Kırk yıl arayla aynı kitabı okumak

Rus yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821, Moskova-1881, St.Petersburg) altı çocuklu bir ailede dünyaya geliyor. Babası askeri cerrah olan Dostoyevski Petersburg Mühendislik Okulu’nu bitirdikten sonra bir yıl çalıştığı Petersburg İstihkam Bölüğü’nden askerlikten nefret etmesi nedeniyle ayrılıyor ve yazarlığa başlıyor.

Rus yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821, Moskova-1881, St.Petersburg) altı çocuklu bir ailede dünyaya geliyor. Babası askeri cerrah olan Dostoyevski Petersburg Mühendislik Okulu’nu bitirdikten sonra bir yıl çalıştığı Petersburg İstihkam Bölüğü’nden askerlikten nefret etmesi nedeniyle ayrılıyor ve yazarlığa başlıyor.
Yazarın başlıca romanları; İnsancıklar, Öteki (İkiz), Netochka Nezvanova, Stepançikova Köyü, Ezilmiş ve Aşağılanmışlar, Ölüler Evinden Anılar, Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala, Ecinniler, Delikanlı ve Karamazov Kardeşler’dir. Romanları dışında öyküleri günlük ve anıları bulunan yazarın eserleri pek çok filme, besteciye esin kaynağı oluyor.
En önemli eserlerinden Suç ve Ceza 1866 yılında yazılıyor ve dönemin edebiyat dergisi Rus Habercisi’nde bir yıl boyunca yayımlanıyor. Daha sonra birinci cilt basılıyor. İkinci cilt ise yazarın beş yıl süren Sibirya sürgünü dönüşünde yazılıyor. Dostoyevski 1849 tarihinde devlet aleyhinde bir komploya karışmak suçlaması ile tutuklanıp ölüm cezasına mahkûm ediliyor. Tam kurşuna dizilmek üzere iken af kararı çıkıyor (Altın Klasikler’in 1969 yılına ait beşinci baskısında bu infaz töreninin göz korkutmak amacı ile Çar tarafından düzenlenen bir kurmaca olduğu yazar) ve cezası dört yıl kürek ve altı yıl adi hapis cezasına dönüştürülerek Sibirya’daki Omsk Kalesi’ne sürülüyor. Burada geçirdiği dört yıllık zorlu süreç Suç ve Ceza’nın ikinci cildinin yazılmasında etkili oluyor. Bin sekiz yüz elli dört yılında er rütbesi ile kışlaya veriliyor, subaylığa kadar yükseliyor. Beş yıl sonra ordudan terhis edilen yazarın yaşadığı zorluklara kumar borcu ve sara nöbetleri eşlik ediyor.
Gerçekçilik akımından etkilenerek yazılan romanda Raskolnikov, Sonya Marmeladova, Svidrigailov, Dimitri Prokofiç Vrazumihin ana karakterler olarak yer alıyorlar.
Suç ve Ceza’nın yazıldığı çağa baktığımızda eserin bir takım fikir hareketleriyle çağdaş olduğunu görüyoruz. Herkes için eşit bir dünyanın yaratılması ütopyası için adalet kavramı en çok irdelenen konulardan biri oluyor. Dostoyevski bu romanıyla adalet kavramının farklı bakış açılarıyla düşünülmesini sağlıyor. Rus aydını Raskolnikov’un kendi doğruları adına işlediği cinayetler ve iç hesaplaşması konu edilirken elitist bakış açısının yanlışlığı gözler önüne seriliyor.
Her suç yasanın açık ihlali demektir ve cezası vardır. Suç ve Ceza kitabı dikkatle okunduğunda Raskolnikov’u sefalet ve yoksulluğuna başkaldıran bir cinayet işlemiş genç adam olarak görülmesi yanlıştır. Raskolnikov iç hesaplaşmalarını yaparken bu şekilde yorumluyor cinayetini. Halbuki iki kişi öldürüyor ve öldürdüğü kişiden “kocakarı” diye söz ediyor. Tefeci kadını öldürmek için keşif yapıyor. Planlıyor, paltosunun içine bir ilmek atıyor ve baltasını bu ilmeğe asarak içeri sokuyor. Hukuk dilinde taammüden adam öldürmek olarak ifade edilen eylemi gerçekleştiriyor. Taammüden sözcüğü, TDK’nun güncel yazım kılavuzunda “kasten” ve “işlenecek bir suçu önceden planlayarak, planlı bir şekilde tasarlayarak” olarak iki şekilde ifade ediliyor. Yani bir anlık öfke ile gerçekleştirmiyor cinayetini. Raskolnikov tefeci kadını öldürürken kafasına defalarca balta ile vuruyor. Hatta ölüp, ölmediğinden emin olmadığı için tekrar gidip kafasına vurmayı planlıyor (Suç ve Ceza. Altın Klasikler. Beşinci Baskı 1969. S;139). Cinayeti gördü diye kadının kardeşini de öldürüyor.
Daha önce yazmış olduğu bir makalede “soylu amaçlar için yasaları ihlal edenler doğru yapmışlardır” diyor. Yaptığı eylemi topluma yararlı “soylu bir cinayet” olarak görme yanlışına düşüyor. Bütün adalet kuramlarının insan öldürmeyi suç saydığını unutuyor. Neyin iyi neyin doğru olduğuna ve insanların kaderi üzerinde karar verebilme hakkı olduğunu düşünmesinden kaynaklanan bir hareketle cinayete doğru adım adım ilerliyor. İnsanları “öldürülmesi gereken insanlar”, “öldürülebilir insanlar” olarak ayrımsamak hatasını yapıyor. Sonya’ya, “İyi ama ben sadece bir bit öldürdüm, Sonya. Faydasız, iğrenç, zararlı bir bit” diyerek tefeci kadını öldürüşünü anlatıyor. (Dostoyevski. Suç ve Ceza.1968. Cilt II. S; 205)
Raskolnikov’un öfkesinin kaynağı yoksulluksa, bütün yoksulların bu davranış içinde olması beklenebilir mi? Örneğin adaletsizliklere itiraz eden aktivistlerin cinayet işlemesi gerekmiyor. Tefeciliğe karşı öfke patlamasının sonucu ölüm olmamalı. Bunun bir adım sonrası anarşizme gider. Sosyal, hukuk devleti yeni Raskolnikov’lar olmasın diye ortaya çıkıyor.
Raskolnikov, suç mahalline giderek, bu suçu işlemediğine dair bir algı yaratmaya çalışıyor, bir hacizle ilgili olarak karakola gidiyor, cinayetten bahsedilmeye başlanınca fenalaşıyor, şüpheleri üzerine çekerek bir kapana kısılmaya başlıyor
Dostoyevski’nin başarısı sıradan bir cinayeti anlatması değil. Raskolnikov bir katil. Ancak yazar o kadar başarılı ki okuyucu ya Raskolnikov’a acıyor ya da elini uzatıp yakalamak istiyor. Eser daha önce Freudvari yaklaşımlarla değerlendirilirken günümüzde Lacancı yaklaşımlarla da değerlendirilmesi söz konusu. Annesinin mektubundan sonra eyleme geçmesi bunu gösteriyor.
Yönetmenliği Alfred Hitchcock’un yaptığı İp filminde de (Türkiye’de Ölüm Kararı adıyla gösterime girmişti - 1948) Raskolnikov’un makalesi ile benzerlik gösteren düşünce yapısıyla, üst insan kavramının yaratacağı tehlikeleri gözler önüne seriyor.
Gençliğimde romanı ilk okuduğumda Raskolnikov ile hiç empati kuramamış, içten içe bir rahatsızlık duymuştum. Kırk yıl arayla aynı kitabı tekrar okuduğumda gençliğimde adını koyamadığım huzursuzluğu Raskolnikov’un taammüden cinayeti olarak isimlendiriyorum.

Bu haber 633 defa okunmuştur

:

:

:

: