Avrupalılar ukalalık etmesinler

Geçtiğimiz Pazar Günü, tüm Türkiye'yi üzüntüye boğan bir olayın ardından Avrupalı bazı politikacıların yaptığı açıklamalar ve bazı medya organları tarafından yazılanlar bir kez daha Türkiye'ye yönelik olarak gündeme gelen çirkin 'Çifte Standartı' gözler önüne serdi. Türk milleti artık bu 'çifte standarttan' bıktı.
Geçtiğimiz Pazar Günü, tüm Türkiye'yi üzüntüye boğan bir olayın ardından Avrupalı bazı politikacıların yaptığı açıklamalar ve bazı medya organları tarafından yazılanlar bir kez daha Türkiye'ye yönelik olarak gündeme gelen çirkin 'Çifte Standartı' gözler önüne serdi. Türk milleti artık bu 'çifte standarttan' bıktı.

İlk önce bazı 'haddini aşan ve 'ukala' açıklamalar yapan Avrupalı politikacalara kendi yakın tarihlerini hatırlatalım:

25 Nisan 1990 tarihinde o dönemin SPD Şansölye adayı Oscar Lafontaine bir saldırgan tarafından boynundan bıçaklandı. Ağır yaralandı.

12 Ekim 1991 tarihinde günümüzde Almanya'da Bundestag Başkanı olan Wolfgang Schauble'ye bir ruh hastası tarafından üç el ateş açıldı. Ağır yaralanan Schaueble, o tarihten beri tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.

13 Mayıs 1999 tarihinde Yeşiller Partisi Kurultayında Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'e içi boya dolu bir torba atıldı. O tarihten beri bir kulağı duyma sorunlu kaldı.

6 Temmuz 2000 tarihinde Yeşiller Partisi federal milletvekili Angelika Beer Berlin'de bıçaklı saldırıya uğradı ve çok sayıda bıçak yarası aldı.
14 Temmuz 2002 tarihinde Fransa Devlet Başkanı Jaques Chrirac katıldığı ulusal kurtuluş günü kutlamasında aşırı sağcılar tarafından az kaldı öldürülecekti.

10 Eylül 2003 tarihinde İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh bir alışveriş merkezinde bıçaklanarak katledildi.

2003 yılının Aralık ayında AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi mektup bombasıyla öldürülmek istendi.

11 Şubat 2004 tarihinde Hamburg Eyaleti Adalet Bakanı Robert Kusch bacağından bıçaklandı.

15 Ekim 2007 tarihinde 44 yaşında bir Alman kökenli Romen Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler'in üstüne saldırdı.

12 Kasım 2007 tarihinde Şansölye Angela Merkel, Almanya'yı ziyaret eden Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ile Berlin'de bir okulda saldırıya uğradı ve saldırgan Şansölye'nin yüzüne 'polis devleti kahrolsun' diye bağırmakla yetindi. Büyük bir tehlike atladıldı.

24 Ağustos 2013 tarihinde o zamanki AfD Başkanı Bernd Lucke konuşma yaparken maskeli saldrıganların saldırısına uğradı ve yere fırlatıldı.

Son olarak geçtiğimiz Almanya'da AfD milletvekili Frank Magnitz maskeli saldırganların saldırısı sonucu ağır yaralandı.

Bu listeyi bir çok AB üyesi (özellikle Yunanistan olmak üzere) ekleyerek uzatabiliriz. Eski Almanya şansölyelerinden Helmut Kohl'ün yüzüne atılabilen pastadan ya da eski şansölye Gerhard Schröder'e atılabilen yumurtalardan bahsetmiyoruz. Onlar da pasta ya da yumurta olmayabilirdi.

Kısacası tüm alınan tedbirlere rağmen politikacılara yönelik saldırılar maalesef dünyanın her köşesinde gündeme gelebilmekte. Bundan dolayı biz hiç bir zaman 'Almanya, Fransa ya da Belçika politikacıları koruyamıyor' gibisinden suçlamalar yapmadık.

Ancak bazı Hollandalı, Alman ya da Belçikalı politikacıların geçen Pazar Günü olan olay üzerine yaptıkları açıklamaları gördüğümüzde 'yeter artık, bunu da istismar etmeyin' demeden edemiyoruz.

Geçtiğimiz Pazar Günü Ankara'da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik bir saldırı oldu. PKK terör örgütü tarafından katledilen bir askerimizin cenazesine katılmak istediğinde onu bu cenazede görmek istemeyenlerin protesto gösterisi esnasında maalesef bazı şahıslar şiddete başvurdu ve bir şahıs Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruk attı. Tüm Türkiye olarak çok üzüldük. Tüm Türkiye olarak bu saldırıya karşı tavrımızı aldık ve şiddeti red ettiğimizi tek ses olarak dile getirdik. Hepimiz Kemal Kılıçdaroğlu'na 'geçmiş olsun' dileklerimizi ilettik. Polis ve tüm diğer güvenlik kuvvetleri vazifelerini yaptılar. Saldırıyı yapan ve diğer karıştığı iddia edenler yakalandı ve yargılanacaklar.

Bu olay sonrasında ise Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Kati Piri gibi şahısların yaptığı açıklamalar ve suçlamalar her zaman olduğu gibi 'ölçüsüz', 'yanlış' ve 'olaydan habersiz 'saçmalıklar' oldu.

Türk milleti, Türkiye'ye yönelik olarak yapılan bu açıklamalardan gerçekten bıktı. PKK terör örgütüne on binlerce kurban vermiş ve günümüzde de bu terör örgütüne karşı evlatlarını şehit veren Türk insanı haklı olarak 'saygı' ve 'dürüstlük' beklemekte. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da gitmeden önce şehit ailelerine 'katılabilir miyim' diye sorduğu şehit cenazelerinde insanlar çok duygulu ve hassas. PKK terör örgütüne destek veren HDP isimli partiyi ve bu parti ile işbirliği yapan politikacıları görmek istemediğinde bu isteğe de saygı göstermek gerekiyor. Bunu en iyi geçmişte Almanya'da, İtalya'da ya da İspanya'da teröre kurban veren aileler anlar.

Avrupa'daki bazı politikacılar da Türkiye'ye yönelik eleştiriler yaparken biraz olsun Türkiye'yi ve Türk insanını anlamaya çalışmalılar. Terör konusunda yalnız bıraktıkları Türk milletinin teröre karşı mücadele ederken verdiği şehitlerini anmakta olduğu günlerde rahat bırakmalılar. En azından bunu yapsalar iyi olacak.

Türkiye'de hepimiz şiddet ve teröre karşıyız. Ancak Avrupa'da bazıları PKK, PYD ve YPG terör örgütlerini desteklerken bu konuda hiç inandırıcı değiller!

Bu haber 1177 defa okunmuştur

:

:

:

: