edilen ürünlerle rekabet edebilirliğini sağlamak da bu noktada büyük öneme haizdir.
Bunu sadece maliyet ayağı ile sınırlamak gerçekçi olmaz.
Elbette yerli üretimde kalite konusunda belli bir standartın da düşünülmesi gereklidir.
İnsanların özellikle tüketim ayağında alıp evlerine, sofralarına taşıdıkları ürünleri gönül rahatlığı içerisinde tüketmelerini sağlayacak evrensel kriterlere uyum sağlayacak tedbirlerin alınması da büyük öneme haizdir.
Dışa dönük de bir takım çalışmalar yapılabilir.
Bu da mümkün.
Belki çok klişe olacak ama ben hala 70 küsur milyonluk bir Türkiye pazarının da bu noktada yeterince kullanılmadığına inanıyorum.
Çünkü eğer yeterince kullanılmış olsaydı böyle bir pazar bugün ihraç ettiğimiz ürünlerde düşüş değil sürekli yükselen bir potansiyel olurdu.
Ama maalesef böyle bir durum yok.
Tabi burada devlete çok önemli bir sorumluluk düşüyor.
Ama dediğim gibi bu bağlamda oluşturulan ve sürdürülen bir devlet politikamız yok.
Dolayısıyla bireysel çabalar kalıyor bu şartlarda geriye.
Ki o da tek başına yeterli olmuyor.
Tabi mevzu sadece Türkiye pazarı da değil.
Kıbrıs’ın Güney’inde Rumların yaptığı gibi Çin ve Japon pazarlarına da girmenin yolları aranabilir.
Özeliklle hellim üretiminde biz de en az Rumlar kadar iddialıyız.
Patates de yine öyle.
Malum Birleşik Krallık artık AB üyesi değil.
Hal böyle olunca AB ülkeleri için geçerli ve bağlayıcılığı olan birçok konu da olduğu gibi ticari faaliyetlerde de Birleşik Krallık bu çemberin dışında kalıyor.
İşte bu noktada da daha önce “Halkın Partisi” tarafından öne atılan öneriler kapsamında Birleşik Krallık ile ticari olarak bir takım iş birliklerine gidilebilir ki ihraç edebileceğimiz patates, naranciye, süt ürünleri, meyve suları vs. gibi Kuzey Kıbrıs’ta üretilen ürünlerin pazarlanması sağlanabilir.
Elbette bu sadece bireysel girişimlerle sonuca ulaştırılabilecek bir durum değildir.
Devletin de bu noktada üretime dayalı tesislere yönelik bir takım teşvik edici adımlar atması ve bunu desteklemesi illa ki gereklidir.

Bu haber 88 defa okunmuştur

:

:

:

: