Petrol / gaz gerçeği ortada dururken…

Ekonomik sıkıntılar,yapısal sorunlar, açmazlar derken kendi içimize kapandık yine.. Burnumuzun önünü görmez olduk.
Ekonomik sıkıntılar,yapısal sorunlar, açmazlar derken kendi içimize kapandık yine.. Burnumuzun önünü görmez olduk.
Hele Kıbrıs sorununu adeta unuttuk.
Bölgedeki gelişmeler uluslararası bir platforma taşınırken, mevzunun içinde bire bir olmamıza rağmen ve de aktör olmamız gerekirken figüran bile olamayışımızın nedenlerini sorgulamadık.
Konuya doğrudan müdahil olmak yerine kısıtlı manevra alanları içinde bizlere bahşedilen rolleri üstlendik.
Sonuç?
Biz bu filmin dışında kaldık..
Neden mi?
Çünkü biz konuya sadece dar bir pencereden baktık.
Kıbrıs’ın siyasi sorununun detaylarında boğulduk.
Ekonomiyi es geçtik.
Nüfusa taktık mesela..
AB vatandaşlığına kilitlendik.
Ufak tefek toprak hesaplarında boğulduk.
Oysa bugün Doğu Akdeniz’de keşfedilen yeni enerji kaynakları aralarında siyasi sorunlar bulunan en az yedi farklı ülkeyi ilgilendiriyordu.. Bu ülkeler arasındaki ilişkiler ve bölgesel barış ve istikrarın sürdürülebilirliği yüksek maliyet gerektiren yatırımların karlı olabilmesi için çok önemliydi..
Yapılan yatırımların en az 20 yıl süreyle aktif olarak çalışmasını sağlayacak güvenli bir uluslararası ilişkiler ortamına ihtiyaç vardı..
Bizim deyimimizle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, fakat dünyanın bakışı ile Kıbrıs Cumhuriyeti 2003 yılından itibaren, yani Kuzey Kıbrıs’ta biz henüz olup bitenin farkında değilken Doğu Akdeniz’deki bazı sahildar ülkelerle, ikili anlaşmalar yapmak suretiyle, Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında bulunmuştu..Dolayısıyla Mısır, Lübnan ve İsrail ile yapılan bu anlaşmalarla, petrol ve doğal gaz yataklarının aranmasını ve çıkarılmasını hedefleyen girişimleri olmuştur.
Hukuki açıdan netliğe kavuşturulmamış bu alanlarda, tek taraflı girişimler nedeniyle olumsuz gelişmelerin yaşanması muhtemeldi, ve nitekim de yaşanıyor. Oysa daha büyük krizlerin doğmasına neden olmamak için Doğu Akdeniz’deki yetki alanı sınırlandırması sorunları ile Kıbrıs Adasında devam eden siyasi sorunların birbirini olumsuz yönde etkilemesine izin verilmemeliydi.
Ha verilirse ne olurdu?
Herkes kaybederdi.
Fakat en başında Kıbrıs halkları kaybederdi.
Nitekim geldiğimiz günde Kıbrıs sorunu çözümsüzlüğe mahkûm olursa adanın kaçınılmaz akıbeti de bu olacaktır.
Adada yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar kaybedenler olarak tarihe geçecektir.
Malum bugün, önümüzde duran bir Arap Baharı örneği vardır.
Dolayısıyla bölge ülkelerinin bu bağlamda yaşadığı sorunlar ortadadır.
Doğu Akdeniz’deki çözüme kavuşturulmamış deniz yetki alanı paylaşımı, mevcut anlaşmazlıkları ve sorunları daha da karmaşıklaştırarak içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.. Nitekim bugün bölgede gelinen durum da budur..
Tabi bunun Garantör Türkiye için de stratejik öneme haiz olduğunu söylemekte fayda vardır. Dolayısıyla bugün geldiğimiz süreçte Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynaklarının, Türkiye’nin jeopolitiğini ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceği konusu, önemli tartışma konularından birisidir. Bugün Doğu Akdeniz’de varlığı tahmin edilen enerji kaynaklarının miktarları ile somut varlığı ispatlanan miktar arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bu nedenle, havzadaki potansiyel enerji kaynaklarının parasal değeri hakkında 1 trilyon dolardan 3 trilyon dolara kadar farklı tahminler yürütülmektedir uzmanlar tarafından. Dolayısıyla tarafların paydaş olup bölgede mevcut olduğuna inanılan enerjiden ekonomik olarak maksimum fayda sağlamaları bir araya gelip ortak projeler geliştirmeleriyle mümkündür. Kaldı ki öte yandan şu ana kadar yapılan keşiflerde Türkiye’nin potansiyel MEB alanında ciddi sayılabilecek bir enerji kaynağına rastlanmamıştır. Ancak bölgede keşfedilen enerji kaynaklarının tüketici pazarlara ulaştırılmasında tercih edilebilecek en ekonomik yolun Türkiye üzerinden geçtiği biliniyor. Konunun uzmanlarına göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Afrodit sahasında bulduğu doğal gazı tüketici pazarlara ulaştırabilmesi için aranacak alternatif yollar arasında üç seçenek mevcuttur.
Buna göre birinci seçenek çıkarılacak gazın deniz altından döşenecek bir doğal gaz boru hattıyla önce Girit’e, oradan Yunanistan’a ve nihayet İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasıdır.
İkinci seçenek gazın Kıbrıs’a taşınması ve burada inşa edilecek bir doğal gaz sıvılaştırma santralinde işlenip sıvılaştırılarak tankerler yolu ile tüketim pazarlarına taşınmasıdır.
Üçüncü seçenek ise gazı doğrudan Türkiye’ye ulaştırmak ve burada mevcut boru hatlarıyla tüketici pazarlara aktarılmasını sağlamak şeklindedir.
Yine uzmanlara göre tercih edilebilecek ilk yol için yapılması gereken toplam yatırım yaklaşık 19,5 milyar dolar, ikinci yol için yaklaşık 12,6 milyar dolar, üçüncü yol için ise sadece 4,7 milyar dolar civarındadır.
Buradan da anlaşılacağı gibi gazın Türkiye üzerinden taşınması ilk yola göre yaklaşık 15 milyar dolar, ikinci yola göre ise yaklaşık 8 milyar dolar daha ucuzdur. Bu rakamlar bile Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin önemini ve tarafların neden işbirliği yapmaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Elbette bu ekonomik aklın gereğidir.Fakat ne yazık ki bugüne kadar tercih edilen ekonomik akıl olmamıştır. Bunun yerine siyasi aklın sığ hesapları konuyu olduğundan daha karmaşık bir hale getirmiştir..


Bu haber 51 defa okunmuştur

:

:

:

: