Güneşli Ada Öyküleri-I

Bileklik


Bileklik
Evin kapısından içeri girdiklerinde her ikisinin de üzerindeki kalın montları görüp güldük. Havanın bu kadar güzel olacağını tahmin edememişlerdi herhalde. Bize sarılmadıkları için üzüldüm ancak sebebini biliyordum. Duşunu alıp geldikten sonra karşımızda otururken oğlumun kolundaki bilekliği dikkatimi çekti.
-Yeni bir saat mi aldın? Diye sordum. Kız arkadaşınınkini göstererek güldü ve
-Bakın Melissa’nın da bileğinde var. Bunlar karantina bilekliklerimiz. Kıbrıs’a girerken bunları taktılar. Sizinle geçireceğim on gün boyunca üzerimden hiç çıkarmamam gerekiyor. Ayrıca ev karantinası gereği adresimden ayrılmamam gerekiyor, dedi.
“Belki de iki ay kadar görüşemeyeceğiz”, sözümün üzerinden tam bir buçuk yıl geçmişti. Tıpta Uzmanlık Eğitimi için giderken her ay bir kere bizi görmeye geleceğini ya da bizim onu ziyaret edeceğimizi planlamıştık. Kader biz planlar yaparken planlarımızı bozarak bizimle eğleniyordu. Hem de sadece bizimle değil tüm dünyayla eğleniyordu.
Şimdi tekrar birlikteydik. Evindeydi, sevdikleriyleydi. Köpeğiyle oynadı, kediyi kucağına aldı. Sonra açık olan pencereden dışarı baktı. Bahçeden gelen güllerin ve karanfillerin kokusunu sevdiğini ve bu kokuyu hissetmeye çalıştığını biliyordum.
-Güneş ne güzel parlıyor. İki yıl önce Mayıs’ın ilk günleri denizde yüzüyorduk. Anne sen yüzme sezonunu açtın mı? Dedi. Adada dokuz ay yüzeriz.
-Denizde yüzmemi soruyorsan Nisan ortasında başladım. Havuz sezonunu açalı daha çok oldu, diye cevapladım. Melissa
-Ben de yüzmeyi çok severim. Uzun süredir yüzmeye imkân olmadı. Çalıştığımız hastanede pandemi nedeniyle izinler kaldırıldı, dedi. Sonra birden aklına gelmiş gibi kediyi göstererek devam etti,
-Bir aksiyon filminde görmüştüm. Takip edilen kişi algılayıcı çipi bir kedinin boynuna takıp takipten kurtuluyordu. Biz de öyle yapıp sokaklarda özgürce gezebiliriz. Limana iner, dalgakıranda yürür belki de yüzmeye gidebiliriz, dedi. Yüzümüzdeki ifadeyi görünce
-Şaka yaptım, gerçek değildi diye aceleyle ekledi. Kendi eğlenceleri için kimsenin sağlığını tehlikeye atmayacaklarını çok iyi biliyorduk aslında. Verandaya hazırladığım masayı göstererek
-Hadi artık yemeğe başlayalım dedim. Oğlum masadaki yemekleri Melissa’ya göstererek,
-Annemin hellimli ekmeği ve fırın kebabına bayılacaksın, dedi. Ev yemeklerimi ne kadar özlediğini anladım. Her sabah sularken konuştuğum güller ve karanfillerden bir demet masanın ortasında duruyordu.
Her şey çok güzeldi. Ben büyük oğlum yanımda olduğu için mutluluktan uçuyordum. Sonra birden alarmlar çalmaya başladı. Polis arabası kapıya gelmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Melissa’nın bilekliğinin kedinin boynunda olduğunu gördük. Kendi bileğinden çıkarıp kedinin boynuna takana kadar geçen bir saniyelik sinyal kesikliğinin merkeze iletileceğini tahmin etmemişti herhalde. Polisler Melissa’yı tutuklamaya gelmişlerdi. Melissa gözyaşları içinde polislere durumu anlatmaya çalışıyordu. Ancak kurallar kesindi. Karantina kurallarını ihlal etmekten üç ay hapis cezası alacaktı. Onu canı kadar seven oğlum da onunla gitmek zorundaydı. Oğlumla güzel günümüz kabusa dönüşmüştü. Her taraftan siren ve alarm sesleri geliyordu. Alarm sesleri susmak bilmiyordu. Sonra Melissa’nın
-Fırının alarmı çalıyor. İsterseniz siz uyumaya devam edin fırınla ben ilgileneyim, dediğini duydum. Uyuyakaldığım koltuktan kalkarken boynunda elektronik bileklik taşıyan bir kedi ve polis sirenleri olmadığı için mutluydum.
Bu haber 463 defa okunmuştur

:

:

:

: