Gelin umutsuzluğun ayarını bozalım

İnsanların adını anmak istemediği hastalıklardan kaçıp saklandığı gibi bazı duygular vardır.
İnsanların adını anmak istemediği hastalıklardan kaçıp saklandığı gibi bazı duygular vardır. Umutsuzluk da işte öyle bir şey… Ezici ve yıkıcı… Umutsuzlukta “belki” yoktur… Kaybedilen sonsuza kadar kaybolmuştur. Ve ufukta bu kaybı telafi edebilecek bir başka ışık da parıldamıyordur. Umutsuzluk; mutsuzluktur. Sancılı ve parça parça içinize işleyen derin bir kederdir. Ve umutsuzların sevgileri de azalır. Artık nedenlerin önemi yoktur çünkü belirleyici olan sonuçlardır. Yeniden ayağa kalkmak, sevmek, gülmek, güçlenmek için vakit kaybetmeye de değmez…
Ve zaman; zembereği boşalmış gibi… Gelecek diye bir şey de yok… Bunca şeyden sonra neyi beklemek, neyi umut etmek? Hal böyleyken eylemek, kalkıp gitmek de mümkün değildir. Gitmekle kalmak arasında parçalanmak, umutsuz öznenin talihi gibi…
Umutsuzluk… Öylece bakakalmak… Bakakalırken donmak ve susmak…Ve acı çekmemek…Melankolikler mutsuzluktan ölürken, umutsuzlar için intihar bile gereksizdir. Çünkü umutsuzlar, hiçbir etkisi olmadığını bilir ve itiraza kalkışmaz…
Ve umutsuzluk eylemsizliği de kucağında taşır. Yılgınlık, takatsizlik, isteksizlik onun arkadaşlarıdır. Dünyaya müdahale etme, hayatı, ülkeyi isteği sönmüştür. Hem dış dünyaya neden müdahale edilsin ki? Ne hakla, kimin ve neyin adına, hangi tutarlı gerekçeyle, hangi istemle? Özne kendisini dahi kurtaramamışken bir başkasını –ötekini- nasıl kurtarabilir? Ya her şey tehlikeli ve iç karartıcı bir oyunsa? Kurtuluş veya özgürlük mümkün değilse? Varlığı hayatta tutan değerler yanılsamaysa? Bu gibi kuşkular öznenin hayata müdahil olma isteğini baltalar. Kimileyin küllerden küçük ve ani çakımlar yaratma arzusu belirse de, “olsa da olur, olmasa da olur,” duygusu baskın çıkar. İtiraza, direnmeye, öfkeye yahut hınca bile gerek yoktur.
Yani bütün yollar denenmiş, olanaklar tükenmiştir. Katı ve bükülemez gerçeklik vardır sadece. Uğruna enerji sarf etmeyi hak eden bir fikir, bir imge veya arzu öğesi kalmamıştır. Eldekiyle yetinmek gerekir ama bu da umutsuzluğu içten içte çoğaltır: hiçbir şey değiştirilemiyordur, değiştirilse bile artık bir anlam ifade etmiyordur. İşte burada muhtemel isyanları, önlemek, umutsuzluğun kendisini ifade etmesine, yani söze kavuşmasına sınır çekmek, manevi boşluğa tampon yapmak için politika kurumu devreye girer…
İşte bu yüzden gelin umutsuzluğun ayarını bozalım, içeriğini değiştirelim...
Bu haber 175 defa okunmuştur

:

:

:

: