Kıbrıs Türkü devletine sahip çıktı

Kıbrıs Türk halkı 7 Ocak seçiminde anlamak istemeyeceklerin bile görmek zorunda kalacakları netlikle konuştu: 'Devletimden, Türkiye'nin garantisinden, Türk askerinin sağladığı güvenliğimden vaz geçmem.'
Kıbrıs Türk halkı 7 Ocak seçiminde anlamak istemeyeceklerin bile görmek zorunda kalacakları netlikle konuştu: 'Devletimden, Türkiye'nin garantisinden, Türk askerinin sağladığı güvenliğimden vaz geçmem.'

Seçime katılma oranı, şimdiye kadar hep olageldiği gibi, yüzde 60'larda kaldı. Seçime katılmadığım için bir arkadaşım bana 1958'de ölen Amerikan tiyatro eleştirmeni ve gazeteci George Jean Nathan'ın 'Kötü yöneticiler, oy vermeyen iyi vatandaşlar tarafından seçilir' sözleriyle serzenişte bulundu. Doğrudur. Seçime katılmak gerekirdi. Ama sonuç gayet olumlu oldu, halk öyle fazla konuşulmasa da doğruyu buldu, sahiplendi.

Resmi sonuçlar yakında açıklanır. Mevcut verilere göre UBP yüzde 36'ya dayanan oy oranıyla 50 sandalyeli mecliste 21 milletvekiliyle temsil hakkı kazandı. Yüzde 27.3 oy alarak14 sandalye kazandığı 2013 seçimine göre büyük başarı. Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) bence de daha iyi sonuç almalıydı. Liderlik değişimi, parti içi bir türlü oturmayan dengeler, eski tüfeklerin yeni yönetimi yalnız bırakması 2013'e göre önemli gerileme sonucunu doğurdu. 2013'de yüzde 38.3 ile ve 21 sandalye ile birinci parti olan CTP 21.05 oyla yeni mecliste sadece 12 milletvekiliyle temsil edilecek.

Yeni kurulan ve milli davayı sahiplenme açısından önemli mesajlar veren Halkın Partisi de yüzde 17.05 oy almaya pek sevinemedi. Yanlış. İlk seçimde bu oy oranı ve 9 sandalye ile meclise girebilme bence halkın HP'ye takdir edildiği mesajıdır. HP umarım yanlışta ısrar etmez ve sağlıklı bir koalisyon kurulmasına imkân verecek yaklaşımlar içerisinde olur önümüzdeki günlerde.

Seçimin CTP gibi bir diğer mağlubu Demokrat Parti (DP) oldu. Niye öyle oldu? Aslında DP beklenilenden iyi yaptı. Yüzde 7.9 oy 2013'de aldığı yüzde 23.2 oya göre çok büyük gerileme ama o zamanki koşullar da farklıydı, hatırlamak lazım. Ayrıca meşhur federasyon seçeneğini öldüren taslağa yönelik DP'nin çok da takdir toplamayan davranışı da bence bu sonucun alınmasında bir etken oldu. Yine de DP mecliste olan altı partiden birisi.

Gerçek yenilgi yüzde 8.7 oy alan Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ve ondan ayrılarak tekrar hayata dönmeye çalışan Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) oldu. TKP meclis dışı kaldı, TDP 2013 seviyesini korudu, o kadar. Yeni kurulan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) ise beklenilenden iyi bir performansla neredeyse yüzde yedi oy alarak iki milletvekili çıkardı.

Sonuç ortada. Bu aritmetikten tek parti hükümeti çıkmıyor. Bugün, artık gündemde iki veya üç partinin bir araya gelmesiyle oluşturulacak koalisyon var. Kimler olacak? O da belli aslında. Hemen erken seçim çağrıları yapılsa da, ortada 2-3 koalisyon opsiyonu var. Öncelikli olarak Türkiye ve dış dünyanın da destekleyebileceği büyük koalisyon yani UBP-CTP olasılığı var. CTP 'asla olmaz' dese de, bakalım, ne olacak. İkinci ve daha kolay opsiyon UBP-HP koalisyonu. HP asla olmaz dese de, o kampanya dönemiydi, bekleyelim görelim. Aslında UBP-HP hükümeti çok yararlı olabilir. Bir diğer opsiyon ise CTP-HP koalisyonu olabilir. Çok zor ama, siyasette her şey mümkün. En kolay ama en sağlıksız opsiyon ise UBP önderliğinde DP ve YDP ile koalisyon.

Bu konu da aşılacak ve bence erken seçime gidilmeyecektir. 6 partili meclisten sağlıklı bir hükümet formülü elbette çıkacaktır.

Esas konu kaçırılmamalıdır. Bu seçimde halk çok net siyasi mesaj vermiştir. Şimdi, ben dahil birçok kişi yazıp, konuşup şikâyet etmedi mi bu seçimlerde Kıbrıs konusunun ve kırmızı çizgilerimizin ele alınmamasını? Bütün kampanyanın Başbakan Hüseyin Özgürgün'ün yatak odası maceralarının tartışılmasına, dedikodusuna odaklanmasını eleştirmedik mi? Ne zaman Kıbrıs meselesi konuşuldu ki halk davaya sahip çıktı?

Doğru. Bu sorular haklı olarak sorulabilir. Bizim de eleştirdiğimiz zaten o idi. Rum tarafındaki başkanlık seçimleri ardından Kıbrıs meselesinin yeniden gündeme geleceği, hatta Türkiye'nin garantisinin sona erdirileceği, Türk askerinin adadan geri çekilmesini öngören bir planın masaya konulabileceği, Crans Montana'da Rum açgözlülüğü ile çöken sürecin kaldığı yerden devam etmesinin isteneceği belirtildiği bir dönemde Kıbrıs meselesini hiç gündeme getirmemek kabul edilebilecek durum değildi elbette.

Nitekim siyasiler konuşmasa da halk konuştu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni savunan, egemenlik, ortaklık hakkı hassasiyetine sahip adadaki Türk varlığı, Türkiye'nin garantörlük statüsü ve adadaki Türk askeri varlığını yaşamsal bir gereklilik gören partilere destek verdi Kıbrıs Türkü. Bu partilerin toplam oyu %70'i geçti bu seçimde.

Peki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve görüşür gibi yapıp Rum taleplerini Türkiye'ye kabul ettirme derdinde, 'Ver Kurtul' allayışıyla federasyon adı altında Rum'a teslim olma siyaseti güden, Türkiye garantörlük statüsünü sona erdirmeyi ve adadaki Türk askerini geri göndermeyi marifet sayan zevat ile hani o KKTC yıldönümü kutlamalarını işkence gören Doğuş Derya, Şener Elcil ve benzeri aidiyet problemli kişiler halkın tokadını yediler.

Seçim sonuçları Akıncı ve ekibine çok ciddi bir mesaj, anlamlı bir uyarıdır. Akıncı'nın Toplumsal Demokrasi Partisi (TDP) 2013 seviyesinden fazla ilerleyememiş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ise hem birinci parti olmayı hem de meclisteki sandalye sayısının neredeyse yarısını kaybetmiş, halk tarafından hizaya çekilmiştir.

Halk hem hala masaya oturup bıraktığı teslimiyet noktasından görüşmeye devam edip KKTC'yi bir eyalete dönüştürmeye çalışan Akıncı ve teslimiyetçi görüşmeci heyetine hem de işbirlikçi federasyoncu partilere çok güçlü bir mesaj vermiştir... Bu sonuçları inkar ederek, bu sonuçlara rağmen iki devlete dayanmayan, Türkiye'nin garantörlüğünü, adadaki askeri varlığını, KKTC egemenliğini pazarlık konusu edemez.

Şimdi yapılması gereken milli davayı sahiplenen tüm siyasi partileri ve siyaset dışı örgütlenmeleri, dernekleri, vakıfları tatmin edecek bir ulusal dava hükümeti kurmak, KKTC'yi ilerletecek, yapısal dönüşümün sağlayacak, koruyacak ve yüceltecek yasal çerçeveyi hızla hazırlamaktır.

Elbette görüşmeler devam edecektir. Ancak amaç ya AB içinde iki devlet ya da iki egemen devletin oluşturacağı çok zayıf konfederasyon olmalıdır. Bu açıdan yeni dönemde Cumhuriyet Meclisi artık inisiyatifi eline almalı, Akıncı ve ekibini ya hizaya çekmeli ya da görüşmecilikten affetmelidir. Akıncı Meclis adına görüşmecidir, kendi başına buyruk değildir, olamaz.
Bu haber 589 defa okunmuştur

:

:

:

: