Çoğalmak için geldiğin bu dünyada azalma!

Öyle fazla ki sorularım kalemimden sakınamıyorum, mutlaka çıkıyor bir cümlemin arasından ve kurcalıyor aklımı. Ve başlıyor yeni sorgulayışlarım.
Öyle fazla ki sorularım kalemimden sakınamıyorum, mutlaka çıkıyor bir cümlemin arasından ve kurcalıyor aklımı. Ve başlıyor yeni sorgulayışlarım.

Az önce çayım için ocakta kaynamaya başlayan su ile beraber kıpırdadı aklımda bekleyenler. Bekleyenler diyorum çünkü bu sorulara her gün, her saat farklı bir cevap verebilir, sonra yeni bir tecrübeyle az önce verdiğim cevabı yetersiz bulup sorumu beklemeye alabilirim. Ve ne zaman ki tetikleyici bir kelime dokunur bekleyenlere, işte o vakit yeniden doğru cevap için yola koyulur, en baştan sorar dururum.


Değişen sorularım ve dönüşen sorgulayışlarımdan birkaçı da; “mutluluk nedir?”, “insan ne ile mutlu olur?”, “her insanın mutluluk yolu farklı mıdır?”. Ben bu soruları evirip çevirip kendime sorup kendimce cevaplarken, bizi eve hapsetti diye üzüldüğümüz virüsün mutluluk kavramımızı sadeleştirdiğini, kolaylaştırdığını ve durup düşünen çoğumuzu salt mutluluğa yaklaştırdığı kanısına vardım.


Öyle ki; çoğalmak için geldiğim bu dünyada azaldığımı, manen çoğalmayı madden çoğalmak olarak değiştirdiğimi, yarıştığımı, yorulduğumu kavradım. Çok insanla tanıştığımı ama en başta kendimi unuttuğumu fark ettiğim o günlere bir mola verdim. Yavaşladım...


Şimdi bir kaplumbağa gibi sırtlandım yükümü, atıp omuzumdan dünya yükünü, boşaltıp kafandaki madde mülkünü, durup düşünebileceğim zamanlar benim artık. Ne yetişmem gereken bir randevum var, ne keşfedebileceğim yeni sokaklar. Alışık olduğum ama trajikomik bir şekilde tanışık olmadıklarım yanıbaşımda.


Ve selâm dedim, her seferinde hor görüp yüz çevirdiğim yalnızlığıma. Bir mecburiyet gibi; kalınca kendimle başbaşa. Hasılı tanışmak farz oldu oturunca karantina masasına. Başka zamanlarda başkalarıyla tanışmak için meğer ne çok sarfettiğim cümlelerden anlaşılamayıp, oysa en çok anlaşılsın dilediklerimi anlayacak olan yine benmişim. Şimdi bunu anlatıp duruyorum kendi azlığıma, kendi yalnızlığıma...


Meğer boşaymış anlatmak, meğer anlayacak olan sussan da dinleyenmiş, bilenmiş… Meğer mutluluk sandıkların ışığı görmek için yürüdüğün ışıksız bir yolmuş. Boşuna maceraymış bütün o yorgunluklar. Mutluluk meğer çabasız yalınlıkmış. Kendinle kalmak, önce kendini bulmakmış. Tenzih ederek bütün somut eksikliklerini, böyle de tamım diyebilmekmiş. Hamım ama yanarım deyip, sabredebilmekmiş.

Bu haber 698 defa okunmuştur

:

:

:

: