Ağlamaklı gözlerdeki anlam

Ağlamak mı ağlamaklı olmak mı daha derin anlamlar taşır? Anlık duygulanmalardaki gözyaşının gözde donması, öylece kalması, yerçekimine meydan okuması neyi ya da neleri ifade eder?
Ağlamak mı ağlamaklı olmak mı daha derin anlamlar taşır? Anlık duygulanmalardaki gözyaşının gözde donması, öylece kalması, yerçekimine meydan okuması neyi ya da neleri ifade eder?

Ünlü Kızılderili atasözü: “Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler, gözyaşıyla temizlenir.”

İngiliz şair ve Dünyanın en büyük oyun yazarı olarak anılan Shakespeare’in sözü: “Gözyaşlarıyla yıkanan yüzden daha temiz yüz olmaz.”

En unutulmaz kurgusal karakterlerden bazılarını yaratmasının yanında; Victoria devrinin en iyi romancısı olarak kabul edilen Charles Dickens’in sözü: Döktüğümüz gözyaşları, asla yüzümüzü kızartmamalı; çünkü gözyaşlarımız, katılaşan kalplerimizi örten toprağın ve gözlerimizi bulandıran tozların üzerine yağan yağmura benzer.”
Bunlar ve bunlar gibi yüzlerce sözü örnek olarak verebilirim yazımda; fakat bugün yaşadığım olay karşısında burada olan olmayan tüm sözler anlamsız kalır. Geçen hafta Türkçe dersi verdiğim öğrencimin okumakta zorlandığını bizzat deneyimleyince ona bir sonraki haftaya okuma kitabı armağan edeceğimi söyledim. Ardından bunu isterim, şunu da isterim gibi tümcelerin havada uçuştuğunu gördüm. Anladım ki benim için çok ama çok değerli olan bu öğrencim, kitap konusunda seçiciydi. Öncelikle, ona en çok hangi kitabı okumak istediğini sordum. Hatta, kafasında belirlediği bu kitabı birlikte okuyup tartışabileceğimizi söyledim. Çünkü, okumak yetisinde birtakım problemleri olduğunu anladım. Tabii bu problemleri en kısa zamanda beraberce çözebileceğimizi de ekledim konuşmama. Haftaya Salı günü armağan kitap alınacak, birlikte sayfaları arasında gezilecek ve okumakla ilgili sorunlarımız zaman içerisinde giderilecekti. Evet, bugün kitabı bulmak ümidiyle kitapçılara gittim. Tek istediğim, öğrencime verdiğim sözü yerine getirmek ve okumada zorlanan öğrencime yardım etmekti. Sonunda, anladım ki bu kitabın yerine başka bir kitap almalı ve öğrencime olan biteni anlatmalıydım. Çünkü, istenilen kitabı bulamamıştım. Benzer tarzda bir kitap alıp götürdüm. Öğrencim, büyük bir sevinçle yırttığı paketin içinden istediği kitabın çıkmadığını görünce önce bir sarsıldı. Ne kadar da toparlanmaya çalıştıysa, gözleri dolmuştu. Ağlamamak için çok direndi. Onu öyle görünce ben de bir değişik oldum. Tek duam, onu gözyaşları içinde görmemekti. Olmadı, ağlamadı. Annesinin konuşmaları ve benim konuşmalarım arasında sanki gözyaşları donmuştu. Ağlamak, bir taraftan onu rahatlatacaktı; fakat o da biliyordu ki ağlarsa, bu sefer ben de ağlayacaktım, çok üzülecektim, durum daha da vahimleşecekti. Ne büyük bir kalpti ki bu, ağlamadı, zararına da olsa bir başkasını üzmek istemedi. Kitabın değiştirilmesi ve ne olursa olsun mutlaka istenilen kitabın bulunması konusunda karara varıldıktan birkaç saat sonra da kitabı bulup kendisine güzel haberi verdim. Mutlu olmuş belli; bunu annesinin telefondaki ses tonundan ve öğrencimin arka fondan gelen çığlıklarından anladım.

AĞLAMAMAK İÇİN KENDİMİZLE SAVAŞMAYALIM

Çocukluğumda ağlamakla ağlamamak arasındaki bu durumu çok yaşadım. Ev ahalisi, özellikle büyük abim, böyle bir durumun gerçekleşeceğini sanki önceden bilirdi. Çoğu zaman da benim için üzüldüğünü, bana yaptığı şakalardan, komikliklerden anlardım. Bazen, o zamanlar çocuk kalbiyle düşünüp de o anki duruma ağladığımda tüm gün hiç yatağımdan çıkmaz; kendi gözyaşlarımdan utanırdım. Aslında bu yaşanan durum, gayet doğal. Bizi biz yapan duygunun davranışa dönüşmesi kadar güzel bir his olamaz. İnsanca yaşamak adına bu duygunun herkesçe yaşanabilmesi, anlık değişen duygu ve davranışlarımızın anlamsal boyut kavranması, bizce çok önemli. Bilinmesi gerekir ki tüm yaşanılanların sonunda, hüngür hüngür ağlamak da bir damla gözyaşıyla duyguyu sonuçlandırmak da gözyaşını kirpiklerde dondurmak ve yerçekimine galip gelmek de bizlere özel olarak Tanrısal boyutta sunulmuş özellikler.
Bu haber 932 defa okunmuştur

:

:

:

: