Ekim yağmurları...

Sarı sonbahar bir gelir ki sormayın...
Sarı sonbahar bir gelir ki sormayın...
Hele hele bugünkü gibi ekim yağmurlarının kokusu da duyuldu mu, artık sıcacık odalara doluşmaya başlarız...

Daha bir yakınlaşırız... Dışa açılan kapılarımız içe açılmaya başlar... Yakınlaştıkça yüreklerimiz de ısınır...
Sofralarda sıcacık çorbaların buğusunda ne de mutlu oluruz...

Hoş geldin hazan...
Hoş geldin hüzün...
Ömrümüz olmalı da yeniden yeniden yaşamalı tüm mevsimleri...

Güz

İç çekişleriyle penceremde
Bir çift kumru özlemiyle güz...

Bulutlar inadına
Güneşi saklıyor bencil bakışlardan
Kirpiklerimin ucunda sen...

Zamanın dolunayında
Neden saçların mavi?

Yağan yağmur damlası
Ulaştı yasemine
'Ne olur! Kucağında tut beni...'

Yazın turuncu ipeği
Solalı çok oldu...
Saman sarısı saatlere dönüştü
EYLÜL ellerinde....
Ayşe TURAL

YAZARLIK DÜNYANIN EN YALNIZ MESLEĞİ... ( mi? )

Böyle yazıyor Nazlı Eray, 'Deniz Kenarında Pazartesi' isimli anı-roman kitabının 45. sayfasında... Sevgili Eray'la tanışalı yıllar oldu, sanırım en az on beş yıl... Bir ara sık sık geliyordu Kıbrıs'a... Ya da İstanbul veya İzmir kitap fuarlarında görüşüyorduk zaman zaman... Tatlı ve içten sohbetlerimiz oldu.

Kitabın ilk sayfasına son derece estetik yazısıyla 'Çok sevgili Ayşe'ye' diye yazıp imzalamış. Keşke tarih de atsaymış.

Kitabını okuyalı da epey yıl geçmiştir. Sayfalarında gezinmek çok hoşuma gitti. Belki bir gün onun gibi, bir anıdan diğerine geçerek bir anı- roman yazmak hoş olur, diye düşündüm. Kim bilir? Kısmet...

Gelelim başlıkta yazdığım söze... Ben yazarlığımın yalnızlık olduğunu düşünmeyen ender insanlardan olabilirim... Bana hayat veren İNSAN çünkü... DOSTLUKLAR... DOĞA...SEVGİ... AŞK... MERHABALAR bir de... Nasıl yalnız olabilirim bu kalabalıkta...

Belki de sevgili Eray, yazarken dingin olma adına yalnızlığımızdan söz etmiştir. Doğrudur... Hafif bir müzik dışında tiz, yüksek sesler ve gümbürtüler bizi çok rahatsız eder. Evim de oldukça sakin bir yerdedir, gürültü patırtıdan uzak... Bu nedenle olmalı, gece yazmayı tercih ederim her zaman. Başka türlü, düşüncelerimi toparlayamam çünkü...

Kitabı okursanız seveceksiniz. Kitaplara yolculuğunuz hep sürsün... Siz okudukça biz yazarız. Bize yazma isteği veren sizlersiniz... Saygılarımla efendim...

AŞKI HATIRLATMAK GEREK

yağmur yağıyor çisi çisi
gönlümün bahçesine...

gri gökyüzü
hüzünleri döküyor
toprağa
ağaçlara
çiçeklere...

bir hangi yerinde dünyanın
BARIŞ adına
şiirler yazıyor şairler...

barış adına SİLAHa sarılıyor
İNSAN geçinenler...

bir hangi yokluklara
ölümlere gebe zamanlara
KURŞUN sıkıyorlar...

ŞİİR dilinde bir genç adam
öyküler diziyor ACIdan...

umutsuzca da olsa
sarılıyor sözcüklere...

sonra
UÇURTMALAR gibi salıveriyor gökyüzüne...

bir UMUT
bir GELECEK
bir GÜNEŞ adına...

güvercinleri vuruyorlar bir yerde
kanatları koparılıyor
uçamasınlar diye...
ZALİMCE...
HAİNCE...

aşkı hatırlatmak gerek
tozlu sayfalarından çıkarıp
kurumuş gelincikler gibi
kızarır mı dersin UMUTLAR...

LEYLAK kokusu hatırlatır mı insanlığımızı...
geri getirir mi KAYIP günleri...

NAR taneleri gibi keyifle
dişlerimizi kamaştırır mı
yeniden
Y A Ş A M A K...

Ayşe TURAL
( 16. 5 . 2011 / Sarajevo)

SİZLERLE OLUNCA...

Ben, sizlerle olunca yaşadığımın ayırdına varıyorum. Köşeme çekilip sizlerden uzaklaşmak bana göre değil. Daha doğrusu düşüncelerim ve duygularım sizlerden besleniyor da ondan. Herkese merhabalarım oluyor gün içinde...

Temizleyici dükkanına giriyorum mesela… Güler yüzle karşılanıyorum her zamanki gibi… Orada çalışanlardan biri Turgay Hasan…İngiltere’de doğup büyüdüğünden Türkçeyi dili çarparak İngilizce gibi konuşuyor.

Turgay şöyle diyor bana: 'Ayşe Hoca, kitabını okudum. Okurken kendimi yeşil bir ovada zannettim, hem de güneşli bir günde… Çok duygulandım, çok… Ağlamak geldi içimden, gözlerim doldu… Çok güzel yazmışsın…'

O an, kendimle gurur duyuyorum. İyi ki varsınız etrafımda, diyorum. Zamanın geçişinden de mutlu oluyorum. Demek ki boşuna geçmiyor, işe yarıyor, ben onu doğru kullanıyorum, diye düşünüyorum.

DÜŞ ODASI

gel
gerçeğin düş odasına
düşelim beraber...
sonra uzanalım
dörtnala okyanuslara...

bir güneş cümlesi
al getir de
yapıştır alnıma...

bir o kadar da ay ışığı
ser ayaklarıma...

Ayşe TURAL

YAŞAMA ' MERHABA ' de…

Her yeni güne başlayış, her MERHABA yaşamda varoluş biçimimiz aslında… Yaşama bir SELAM çakmak gibi…

Siz siz olun, merhabalarınızı hiç eksiltmeyin olur mu? Çünkü her merhaba, bizi
/ farkında mısınız bilmem ama / inanılmaz bağlarla hayata bağlar…

Adımlarımız, o tek sözle adeta canlanır, güçlenir…
Biliriz ki birileri daha bizimle birlikte nefes almaktadır…
Hayata ayak uydurmaya çalışmaktadır…
Güçlüklerde bile yalnız değilizdir.
Benzer acıları yaşayanlar, benzer zorluklarla karşılaşanlar azımsanmayacak kadar çoktur…

İşte bu çokluk duygusu bize YAŞAMA GÜCÜ VERİR…
Biz biriz, varız...
Ne mutlu böyle diyebilenlere...

DENGESİZ

Açlığın ortasında
Virgüllerle savaşır doymuşluk...
İnadına adilenir umutlar,
Gösterişe kapı açılır....

Aldanışlar sarılırken
-ayrıkotları misali-eteklerimize...
Yalanlar gerçeklerle dolaşır.
Bir değil
Bin bilinmezliktir....

Sonunda
Aklım karışır....

Ayşe Tural

AŞK

' ANNESİNDEN DAYAK YEDİĞİ HALDE YİNE “ANNE” DİYE AĞLAYAN ÇOCUKTUR AŞK...' Cemal Süreya

Büyük usta, bizim AŞK konusunda ne kadar uslanmaz olduğumuzu bir cümleyle özetleyivermiş işte… Az bile söylemiş… İşin kadın tarafından bakanlarındanım ben de doğal olarak… Bu nedenle güzel olmak, cazibeli ve şık olmak benim de hemcinslerim gibi ana hedeflerimden…

Bu haber 1085 defa okunmuştur

:

:

:

: