Evlilikteki yalnızlık

Yılların evli kişileri birbirlerine yakınlaştırması beklenirken tam tersi olduğu gözlenmektedir

Yılların evli kişileri birbirlerine yakınlaştırması beklenirken tam tersi olduğu gözlenmektedir. Çiftler büyük bir aşkla başlattıkları evliliklerini yıllar geçtikçe sıradanlığın, maddi ve manevi sorumlukları aşmaya çalışmanın ve en önemlisi konuşamamanın buna bağlı olarak anlaşılmamanın etkisi ile birbirlerinden soğuyor ve birbirlerine yabancılaşıyorlar… Evlilik ve ilişkiler konularında yazılan kitapların önemli bir bölümünün amacının, bunun nedenlerini ortaya çıkarıp çözmek olduğu söylenebilir. Evlilik ve ilişkiler konularında yazılmış yüzlerce kitaptan çoğunun bunun nedeni olarak çiftler arasındaki iletişimsizliği işaret ettikleri bilinmelidir. Bunlara göre çiftler, aradan yıllar geçtikçe birbirleriyle daha samimi konuşup anlaşacaklarına birbirleri hakkında yanlış, asılsız önyargıları biriktirip bunları olumsuz düşüncelere dönüştürürler ve evlilikler bir süre sonra dönüşü olmayan noktaya gelir. Siz eşiniz veya birlikte yaşadığınız sevgiliniz hakkında önyargı biriktirirseniz ve sizi rahatsız eden konuları onunla konuşmaktan kaçınırsanız ve “Konuşsam ne olacak, o nasıl olsa böyle cevap verecektir” diye düşünmeye başlarsanız bu düşünceler bir evliliğe en fazla zarar veren türde olumsuz düşüncelere dönüşürler.

Evliliğe zarar veren olumsuz düşünce biçimlerini kategorize etmek teorik düzeyde belki kolaydır ama pratikte bunları görüp üzerine çalışarak bunları aşmak, çiftler için hiç de kolay olmuyor ne yazık ki… Bunlar aşılmadığında hem erkek hem de kadın kendi olumsuz düşüncesinin mahkûmu oldukça ve eşi hakkında o olumsuz düşüncelerle düşünüp davrandıkça, evlilikte çiftler birbirlerinden kopmaya başlıyorlar. Her biri kendi dünyalarına çekiliyor, gerçek ve mutlak diyalogsuzluk da başlıyor. Böylece kadın ve erkek evlilik dünyalarında yalnızlığı yaşamaya başlıyorlar. Belki de o nokta evliliklerin geriye dönüşü olmayan noktasıdır; ondan sonra boşanmaya doğru hızla adım atılıyordur… Ya da çocuklar adına yalnız olan ama boşanamayan ve belki de çocukları için bile daha kötü bir ortamda mutsuz ve yalnız anne ve baba görerek büyüyen bir aile oluyorlar…

Aşağıda, Edward Hopper’ın ailedeki yalnızlığın, diyalogsuzluğun yarattığı soğuk ortamı anlatan bir şaheseri var. Resmin adı da “A Room in New York”. Tabloda çift bir arada ama ikisi de diğeri yokmuş gibi davranıyor. Adam koltukta öne eğilmiş gazetesine dalmış, kadın ise piyanonun başında tamamen bıkkın ifadeyle düşünüyor. Dikkatle bakınca piyanoya sadece tek parmağıyla dokunduğu görülüyor. O duygusuz odadaki monoton, tek ve tekrar eden piyano sesinin yaratacağı buz gibi havayı, duygusuzluğu neredeyse yüreğinizde hissediyorsunuz… Bu yalnızlığın, diyalogsuzluğun resmi bence… Acaba kaç çift var bu tablodaki soğukluğu kendi evinde yaşayan?


 

 

 

 

 

 




Aslında bu kötü havayı bozmak için bir tek laf veya bir tek şaka yetecek, bunu da görür gibiyiz. Ama ne yazık ki çiftler bunu denemek yerine o buz gibi duygusuz havayı bir işkence gibi yaşamayı sürdürmeyi tercih ediyor. Ta ki o dönüşü olmayan noktaya gelininceye kadar, yani evlilik bitme sürecine girinceye kadar. Çiftlere tavsiyem evliliğinizi bu noktaya getirmeyin. Bunu nasıl mı yapabiliriz? Profesyonel destek alarak… Evliliğimizi bitirmek yerine profesyonel destek alarak sorunlarınızı nasıl çözeceğinizi, eşinize duygu ve düşüncelerinizi nasıl anlatabileceğinizi ve onu da nasıl anlayabileceğinizi öğrenebilirsiniz…

Bu haber 982 defa okunmuştur

:

:

:

: