Her karar sahibini bağlar

Kritik günlerin kritik kararları vardır...
Kritik günlerin kritik kararları vardır... Karar mercii her zaman aldığı kararın uygulanabilirliği ölçüsünde başarıyı yakalayan olur. İş hayatında olsun, basit bir konuda olsun, her zaman karar verebilmek başlıbaşına ayrı fırsat ve riski beraberinde taşıyan önemli bir adımın ilk merhalesidir... Pozitiflik, karar alma sürecinin esasıdır. Gerçekçi olmak ise kararın kendiliğinden sonuca ulaşılamayacağının en açık göstergesidir... Karar almadan öne karar verilecek konunun detaylı analizi yapılmalıdır... Karar ile ulaşılacak sonucun artısı ve eksisi iyice araştırılmalıdır... İşte gerçekçiliğin bu aşamada önemli görevi, oluşabilecek risklerin önceden hesaplanmasıdır... Karar alırken alınacak karar ile ilgili duygusal bağ oluşturulması sonuçta olabilecek kayıp neden olacağı ise ayrı bir konudur... Günümüzde siyasette olsun, ekonomide olsun, sosyal içerikli konularda olsun, alınan veya alınacak kararların, insan geleceğinde, ülke geleceğinde etkisi büyüktür ve karar vericiler karar alırken, tek düşüncelerinin kararın faydalı olabilmesini sağlamak ile mükellef olduklarını bilmeleri gereğidir... Ancak karar verirken acelecilik, kararı sakıncalı yapar... Ne güzel güzel demiş yıllar öncesinin bilgesi Lao Tzu ' Bilmediğini bilmek en iyisidir. Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır.' Konumuz karar olunca bu Çinli düşünürün karar hakkında hikayesi de vardır... Çoğu, şimdi hikaye zamanı mı der gibi olsa da, her hikayede bir gerçek vardır. Hikaye ise şöyle, Yaşlı ve köyde yaşayan bir adam vardır. Fakirdir ama dillere destan bir beyaz küheylanın sahibidir. Kral dahi bu adamı kıskanmakta atı kendisine satması için nerdeyse hazinesinin tamamını yaşlı adama teklif etmekteyse de, her defasında hayır cevabı ile karşılaşmıştır... Yaşlı adam ' Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı” diye de kararının gerekçesini krala bildirirmiş. Bir sabah kalktığında atın yerinde olmadığı görülmüş ve bütün köy halkı krala satsaydın beyler paşalar gibi yaşayacaktın demeye koyulmuşlar. Yaşlı adam ise acele karar vermeyin sadece, at kayıp deyin, üstelik sizin yorum ve kararlarınız beni bağlamaz demiş... Aradan 15 gün geçmiş bir de bakmışlar ki at, arkasında 12 vahşi atla geri dönmüş bu sefer köylüler sen haklı çıktın, başına devlet kuşu kondu der demez yaşlı adam acele karar vermeyin, sadece at geri döndü deyin derken, vahşi atları terbiye eden tek oğlu attan düşüp bacağını kırmış yine köylüler tek oğlunda sakatlandı ama doğru sen haklı çıktın demişler ama yine acele karar vermişlerdir... Çıkan savaşa bütün genç köylüler asker olarak çağrılırken yaşlı adamın oğlu askere gidememiştir... Köylüler ise, gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” Bu sefer de yaşlı adam 'Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.” Ve Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle de tamamlamış, etrafındakilere; “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.” Ne diyebiliriz ünlü düşünüre katılıp katılmama kararı yine bizlere kaldı ama haklılık payının büyük olduğu kesin... Kararlarımıza sahip çıkmanın ötesinde elbette her karar sahibini bağlar...
Bu haber 350 defa okunmuştur

:

:

:

: