Kimse vatandaşın sağlığı üstünden siyaset yapmasın

İki gündür yolu hastanelere düşen vatandaşın Allah yardımcısı olsun. Ameliyatlar erteleniyor. Yaşlılara, çocuklara bakılmıyor. Kronik hastalara ilaç yazılmıyor.
İki gündür yolu hastanelere düşen vatandaşın Allah yardımcısı olsun. Ameliyatlar erteleniyor. Yaşlılara, çocuklara bakılmıyor. Kronik hastalara ilaç yazılmıyor.
Sigorta primini ödeyip sağlık hizmetini alamayan vatandaş hastane kapılarında öfke saçıyor.
Ameliyatları ertelenen hasta yakınları ile başhekimlikler arasındaki tartışmalar da cabası.
Sinirler gergin. Eğer bu ülkede bir hükümet varsa bu devam edemez.
Nitekim Sağlık Bakanı Sucuoğlu, Tıp-İş’le yapılan görüşmelerden sonuç alınamayınca dün resti çekti.
Remzi Gardiyanoğlu başkanlığındaki Serbest Çalışan Hekimler Birliği yöneticileriyle görüşen Bakan Sucuoğlu, grevin devam etmesi halinde belirlenen B planının 1-2 gün içinde uygulanmaya başlayacağını kaydetti.

Hiçbir gücün halkın sağlık hizmeti almasını engelleyemeyeceğini ifade eden Sağlık Bakanı, gecikerek de olsa yumruğunu masaya vurdu.
Açıkçası en son dünyanın hangi ülkesinde doktorların böyle bir eylemle kamu hastanelerinde hastaları bu kadar mağdur ettiğini hatırlamıyorum.
Ama şurası bir gerçek. Halkın bu şekilde sağlık hizmetlerine ulaşmasının engellenmesi hiçbir şekilde kabul edilemez.
Elbette Tıp-İş’in sözünü ettiği cihaz eksiklikleri bir an önce tamamlanmalıdır. Ancak bu eksikliklerin tamamlanması gecikti diye hastaneyi kapatmak da neyin nesi.
Bu eğitimdeki sorunlar nedeniyle okulların kapısına kilit vurmaya benzer.
Diğer yandan¬ Sağlık Bakanlığı’nın B Planı’na sert tepki gösteren Tıp-İş, herhalde hükümetin elini kolunu bağlayıp kendilerinin insafına teslim olacağını düşünüyordu.
Sendikaların sözünü ettiği suçlama, yani “grev kırıcılığı” var mıdır, yok mudur böyle bir tartışmaya burada girmeyeceğim.
Bildiğim tek şey, eğer KKTC bir devletse ve bir hükümet varsa, primini yatıran vatandaş hastaneye gittiğinde iyi veya kötü o sağlık hizmetini almak zorundadır.
Sağlık Bakanı da bu ortamı sağlamakla görevlidir.
Elbette hastanelerin donanımı ve cihazların yenilenmesi de mutlaka gerekir. Bunlar da Sağlık Bakanı’nın görevleri arasındadır.
Ama Tıp-İş’in mantığıyla o cihazlar yenilenene kadar hastanelerde grev yapmak, vatandaşın canıyla oynamak demektir.
Tıp-İş Başkanı Sayın Sıla Usar, “Doktorlarımız hangi hastanın acil olduğunu bilir” diyerek bu yöndeki eleştirilere de cevap verdi.
Kusura bakmayın. Herkesin canı tatlı. Her hastanın ağrısı kendisi için önemli. Siz o hastaya “Senin durumun acil değil, git biraz daha ağrı çek” diyebilirsiniz.
Ama hükümet ve Sağlık Bakanı bunu diyemez. Siyaseten bunun bedelini ödemek zorunda kalır. O yüzden öyle ya da böyle bu grevi çözmekle sorumludur.
Bu grevin saygıdeğer öncüleri eğer siyaset yapacaksa doktor önlüklerini çıkarıp siyasi arenaya çıksınlar. Hükümetle kozlarını orada paylaşsınlar. Vatandaşın sağlığı üzerinden siyaset yapmasınlar.
Bu haber 111 defa okunmuştur

:

:

:

: