66 milyon zararı neden vatandaş ödüyor?

Geçtiğimiz Pazartesi günü, hükümet, kabine üyeleri bir basın toplantısı düzenledi.
Geçtiğimiz Pazartesi günü, hükümet, kabine üyeleri bir basın toplantısı düzenledi.

Mutlaka önemlidir, böylesi bir yaklaşım, bu tür toplantılar, buluşmalar, şeffaf, açık bir şekilde her şeyin anlatılması, sorulara cevap verilmesi.

Basın toplantısı ile ilgili yapılan bilgilendirmede, 'ekonomik önlemler' açıklanacağı belirtilmişti.

Fakat daha çok hükümetin yaptığı, yapabildiği, yapabileceği ve devam edeceği anlatıldı.

Gereksizce, Türkiye ve Rum tarafı ile fiyat, ucuzluk, pahalılık karşılaştırılması yapıldı.

Türkiye de üretim var, güney Kıbrıs'tan ucuz olmamız zaten doğal, bunun sebebi döviz.

Yani daha ucuzuz diye, kendi ekonomik durumumuzu görmezden gelecek halimiz yok.

Bunlar vatandaşın gündemi veya anlayış göstereceği noktalar değil.

Toplantıdan çıkan sonuç;

KKTC'nin yapabilecekleri, hükümetlerin manevra alanının kısıtlı olduğu, özellikle döviz sorununun, ada dışında gelişen olaylardan dolayı yaşandığı, bir kez daha anlatıldı.

Her bakanlık kendi alanında ve genel olarak da hükümet 5 aylık çalışmaları özetledi.

İyi niyet, bir şeyler yapma, düzeltme çabası var, olmayansa, sorunları çözecek, yapıldığı söylenen çalışmaların sonuçlandırılamaması.

Elektrikte fiyat ayarlaması diye bir tanım yarattık, bunun adı kısaca zam, anlayamadığım bir nokta da başbakan Erhürman'ın iki kuruşluk akaryakıt zammının neden büyütüldüğünü anlayamadığını söylemesi.

Zammın büyüğü küçüğü var mı, sonuçta vatandaşın cebinden daha fazla para çıkacak.

Anlatılanların, yapılanların, çalışmaların ülkenin geneline, günlük hayata, vatandaşın yaşamına olumlu bir şeyler katmaması, hepsini anlamsız kılıyor.

Bu yöndeki beklentileri karşılama durumu var mı, yok mu?

Mesele bu, yoksa diğer meseleler biliniyor.

KKTC bütçesinin, %80'lik kısmının maaşlara gitmesi, yatırım için kaynak yetersizliği, birçok sorunun Türkiye ile çözülebileceği, üretmemenin ekonomiyi olumsuz etkilediği, turizm alanında çalışan KKTC vatandaşlarının oranının sadece %20 olduğu.

Bu devlet, hükümetler, okul yapamıyor, yol, köprü, hastane yapamıyor, et, insan, uyuşturucu kaçakçılığını önleyemiyor, çeşitlenen, artan adli olayları engelleyemiyor, kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alamıyor, adil bir vergi sistemini hayata geçiremiyor.

Bunlar herkesçe biliniyor, imkân ve olanakların nereye kadar yettiğini herkes farkında.

Peki, ne yapalım, ne yapacağız, bu kader mi, yapılacak bir şey yoksa, bu çırpınma boşuna.

Kapatalım dükkanı, ışıkları söndürelim, devlet ve hükümet olma iddiamızdan da vazgeçelim.

Böyle mi kabul edelim, o zaman siyasetin, seçim dönemlerinde söylenenlerin değeri yok.

Kurduğumuz düzenin, altında eziliyoruz, yani kendimiz yaptık, kendimiz çekiyoruz.

Ama hayat, yaşam devam ediyor.

Acı da olsa, yapılacak ve yapılması gerekenler var.

Dünden başlansa, bugüne sonuç alınırdı.

Bunları kim yapacak, birilerinin yapması gerek, beklentiler boşu boşuna yükseltiliyor.
Maliye bakanı Serdar Denktaş'ın 'KKTC vatandaşlarının ülkedeki kumarhanelere girişini yasal hale getirmek için çalışma yapıyoruz' açıklaması, her ne kadar Dış İşleri Bakanı Kudret Özersay tarafından 'hükümetin böyle bir kararı yok' dense de, altı çizilecek iki açıklamadan biriydi.
Bir diğer önemli nokta ise, Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami'nin 'Kıb-Tek'in geçen yönetimi yasaya aykırı uygulama yaptı. Zarar 66 milyon TL. Gereken fiyat düzenlemesi yapılsaydı, kurumun şu anda kasasında 66 milyon TL daha fazla nakit olacaktı. Kurum şu an nakit açığından dolayı borçlanıyor. Bu borçların maliyeti tüketiciye yansıtılıyor.'
Yönetenler yanlış yapmıyorsa, bunun bir bedeli yok mu?
Bu bedeli neden vatandaş ödüyor?
Sanırım söylenecek başka bir şey yok.
NOT: YAZI VE TV PROGRAMLARINA BİR KAÇ HAFTA ARA VERİYORUM. SONRASINDA KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM.

Bu haber 515 defa okunmuştur

:

:

:

: