Barış dilini kaybedersek

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan antlaşma gereği Barbaros Hayrettin Paşa gemisi sismik araştırmalar yapmak üzere adaya geldi.
Türkiye ile KKTC arasında imzalanan antlaşma gereği Barbaros Hayrettin Paşa gemisi sismik araştırmalar yapmak üzere adaya geldi.
Şu ana kadar nasıl bir araştırma yaptığını bilmiyorum, lakin önceki gün Rum otoritesine bağlı denizcilik biriminden bir uyarı aldı.
Uyarının sebebi aslında Güney Kıbrıs açıklarında bulunması.
Güney Kıbrıs’tan gelen bu uyarı bildirimine ise gemi kaptanının bilgisi dahilinde mehter marşı ile karşılık verilmiş.
O anda geminin kaptanı ne düşünüyordu?
Nasıl bir ruh halindeydi?
Elbette bilemiyorum.
Ve/fakat takındığı bu tavırın doğru olduğuna inanmayanlardanım.
Velhasıl kaptan o anki ruh haliyle tamamen duygusal bir refleks göstermiş olacak ki mehter marşı ile milliyetçiliğin egosunu yükseltmiş.
Olabilir.
Lakin böyle bir yaklaşımın uluslararası deniz hukuku mevzuatında hiç bir hükmü olmadığı gibi somut bir gerçekliğide yoktur.
Dolayısı ile bunun sadece havaya verilen bir gazdan öteye karşılık bulması çok da mümkün değil, zaten bulmadı da.
Hoş bu tür yaklaşımların adada halen devam eden müzakere sürecine de olumlu bir katkı sağlamayacağı çok aşikardır.
Kaldı ki bu gibi hadiselerle bizleri bekleyen akibet saf dışı bırakılmaktır.
Nitekim Kıbrıs sorunu ekseninde Kıbrıslı Türklerin etkin aktör olmaktan bir şekilde uzaklaşması anlamını taşıyor bu.
Öyle ki, bizleri doğrudan ilgilendiren bu sorun, Türkiye ile Kıbrıslı Rumların arasında bir mevzuya dönüştürülmektedir.
Ki bu Kıbrıslı Türkler adına son derece endişe verici bir durum.
Barbaros ve mehter marşı mevzusuna bakarak herkesin bunu düşünmesi gerekir.
Evet KKTC Cumhurbaşkanı bu konuda bir şeyler söyledi.
Ama bu söylem sadece bir temenni olarak addedildi.
Peki neden?
Barbaros sismik araştırma gemisinin Kıbrıs’ta bulunma nedeni her ne kadar da TC-KKTC hükümetlerinin antlaşması sonucu olsa da, bu aşamadan sonra KKTC’nin hiç bir fonksiyonu kalmamıştır süreç yönetiminde.
Hoş bu konuda görüşü sorulan KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın verdiği yanıt ile Kıbrıs’ta murat edilenin ne olduğu da çok net olarak ortaya konmuştur.
Ne demişti Sayın Akıncı bir hatırlayalım..
“Adada ihtiyacımız olan savaş tamtamları değil, barış şarkılarıdır”
Bu doğru mu?
Doğru..
Hale hazırda devam eden bir süreç var adada.
Bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü söylemek tabi ki mümkün değil.
Ancak bunun için çalışan insanlar var, mücadele veren ekipler var.
Her şeyden de öte bu doğrultuda ortaya konmuş bir halk iradesi var.
Lakin bu iradenin zerre kadar hükmü olmadığı bir yöne doğru evriliyor süreç.
Ha elbette adanın çevresinde bulunan doğal zenginlikler üzerinde hak sahibi olan sadece Rumlar değildir.
Bu zenginlikler adanın tümüne aittir.
Ve adada bir çözüm gerçekleştirilmediği sürece bu doğal zenginliklerin tek taraflı kullanılması mümkün de değildir.
Öyle zannediyorum ki Rumlar hariç Kıbrıs konusuna bir şekilde müdahil olan tüm taraflar bunun idraki içerisindedirler.
O halde Kıbrıs’ta aklın yolu, neredeyse yarım asırdır sürdürülen Kıbrıs sorununun çözüme ulaştırılmasıdır.
Aksi halde adada ki mevcut durum sürdürülebilir olmamasına rağmen kalıcılaşarak belirsizliğe doğru yol alırken bu sürecin kazananı da olmayacaktır.
Bu artık çok açık ve anlaşılır bir durumdur.
Dolayısıyla Sayın Akıncı’nın dediği ve Kıbrıslı Türklerin de çoğunlukla desteklediği gibi adada yeni yeni krizler yaratmak yerine, çözüme odaklanıp barış dilini terk etmeden, bıkmadan, usanmadan sürdürmenin yollarını Kıbrıslı Türkler olarak zorlamalıyız.
Ha bunun aksini savunacak duruma gelirsek eğer bir gün, ki umarım o günlere tanıklık etmeyiz, işte o zaman bu güzel adanın kaybedenleri olarak bu dünyadan göçüp gideceğiz.
Bu haber 128 defa okunmuştur

:

:

:

: