Koronavirüs Salgınından Sonra Dünya Nasıl Bir Yer Olacak?

İnsanlık, daha önce pek çok salgın hastalık ve kriz atlattı. Ancak dünyanın global bir köye dönüştüğü 21. yüzyılda ilk kez böylesine büyük bir krizle karşı karşıyayız.
İnsanlık, daha önce pek çok salgın hastalık ve kriz atlattı. Ancak dünyanın global bir köye dönüştüğü 21. yüzyılda ilk kez böylesine büyük bir krizle karşı karşıyayız.

Koronavirüs pandemisi, yeryüzünde modern insanın inşa ettiği tüm çarpık binaları bir bir yıkmaya başladı. Peki ya koronavirüsten sonra dünya nasıl bir yer olacak? Ünlü tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, bu önemli soruya oldukça etkileyici yanıtlar verdi, sizin için derledik.

Yaşadığınız şehirde sadece 7800 insanın bulunduğunu düşünün. Bu kişilerden sadece birisi hastalandığında, şehirdeki tüm sağlık sistemi çökmeye, uzmanlar evinizde kalın uyarısı yapmaya, dükkanlar kapanmaya, herkes işini kaybetmeye başlasın... Dahası şehirde alışık olduğunu her ne varsa hepsi bir anda değişsin, sosyal hayatınız sıfırlansın. Unutmayın hepsi sadece 1 kişi hastalandığı için gerçekleşecek.

Güncel verilere göre 7,8 milyar insanın yaşadığı Dünya gezegeni için de durum tam olarak bu. Koronavirüs salgını, 1 milyondan fazla insana bulaştı ve ölüm oranı %5’in üzerinde. Dünyanın en güçlü ülkeleri, tarihlerindeki en büyük krizin eşiğine geldi. Dünya ekonomisinin ve pek çok teknolojinin merkezi olan ABD’de 30 ila 50 milyon insanın işsiz kalması bekleniyor. Avrupa ve Türkiye için de tahminler iç karartıcı. Gözle görülmeyen bir düşman, tüm insanlığı ve insanlığa ait 'modern' olarak bildiğimiz düzeni dize getiriyor.

Hastalığa yakalanmasak bile değişen dengeler hepimizi etkileyetecek. En başta sosyal ilişkilerimiz hızlı bir dönüşüm sürecine girdi, çalışma hayatlarımız değişti Belki de tüm bunlar, kalıcı sistemlerin kurulmasına öncülük edecek. Bu aşamadan sonra alacağımız her kişisel, toplumsal ve uluslararası karar hayatımızın geri kalanını kalıcı olarak etkileyecek. Bunları biz değil, Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi kitabının yazarı, Yuval Noah Harari söylüyor.

İnsanlar ve hükümetler geleceği düşünerek hızlı ve etkili karar vermek zorunda:
İnsanlık tarihine dair en popüler kitapların yazarı ve tarihçi Yuval Noah Harari, bu kriz anlarında hem bireysel olarak bizlerin, hem de bizleri yöneten hükümetlerin hızlı ve etkili kararlar alacağını dile getiriyor. Financial Times için yazdığı köşede geleceği düşünerek karar verilmesi gerektiğinin de altını çiziyor.


Normalde gerçekleşmesi yıllar alan gelişmeler, artık birkaç saatte gerçekleşiyor:
Harari, daha önceki kriz dönemlerinde olduğu gibi koronavirüs krizinde de tarihsel süreçlerin ileri taşındığını söylüyor. Bir başka deyişle krizle mücadele etmek için kullanacağımız olgunlaşmamış teknolojiler ve imkanlar, hızla hayatımıza giriyor. Çünkü mücadelede başka çaremiz kalmıyor. Örneğin herhangi bir ilacın koronavirüse karşı etkili olduğunu görüyor, hemen insanlarda denemelere başlıyoruz. Uzaktan eğitime ihtiyacımız oluyor, hemen var olan sistemleri buna uygun şekilde düzenliyoruz.
Bütün ülkeler büyük bir sosyal deneyin kobayı oldu:
Dünya üzerinde mümkün olan tüm sektörlerde evden çalışma sistemine geçildi. Neredeyse tüm okullar ve üniversiteler eğitimi uzaktan sürdürme modelleri üzerinde çalışıyorlar. Tüm bunlar insanların sadece uzaktan iletişim kurmak zorunda olduğu sosyal sistemleri hayatımıza getirdi. Bundan önce pek de yaygın olmayan sistemler bir çırpıda hayatımıza girdi .

Harari’ye göre insanlar, hükümetler, eğitim kurumları ve büyük şirketler normalde böylesine büyük çapta denemeleri asla kabul etmezler, çünkü tüm çalışanların ve tüm öğrencilerin evlerine gönderilmeleri riski de beraberinde getirir. Verim düşer. Şimdiden zorunlu olarak birbirimizden uzaklaştığımız iş ve eğitim hayatlarımız, dünya çapında milyarlarca dolar zarara neden oldu.

Tarihte ilk kez küresel bir kriz sırasında tüm insanlar takip edilebiliyor:
Salgını durdurmak için Harari’ye iki farklı seçeneğimiz var. Her ikisi de insanların belirli kurallara uymalarını gerektiriyor. Birinci seçenek, hükümetlerin teknoloji sayesinde insanları izlemesi ve yönergelere uymayanları cezalandırması. Salgının merkezi olan Çin, insanları teknoloji sayesinde gözetim altında tutmayı başardı. Örneğin WeChat ile alışveriş yapan bir Çinli, marketten çıkınca güvenlik kameralarıyla takip edildi, testi pozitif çıkınca girdiği market, markette bulunan herkes karantina altına alınabildi.

Günümüzden 20 yıl önce insanları gözlemeyi sağlayacak teknolojilerimiz yoktu. Hükümetler, her vatandaşını takip edecek ajanlara sahip değildi. Ancak şimdi her devlet bu teknolojik imkanlara sahip. Akıllı telefonlarımız, şehirlerdeki binlerce yüz tanıyan kamera sistemleri birden önem kazandı. Tüm bilgilerinizle entegre çalışan yeni nesil salgın takip uygulamaları da buna eklenince teknoloji, krizin çözümünde en büyük araca dönüştü. Ancak bu durum kalıcı olabilir.

Peki tüm bu yaşananlar ne anlama geliyor?
2000’li yılların başından bu yana kazandığımız teknolojik imkanlarla hem şirketler hem devletler insanları izlemek, hatta fikirlerini değiştirmek için mücadele veriyor. 2016 ABD Başkanlık seçimleri sırasında yaşanan ve 2018’de ortaya çıkan skandallar zincirinde de durum buydu. Facebook profilinizdeki bilgiler ile siz açıkça söylemeseniz bile hangi partiye oy vereceğiniz biliniyor, diğer partilerin reklamları karşınıza çıkarıyordu. Benzer bir şey bir ayakkabı alırken de geçerliydi. Siz Nike markalı ayakkabılar ararken karşınıza Adidas’ın reklamları çıkıyordu.

Belki fikirlerinizin, davranışlarınızın izlenmesi, takip edilmesi ve iradeniz dışında değiştirilmeye çalışılması sizin için bir anlam ifade etmiyordur. Ancak iradeniz dışında olan değişimler, hayatınızı ve geleceğinizi belirliyor. Kişisel olarak önem vermiyor olsanız bile kullandığınız tüm teknolojiler , sizin ve sevdiklerinizin geleceğini belirlemek için araç olarak kullanılıyor. Çoğu zaman bundan haberimiz bile olmuyor...

Eskiden önemli olan parmaklarınızın ekranda nereye dokunduğuydu, şimdi önemli olan parmağınızın sıcaklığı, kan basıncınız ve ne kadar sağlıklı olduğunuz:
Apple ve Samsung gibi dev şirketlerin akıllı telefon dışında üretimini yaptıkları akıllı saatler ve kulaklıklar aslında sıradan ürünler değiller. Bu cihazların içerisinde var olan sensörlerle sağlık durumunuz da elektronik verilere dönüşüyor. Örneğin Apple Watch , kalp atış hızınızı düzenli olarak takip edip EKG raporları çıkartabilecek bir ürün.

Koronavirüs salgını ile şirketlerin ve hükümetlerin odak noktası da değişti. Artık ekranda nereye dokunduğunuz, hangi sitelere girip çıktığınız, kimlere hangi mesajları gönderdiğiniz eskisi kadar önemli değil. Tüm bu bilgiler sadece şirketlerin sizi hedef alan reklamlara para kazanmasını sağlıyordu. Ancak koronavirüsle birlikte sağlık verileriniz de önem kazandı. Microsoft’ın CEO’su Bill Gates, gelecekte yaşanacak olası virüs salgınlarına karşı insanların vücutlarında çipler taşımaları gerektiğini söylüyor.

10 yıl önce bilim kurgu olarak görülen şeyler bugün eski bir haber. Peki 10 yıl sonrası?
Bundan 10 yıl önce bir saatle kalp sağlığınız hakkında bilgi almak imkansızdı. Ancak şimdi mümkün. Koronavirüs ile odağı değişen şirketler, sağlık bilgilerinizi daha detaylı teknolojilerde toplayıp, bundan 10 yıl sonra bir salgın yaşandığında devreye girmek istiyor. Yani daha siz semptomları bile göstermeden , dünyanın öbür ucundaki herhangi bir ofiste sizin enfekte olduğunuz bilinecek.


Harari’nin bu konudaki örneği ise fazlasıyla can alıcı:
Devletlerin vücut ısınızı ve kalp ritminizi takip edecek birer bileklik takmanızı zorunlu kıldığını düşünün… Böylece hasta olan kişiler anında saptanabilir, salgınların önüne sadece birkaç günde geçilebilir. Mükemmel bir imkan öyle değil mi?
Ne yazık ki değil. Örneğin A sitesindeki haber yerine B sitesindeki bir haber tıkladığımı biliyorsanız, hangi politik görüşe sahip olduğum ve kişiliğim hakkında fikir sahibi olursunuz. Ancak bir video izlerken vücut sıcaklığımı, kan basıncımı, kalp atış hızımı bilirseniz, beni nelerin güldürdüğünü, nelerin ağlattığını, nelerin sinirlendirdiğini da nokta atışıyla tespit edebilirsiniz.

Tüm duygularımız aslında bir dizi biyolojik olayla gerçekleşir. Öksürükleriniz başlamadan ne hastası olacağınızı söyleyen bir teknoloji , siz gülmeden önce neye güleceğinizi de tahmin edebilir. Bu teknolojiyi kullananlar ise sizi istedikleri gibi güldürüp, istedikleri gibi ağlatabilirler. Şirketler ve devletler, sizin içinizi ve dışınızı hem fiziksel hem biyolojik hem de ruhsal anlamda sizden daha iyi tanıyabilir. Bu durum da Harari’ye göre kolayca manipüle edilmenizi sağlayabilir.

Yıl 2030, yer Kuzey Kore, siz de bir Kuzey Kore vatandaşısınız. Bileğinizde devletin takmayı zorunlu kıldığı bir bileklik var. Ekranda ise ülkenin kuruluş yıldönümü için konuşma yapan Kim Jong Un. Eğer bu konuşma sırasında öfkelenirseniz, işiniz bitti:
Elbette yukarıdaki senaryo yaşanır mı bilinmez, ancak söz konusu teknolojileri kendi çıkarları için kullanacak devletleri ve şirketleri görmemiz an meselesidir. Harari de bu konuya çarpıcı örneklerle dikkat çekiyor, ancak zaten durumu görmek zor değil. Şirketler hakkımızdaki bilgileri kullanmak için can atıyorlar. Sadece o bilgileri toplayacak teknolojilerin meşrulaşması gerekiyor.


Koronavirüs, yıllardır verilen gizlilik savaşının sonu mu?
Harari, koronavirüs salgınından sonra devletlerin salgın sırasındaki meşruiyet kazanacak teknolojileri geri çekmeyeceğini savunuyor. Çünkü şirketler ve devletlerin elinde artık kanıtlarıyla birlikte bahaneler var. Herkes, ikinci bir virüs salgını yaşanması ihtimalinden korktuğunu bahane ederek insanları izlemeye devam edecek gibi görünüyor. Bu da teorik anlamda yıllardır verilen gizlilik savaşında kaybedeni gösteriyor: Biz.
Hep kötüyü mü konuşacağız? Güney Kore, Tayvan ve Singapur desek…
Harari’ye göre yukarıdaki tüm olası sorunların kaynağı yanlış soruya yanlış cevap vermek. İnsanların gizlilik ve sağlık arasında bir seçim yapmaları şart değil. Teknoloji sayesinde hem sağlığın tadını çıkarabiliriz hem de mahremiyetin. Bunun içinde devletlerin ve şirketlerin insanları manipüle etmeyi değil, onları toplumları güçlendirmeyi öncelik edinmesi gerekiyor.

Koronavirüs salgınına karşı örnek mücadele veren Güney Kore, Tayvan ve Singapur’da halk, koronavirüs mücadelesine destek verdiler. Bunun en büyük nedeni insanlar ile şirketler ve devletler arasındaki sarsılmaz güven ilişkisiydi . Bu 3 ülkede salgına dair tüm bilgiler hastaların isimleri gizlenerek sürekli halka açıklandı. Halk da devletten gelen uyarılara itimat ederek salgının yayılmasını önlediler. İyi bilgilendirilen insanlar, hem kendilerini güvende hissettiler, hem de başka insanların güveni için çaba sarf ettiler.

Elbette Güney Kore, Singapur ve Tayvan’da da teknolojik imkanlar kullanıldı. Ancak temelde yer alan güven ilişkisi, halkın mahremiyet endişesi yaşamamasını sağladı. Bu 3 ülkede kurallara uymayanlara çok sert cezalar verileceği söylenmedi, halk kendi polisi oldu, her şeyin yoluna girmesi için çaba gösterdi. En basit tabiriyle evinden dışarıya zorunlu olmadıkça adım atılmadı.

Sonuç:
Harari’ye göre dünya üzerindeki her insanın salgına karşı aynı anda işbirliği yapabilmesi için daha çok güvene ihtiyacı var. Bilime, devletlere, politikacılara, medyaya güvenmek gerekiyor. Bunların sağlanmadığı yerlerde ise asıl tehlikenin virüsler olmadığına dikkat çekiyor Harari ve ekliyor:

Yıllarca aşınmış olan güven bir gecede yeniden oluşturulamaz. Ancak bunlar normal zamanlar değil. Kriz anında düşünceler ve algılar hemen değişebilir. Örneğin kardeşinizle yıllarca düşman gibi tartışabilirsiniz, ancak ailevi ve acil bir ortam oluştuğunda aniden dost olabilir, birbirinize sarılabilirsiniz. Halk üzerinde bir gözetim rejimi oluşturmak yerine insanların bilime, kamu otoritelerine, medyaya olan güvenini yeniden oluşturmak için geç değildir. Teknolojileri vatandaşları yönlendirmek için değil, onları güçlendirmek için kullanmalıyız.
Bu haber 1237 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER