Bu sabah

Güne başlarken, gününüzün güzel geçeceğini/ yüreğinizden gelen inançla/ mırıldanın...
Güne başlarken,
gününüzün güzel geçeceğini/ yüreğinizden gelen inançla/ mırıldanın...

Gülümseyerek açın gözlerinizi...

Göz göze geldiğiniz ilk kişiye, içtenlikle, MERHABA...' deyin...

Hatta hatırını soruverin...
Güzel dileklerde bulunun...

Unutmayın gün ışıkları suya aksederek size ulaştığında gözünüz kamaşır...

Sevginizi güneş gibi dağıtın ki dünyamız aydınlansın...

Sevgiyle...

BEN- SEN

ben
bende seni
ben gördüm...

ben
sende beni
ben sandım...

oysa
sendeki ben
ben değilmişim...

AYŞE TURAL

(Torunum TAN ile bir anımız)”

BABAANNE SENDE BİR ŞEY VAR

Genellikle hafta sonları torunlarımla buluşuruz. Bazen onlarda bazen bende...

O gün de bendeler... Atlas uyuyor, Tan'la oyun oynuyoruz... Ona meyve tabağı hazırlamak için mutfağa gidiyorum...

Tan, heyecanla sesleniyor:
- Babaanne!
Sende bir şey var!
- Ne var, diyorum.

O çok meraklı ve her şeyi öğrenmek istiyor..../ tıpkı babaannesi gibi /

- İki ayaklı bi şey!
Yok yok üç ayaklı...

Koşarak yanına gidiyorum. Kanepenin altından ona ürkerek bakan küçük bir kertenkele yavrusu...

- Ah! O bir yavru kertenkele canım... Yolunu şaşırmış... Annesi onu bekliyordur...

Gözlerini açarak soruyor:
- Onun da annesi var mı?
- Evet, tıpkı senin gibi, diyorum...
Bak, onun dört ayağı bir de uzun kuyruğu var...

Balkon kapısını açıyoruz, küçük konuğumuz kaçıp gidiyor...

Çocuklar mucizeler gibi...
Oyunumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz...

BİR PINAR Kİ...

sevgiler pınardır
içmeyi bilirsen

yürekler köprüdür
geçmeyi bilirsen

gözler bir anahtardır
açmayı bilirsen

KADINLAR hayattır
seçmeyi bilirsen...

Ayşe TURAL

DERLER Kİ...

Hayat aslında oldukça basittir. Onu karmaşık hale getiren insanoğlunun kendisidir.

Ne yazık ki ilişkilerimizde: bitmek bilmeyen didiklemeler, çekişmeler,
güvensizlikler, aldatmalar diz boyu...

Bence tüm bunlar, kişinin kendine olan özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor.

Oysa kendinize ve yaptıklarınıza güven duydukça, daha cesursunuz, ataksınız, başarılısınız...

Saklanmadığınız sürece, başkaları da sizden kaçmıyor, kendini de saklamıyor...

Küçük çocuk korkularımızı üstümüzden atmazsak yaşayamayız... Korkarsak yaşayamayız...

NEHİRLERİM SANA AKAR

ne zaman
bir kuş ötse dalında
kocaman bir çınarın
yaşamın öyküsü düşer aklıma
SEN düşersin...

ne zaman
bir yaşamak düşünsem
gözkamaştıran güneşler
konuk olur
gönül bahçeme...

güzellikleri çağırınca
melekler adına
sevgiler yağar evrenime
içimin nehirleri
durmadan sana akar, bilirim...

Ayşe TURAL

YOLLARINIZ KAPANIR BAZEN...

Sabah günlük işlerimi halletmek için evden çıkıyorum. Gittiğim yolda bir yerde yol kapalı... Başka bir yola yönlendiriliyoruz... Pek geçtiğim sokaklar değil ama nereye çıkacağını tahmin edebiliyorum...

Çevreme bakıyorum. Evler, bahçeler ve insanlar... Başka bir yer sanki... İlginç geliyor... Başka zaman olsa buralardan geçmek aklıma bile gelmez...

Hayatın içinde de zaman zaman tıkanmalar yaşarız. Yollarımız kesilir... İşte o noktada kızıp öfkelenmeden, sakince yola devam etmeli insan... Sabırla ve sevgiyle...

Bence tam da bu noktada
yeni KARŞILAŞMALAR,
yeni İNSANLAR,
yeni BAKIŞLAR ve
sıcacık YÜREKLERLE tanışma fırsatı bulunabilir...

Sözün özü aksilikleri FIRSATa çevirebilmektir aslolan...
İyi akşamlar...

ALIŞTIĞIMIZ BİR ŞEYDİ YAŞAMAK

Su suydu işte
Kana kana içtikçe
Pek ardı sorulmazdı....

Ekmek de ekmekti işte
Karın doyurdukça
Gerisi aranmazdı....

Para yetmeyince
Çekilirdi sıkıntısı geçimin
Yine de
Alıştığımız bir şeydi yaşamak....

Kız-oğlan evlenmeliydi
Düğün-dernekle
İşler büyütülmeli
Bitmeyen bir emekle
Paralar paralara eklenmeliydi....

Derken
Hay-huyla geçiverdi zaman.
Kayıp gidince
Avucumuzdaki sevgiler
Ellerde güç
Ayaklarda derman kalmayınca.
Dostlar da
Birer birer
Dönülmez ufuklara gidince...

Yalnızlık
Kor gibi yaktı yüreğimizi
ÖLÜM
Aklımıza düştü...

Oysa
Alıştığımız bir şeydi yaşamak....

Ayşe TURAL

GÜZİN ABLA GİBİ...

Kendimi bazen Güzin Abla gibi hissediyorum...

Öyle çok ve öyle zor sorularınız var ki!

Ne söyleyeceğimi şaşırıyorum...
Olabildiğince, aklım erdiğince, dilim döndüğünce yanıtlıyorum ama hepsi bu kadar...

Sizler, her soruyu kendi aklınıza ve yüreğinize de mutlaka danışın....

En güzel cevapları onlar verir biliyorsunuz...

Hepinizi çok seviyorum....

İyiliklerle, güzelliklerle, en önemlisi huzurla kalın efendim...

ADIMI KÜÇÜK HARFLE SÖYLE

adımı küçük harfle söyle
kimseler duymasın...
sevdamıza göz koyan olur

nazarına gelmeyelim
sevdasızların
iki dudak arası...

bakış bakış olsun da
içimize aksın
hayra yoralım
aşkın düşünü...

unutma
adımı küçük harfle söyle
kulağıma fısılda emi...

Ayşe TURAL

BİR KÜLAH DONDURMA

Sabah kahvesinde konuklarım var. Arkadaşım, İstanbulda yaşayan kızı ve torunu...

Gelirken kocaman bir kutu dondurma ile gelmişler. Hem de yanında dondurma KÜLAHI da var...

Buzdolabımda eksilmeyen tek şey dondurmadır, yaz aylarında... Her modeline 😃
varım... Yeter ki dondurma olsun...

Bir külah dondurma beni her zaman mutlu çocukluğuma taşır. Komşu Annemizin eşi Salih Amca dondurmacıydı. Yazın dondurma, kış gelince de BOZA satardı...

Ah!
O dondurmanın bol süt kokulu, serin tadı yok mu! Gözlerimi kapatarak yerim... Tadı damağımdan hiç gitmesin isterim...

Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Biga'da... Kasabaların kendine özgü renkleri, tatları ve kokuları vardır...

Elma kokulu bir kasabaydı bence... Bağlardan elma toplayanlar, tüm komşulara dağıtır. Ertesi gün de fırıncı Abdullah'ın tezgahı elma tepsileriyle dolardı...

Tepside pişen balları akmış elma yediniz mi hiç?

Bence rengi de yeşildi kasabamızın... Kocabaş Çayı kenarındaki salkım söğütler gibi acar yeşil hem de...

Tadı Köfteci Ali Abinin köftesi gibiydi zannımca... Evet evet... Arkadaşım Nazlı'nın babası...

Biraz da Bakkal Halit Abinin bıçakla dilim dilim kesilen KAYMAKLI YOĞURDUnun tadı sanki...

Ya da kocaman kavanozlardaki BALIKLI ŞEKERLER gibi rengarenk belki...

Açıkçası ben çok güzel çocukluk anıları biriktirmişim sayelerinde...

En önemlisi de ne biliyor musunuz?

Kimse bize zarar vermeyi düşünmezdi o zamanlar... Mahallemizin, sokağımızın ötesine geçmezdik büyükler yanımızda olmazsa... Her anne ve baba çocuğunun arkadaşını kendi çocuğu gibi korur, kollardı...

Annemiz bir yere gidecekse, okuldan gelince KOMŞU ANNE tarafından doyurulurduk; salçalı ekmekler, arasına peynir sıkıştırılmış çeyrek somunlarla...

Bugün hayata gülümseyen gözlerle bakabiliyorsam hep o GÜZEL İNSANLAR sayesinde...
İYİ Kİ vardılar...

ÇOCUK

oyna bebeklerinle doyasıya
gül yanakların çukurlaşsın
üzülme, elbisen kirlendi diye...

saklambaç oyunlarında sobelendiysen
OYUNBOZANLIK etme...
bırak oyunlar
EN TATLI yerinde kalsın...

çatma kaşlarını çocuğum
kahkahaların çınlatsın
şimdi ortalığı...

doya doya sev bebeklerini
DÜŞLERİN sınırsız olsun...

çocukluğunun DÜŞ olduğu
zamanları da göreceksin...

Ayşe TURAL (Farklısınız, 1997)

İÇİNİZDEN GELMİYORSA EĞER

Bazı günleriniz vardır. Gün içinde bir şeyi yapmak gelmiyorsa içinizden / bir yere gitmek- bir toplantıya katılmak- hatta bir seyahate çıkmak/ yapmayın... Erteleyin... Mazeret bildirin...

Bu her zaman olan bir duygu değildir. Nedensiz gibidir sanki:
İçinizi bir sıkıntı kaplar...
Rahatsız olursunuz...
Her an caymaya hazırsınızdır...

İşte o zaman tam da o zaman cayın...

Geçen yıl mayıs sonuydu... Bir şiir etkinliğine davet almıştım. Haftalar öncesinde de geleceğim diye söz vermiştim. Girne'de yeni açılan bir üniversite kampüsünde yapılacaktı.

Gün yaklaştıkça, aklıma geldikçe içimi bir sıkıntı kaplıyordu. Hatta o gün sabahtan içime bir ağırlık çöktü. Etkinlik öncesi Çatalköy'deki seramik sergisine gittik bir arkadaşımla... Yol boyunca ' Bu akşamki etkinliğe katılmak içimden hiç gelmiyor ' diyordum.

Sergi çıkışı akşam oluyordu ve biz kampüse gittik. Arabadan inerken bile ' ayaklarım geri geri gidiyor, gelmesek sözümde durmamış olacağım...' diye sızlanıyordum.

Merdivenlerden alt kata indik. Oldukça huysuzdum. Salonu beğenmedim, karşılanmadık diye sızlandım. Hazırlanan kokteyl masasının örtüsüne bile laf ettim. ( Oysa bu konularda asla huysuz olmam. Yüz kişilik salona yirmi öğrenci gelse gülümserim...)

Gece bitti. Herkes kokteyle kalırken ben gidelim dedim arkadaşıma... Bir an önce oradan kurtulmak istiyordum. Boğazımı sıkıyorlarmış gibi geliyordu. Dışarı çıktığımızda zifiri karanlık kocaman bir bahçede neredeyse el yordamıyla arabaya gitmeye çalıştık. Yerli yersiz her taraf basamak doluydu. Ve ben birini fark etmeyip topukla ayakkabımla tam ortasına bastım.

Uçtum... Tam anlamıyla bir uçuştu... Park halindeki bir arabaya çarparak yere düştüm...

Sonrası kabus gibi...
Eskiler ' Anın getirdiğini bir ömür getirmez.' derler ya aynen öyle...

Sağ elim bileğinden kırıldı. Alçıya alındı. Sağ ayağıma hep burkulma teşhisi konduğundan bir yıl kırık ayakla gezdim. Beş profesör gördü, hiçbiri teşhis koyamadı... Bir yıl gerçekten cehennem oldu...

Ankara'ya gittim, Özel Ufuk Üniversite Hastanesinde kök hücre tedavisi gördüm ve ayağa kalktım. Doktor öğrencilerim Berk Güçlü , İlknur Genç ve oğlu Barış Genç sayesinde sağlığıma kavuştum. Çok şükür yürüyebiliyorum.

Anladınız mı şimdi neden İÇİNİZDEN GELMİYORSA dediğimi... Altıncı his belki... Bir şeyleri hissetmek ama ne olacağını bilememek duygusu...

Elbette her konuda olduğu gibi olumlu tarafı da, NE KADAR ÇOK sevildiğimi öğrendim...🙏🙏🙏

SAĞLIKLA, HUZURLA ve MUTLULUKLA KALIN efendim...

Bu haber 59 defa okunmuştur

:

:

:

: