Bilmek varsaymaktır, gerçek ise o varsayımların izdüşümü…

Hakkında düşündüğümüz her şey için en doğru bilgi varsayımında bulunuruz. Aslında vardığımız nokta üst üste birikmiş varsayımların en tepesinde duran, elinde ‘bildim bayrağı’ sallayan birinin egosudur.

Hakkında düşündüğümüz her şey için en doğru bilgi varsayımında bulunuruz. Aslında vardığımız nokta üst üste birikmiş varsayımların en tepesinde duran, elinde ‘bildim bayrağı’ sallayan birinin egosudur.


Basit bir kek yapımı için internetten araştırdığımızda birbirinden farklı tariflerle karşılaşabiliriz. Hatta her birinin altında ne kadar lezzetli olduğuyla ilgili yorumlar okuruz. Peki doğru tarif hangisidir diye düşünür müyüz? Hayır!


Zira her bir şef, kendi tadımı açısından lezzetli bulduğu metodları yazmış ve onu doğru kabul etmiştir. Biz de şefe biad ederiz. Denenmiş yollardan sana en uygun olanını seçmek senin doğrundur. Bunu bile bile tek bir doğru olduğu konusunda ısrarcılık “doğrunun kişiselliğine” ters düşer...


Tariflerdeki kişiselleşmiş doğrular gibi başarmanın basamakları, mutluluğun sırları da kendi içinde başka başka yollardan geçer. O yollar ki; mutluluk ve başarıdan ne anladığınızla orantılı olarak sizi dönemeçlere yönlendirir. Şu yol her insan için mutlak doğru yoldur demek, doğru yolu bilmekten ziyade cehaletin ispatı olsa gerek.


Geçenlerde tam da bahsettiğim bu konuyla ilişkili bir sohbet esnasında şu cümle çıktı ağzımdan: “Bildiklerinizi değil, ancak bilmediklerinizi ayağınızın altına aldığınızda başınız göğe değebilir”. Doğrunun kişiselliği, bilginin gerçekliğini sarsarken anlamıştım bu durumu. Anlamıştım ki; bilmek her zaman bilmemekten azdır. Ve az ile çok olana karşı gelmek ancak ahmakların kalkanıdır...


Zira başka fikirlerle savaşmamış fikrin sağlaması yapılamaz. Fikrim ancak benden çıkıp, büyük bir hızla diğer tüm birikmişlere çarpıp, ezberi bozar ve kendini yenilerse işte bu gerçek bilgidir diyebiliriz.


Öyleyse mevcutta sahip olduğumuz bilgiye her daim şüpheyle bakmalı, kendimizi bilgin sanmak yerine bilgiye ulaştıkça bilemediklerimizi anımsayıp gerçeğe ulaşmanın zorluğunu kavramalıyız... İşte o vakit ufukta gördüğümüz ışığın kapısını aralar orayı aydınlatanın bir ışık değil, o ışığı görme arzumuz olduğunu anlarız.

Bu haber 1442 defa okunmuştur

:

:

:

: