' Yaş, bilgeliğin şafağidir...'

Bu derin anlamlı sözün kime ait olduğunu bilemiyorum ama sizinle paylaşmak istedim.
Bu derin anlamlı sözün kime ait olduğunu bilemiyorum ama sizinle paylaşmak istedim.

Bizim kuşak, orta yaş kuşağı bunun anlamını çok iyi bilir. Gerçekten de yaş aldıkça olgunlaştığımızı hissederiz. İyi niyetli, sevecen ve keyifli bir yüreğe sahip oluruz...

Daha sabırlı olduğumuzdan uysalızdır... Ilımlıyızdır... Sanki kendimizi, tüm dünya ile BARIŞ imzalamış gibi hissederiz...

İncir çekirdeğini doldurmayan tartışmaları çoktaaaan unutmuşuzdur... Yaşamdan beklentilerimiz sadece ve sadece İÇ HUZUR... SEVGİ... KEYİF...NEŞEdir...

Bu nedenledir ki ' Yaş, bilgeliğin şafağıdır...'
Sevgilerinize sevgimi ekledim... Güzel bir gün olsun...

OLSUN

çok param olsun diyorsun
çok arabam olsun...

yazlığım olsun
kışlığım olsun...

dağ evim olsun
bağ evim olsun...

olsun da olsun

KEFENİN CEBİ YOK
haberin olsun...

Ayşe TURAL

KIŞ GELİNCE ÜŞÜRÜZ YA ASLINDA YÜREKLERİMİZ ISINIR...

Kışı severim, çünkü üşüyen herkes birbirine sokulma, sarılma ihtiyacı duyar tıpkı penguenler gibi...

Bu mevsimde evdekiler, mutfakta toplanır genellikle... Aile bireyleri mis gibi çayın ya da çorbanın kokusuna gelir... Kızarmış ekmek kokusu... Hellimler, zeytinler kızartılır ocakta... Herkes hep bir ağızdan bağıra çağıra konuşur...

Üşüdükçe yakınlaşırız... Kimse alıp başını odasına çekilmez... Sıcacık bir mutfak mutluluğu yaşanır...

Tatil sabahlarıysa istikamet anne- babanın yatağıdır... Oğlunuz, kızınız yorganın bir ucunu kaldırıp yanınıza sokuluverir... Uyku kokan başını omzunuza dayayıp uykuya devam eder...

Aslında sevginin kokusunu almaya gelmiştir. Bir babaya sarılır bir anneye... Bu zamanların kıymetini bilin...

Çocuklarınız büyüyüp sizden uzaklara taşınınca, onların da çocukları olunca size bu anılarla avunmak kalır yalnızca...

Olsun...
Böyle güzel anıları biriktirmek mutluluğuna ermişseniz daha ne istersiniz ki?

Güzel bir gün diliyorum ısınmış yüreklerinize...

BU DÜNYA SİZİN

Bu kuş
Bu böcek
Şu dalda açan rengarenk çiçek
Sizin...

Dağlar, tepeler
En güzel bahçeler
Gözümde ışık
Gözümde sevgi
Tarlada tohum
Buğdayda başak
Başakta tohum
Hepsi sizin...

Umutlar filizlensin
Öpücükler çiçeklensin
Dünya sevginizle renklensin
Bu dünya
Hepimizin...

Ayşe TURAL

SEVMEK NASIL BİR ŞEY SİZCE?

Sahi, sevmek nasıl bir şey sizce ?
Şöyle bir şey olabilir mi?

Nejat Saydam’ın “Şükran’a Mektup” şiirindeki gibi bir şey mesela...

“ seni konuştular dün gece muhallebicide
saçların sarı
gözlerin yeşilmiş
seni bir nefeste çiziverdim
camların buğusuna...”

gibi bir şey mi mesela?

Tanımadığımız bakışlarda içimizin ısınmasıdır belki...
Bir MERHABAda yakaladığımız içtenlik de olabilir...
Size uzanan sıcacık bir el belki...
Hep sevgiyle kalın...

HER AN

her an
aşka bulaşmaya hazır gönlüm
ah! deli gönlüm...
uslanmaz gönlüm...

sokaklarda dansediyor
ocak güneşi
ıslak kaldırımlara
gülümsüyorum...

sek sek oynamak geçiyor içimden
bahar uç veriyor
yol kenarında şaşırmış papatya
ayartıyor beni...

veda sokaklarını arkamda bırakıyorum...

Ayşe TURAL


BİZ KADINLAR…

Kadınların olmadığı bir dünya renksiz ve tatsız olurdu değil mi?

Biz kadınlar güzel olan her şeyden çok hoşlanırız. İnceliklerden, duygulardan ve başarılardan… Bir demet kır çiçeği ya da bir gülle, kolayca gönlümüz alınır; dünyalar bizim olur.

Erkekler bizi anlamadıklarını iddia etseler de aslında kolay olduğumuzu savunuruz. Bizi anlamak için biraz gayret yeter, diye düşünürüz de yine de “ Kadınlar Venüs’ten, erkekler de Mars’tan” dır deriz… Ne de olsa farklı kutuplardanız, bunu kabul etmek gerek. Aslında bu farklılıklar kadınla erkeği birbirine çeker…
Kadınlar, birbirini kıskanır derler ama bence hepsi değil… Kendine güveni olan kadınlar, kıskançlık yerine hemcinsleri ile gurur duyar, diye düşünüyorum. Nerede başarılı bir kadın görsem onunla tüm kadınlar adına övünürüm. Sadece güzelliği ve şıklığı ile dikkat çekmek yerine; aklı, bilgisi ve başarılarıyla ön plana çıkan kadınlara hayranım.
Kadın olmak bize çok sorumluluk yüklese de ben kendi adıma KADIN olmaktan gurur duyuyorum. Bilinçli, kendine güvenli, hayatın içinde duruşuyla saygı uyandıran başarılı kadınlar…
Unutmayalım ki:
O KADIN Kİ :
Kızımızdır…
Kardeşimizdir…
Eşimizdir
Arkadaşımızdır
Annemizdir…
Biz kadınlar hayatın anlamıyız aslında… Beyler, kabul ediniz ki, biz olmasaydık hayatınız çok anlamsız olurdu…
Saygı ve sevgileriniz bizimle olsun efendim…

SANA

Bir demet SEVGİ getirdim sana
Umutlarımdan derlenmiş
İnançla yoğrulmuş...

Bir demet DÜŞ getirdim sana
Güzelliklerle,
Hayallerle bezenmiş...

Bir demet İNANÇ getirdim sana
Doğruluk, dürüstlük
Hoşgörü dolu...

Ayşe TURAL

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ

Toplumlar, gençleriyle geleceğe güvenle bakabilir ancak.

Sanırım bu yüzden bizler, Atatürk'ün gençleri lise, üniversite yıllarında psikoloji, sosyoloji, mantık ve felsefe dersleri gördük, hem de yıllarca...

Yine bu kitaplarda kendimizi tanıdık. Toplumun nabzını tutmayı öğrendik.

Toplum psikolojisi, ergen ve çocuk psikolojileri öğretildi...

Toplum kalkınması konusunda kurslara katıldık...

Her fırsatta, diğer ülkelere göre GENÇ nüfusumuzun çok sayıda olduğu coğrafya ve sosyal bilgiler derslerinde istatistiklerle gösterildi...

Keşke dünya ülkelerinin gözüne sokmasaydık...

Ne mi oldu?
Önce İŞÇİ göçü başlatıldı: Almanya, Fransa, İsveç, Avustralya, Avusturya gibi...

Oralarda bir kuşak ziyan oldu ikinci sınıf vatandaş olarak diz çöktürüldü...

Onların çocukları oralarda entegre edildi... Pek azı kendini kurtarabildi...

Ardından zorla CAHİLİYE dönemine sokulduk. Eğitimin her dalı budandı, kuşa çevrildi...

Bilgisizlik, görgüsüzlük, saygısızlık, saldırganlık, vurma, kırma hatta İNSAN öldürme modası, külhanbey konuşmaları baştacı edildi...

En önemlisi de BEYİN GÖÇÜ gerçekleşti. Ne kadar ileriyi gören, öngörülü beyin varsa bir yerlere uçtu / ışınlanmış gibi. Özgürce uçabileceği bulutların üstüne çıktı...

Umutsuz olmamak adına bir de ...

Madalyonun diğer tarafından bakmayı deniyorum kendi adıma...

Bir bakıma beyin göçü, işgücü göçü gidenleri kurtardı.

Onlar bu kıyımdan kurtuldu. Bizim dış gözümüz oldular. Farklı dünya görüşleri kazandılar.

Bir gün kovuldukları gezegene dönenler gibi, geri geldiklerinde bizim yapamadıklarımızı yaparlar; yıktıklarımızı yeniden kurarlar mı dersiniz?

Kim bilir!

YAKA-PAÇA
ne olur!
al beni götür
aldırma nazıma niyazıma
tuttuğun gibi
yaka- paça...

Ayşe TURAL

ÇOK HOŞ OLUR

Tüm kırgınlıklarımızın üstünü çiziversek...
Bağışlasak yapılan haksızlıkları...
Dostlarımıza daha sıkı sarılsak...

Sevgilerimize sahip çıksak...
Aşklarımıza bir fırsat daha tanısak...
Hoşgörüversek yanlışları/ bir defalığına da olsa...

Öfkelenmeye hazırlanırken gülümsesek mesela...

Çok HOŞ olur eminim...



GENÇLİK AŞKI

Geçenlerde bir kafede oturmuş, arkadaşımı bekliyordum.

Yan masada oturan kızlı erkekli bir genç grubu, gürültülü bir biçimde; birbirlerini dinlemeden, anlamadan, her kafadan ses çıkararak konuşuyor.

Neredeyse geldiğime geleceğime pişman oluyorum...

Gruptaki kızlardan biri, dağınık saçlı, son derece salaş giyinmiş, ASİ tipli, ağzını yaya yaya sakız çiğneyen, ara sıra da “Aşkııım…” diye nara atan kız, göz estetiğimi bozduğundan beni sinirlendiriyor.

Başımı ne tarafa çevirsem, ister istemez gözüm ona kayıyor...

Derken neredeyse kucağına yattığı gencin, az ötedeki masada oturan kıza baktığını anlayınca çığlığı basıyor:
“ Aşkııııım…”
Öldün demek istiyor, öldün sen…
' Parçalarım seni… Paramparça yapıp köpeklere atarım seni… '

Nasıl bir aşk mantığıysa…

Bakanda da var elbet bir şeyler…
O da sütten çıkmış ak kaşık değil…

ŞÖLEN

bana döndüğün zaman
gökkuşağı mumlarımın
hepsini yakacağım...

dans edecek duygularım
esrik, albenili...

gönlüm
gönlünün pervanesi kesilecek
yansa da kanatları...

dünya yörüngesinden çıkacak
inan..
o bile şaşkın
o bile bir hoş olacak..

Ayşe TURAL

MUTLU BİR HAFTA SONU diliyorum sizlere...

Bu haber 98 defa okunmuştur

:

:

:

: