Başarı öyküleri önemlidir

Kişilerin özelinde başarı öyküleri yazmak kolay değildir.
Kişilerin özelinde başarı öyküleri yazmak kolay değildir.
Kime göre başarı, neye göre başarı gibi kişiden kişiye değişebilen göreceli bir tanım olabiliyor bu öykülerini değerlendirirken.
Fakat bunun bir de herkes tarafından görülen bilinen yanı vardır.
Nedir o?
Elle tutulan, gözle görülen başarılar..
İş hayatında mesela başarılı olan insanlar olduğu gibi başarısız olanlar da vardır. Aynı şekilde eğitim hayatında başarılı olan insanlar olduğu gibi başarısız olanlar da bulunmaktadır, kendi özelinde birtakım değerler yaratan insanlar olduğu gibi hiç bir şekilde kendine bile faydası olmayan insanlar da vardır.
Tabi ki burada herkes eşit bir şansa sahip değildir.
Bunu belirleyen faktörlerin yaşam periyodu içinde doğru veyahut yanlış kullanılması ile alakalıdır bu biraz da.
Dolayısıyla bir insana başarılıdır diyebilmek için o insanın hayatı boyunca ne yaptığına bakmak yeterli midir?
Kısmen öyle..
Peki neden böyle bir giriş yapma ihtiyacı duydum..
Çünkü bizim gibi küçük ölçekli coğrafyalarda başarı öykülerini kendi özelinde yazmış insanlara ihtiyacımız vardır.
Peki böyle insanlar var mı bizim ülkemizde?
Kesinlikle var.
Hem de onlarcası,yüzlercesi..
Dolayısıyla bu anlamda kendi başarısını tescillemiş insan kaynaklarımız mevcut.
Fakat gel gelelim bunu bir türlü siyasetle örtüştüremiyoruz.
Yani elimizde mevcut olan bu insan kaynaklarını değerlendiremiyoruz..
Neden?
Çünkü ülkemizi yönetecek kadroları belirlerken çoğu zaman böyle bir kriter belirlemiyoruz yaptığımız seçimlerde..
Dolayısıyla bu seçiciliği ortaya koyamadığımız için bu bizi olduğumuzdan daha geri bir noktaya taşıyor her seferinde..
Zira kendi özellerinde bir başarı öyküsüne sahip olmayan insanlara bizi yönetmesi için yetki veriyoruz.
Peki ne oluyor bu defa?
Tabi ki kötü yönetiliyoruz..
Haliyle kaynaklarımızı da tüketiyoruz..
Fakat bundan bir türlü dersler de çıkaramıyoruz.
Ve tekrar tekrar aynı hataları yapıyoruz.
Niçin?
Kurulmuş bu menfaat düzeninde yer almak için..
Popülizm de bunun en büyük olgusu oluyor.
Peki ya sonra?
En pahalı elektriği biz kullanıyoruz.
En kötü yollarda biz araç kullanmak zorunda kalıyoruz.
En kötü çevreye sahip bir ülkede yaşamak durumunda bırakılıyoruz vs.
Bu durum haliyle yaşam kalitemizi olduğundan geriye düşürüyor.
Peki buna tepki var mı?
Yok, ya da gerektiği kadar yok.
Neden?
Çünkü bu ülkede lüks otomobil kullanmayı, lüks evlerde kalmayı çevrenin kirli olmasından çok daha fazla önemseyen toplumsal bir yapıya sahibiz.
Ama nasıl olur?
Oldu işte.
Ne ara böyle olduk?
Nasıl böyle olduk?
Neden bu hale geldik?
Sanırım burada da toplum bilimcilerin katkıları gerekecek bu soruların cevabını ararken.
Bu haber 783 defa okunmuştur

:

:

:

: