Cimri ol demedim tutumlu ol…

Durmadan tekrarladığımız bir şey var son on hatta yirmi yıldır... Tüketim toplumu olduk. Çılgınca her şeyi tüketiyoruz. Savurganca harcıyoruz; parayı, yiyecekleri, eşyaları, en önemlisi de ZAMANI...

Durmadan tekrarladığımız bir şey var son on hatta yirmi yıldır...
Tüketim toplumu olduk. Çılgınca her şeyi tüketiyoruz. Savurganca harcıyoruz; parayı, yiyecekleri, eşyaları, en önemlisi de ZAMANI...

Cimrilik başka şey, tutumlu olmak başka...
Farkındaysanız elektrikli eşyalardan telefona, ev eşyalarından kıyafete varıncaya kadar pek çok şey son derecede kalitesiz ve oldukça da pahalı...

Kolayca bozuluyor. ' Hemen kaldır at, yerine yenisini al...'
İyi de verdiğiniz parayı ne kadar zor kazandığınızın farkında mısınız? Bence yenisini almadan hatta o her neyse kaldırıp atmadan GERİDÖNÜŞÜM şansı olup olmadığına bakın.

Kıyafetlerinizde de eski kumaşların güzelliği, terletmeme özelliği, leke çıkarıcılığı v.s özellikler ne yazık ki yenilerde yok. En adi, en sentetik şeylerle gözler boyanıyor ve üç gün sonra kaldır, at misali oluyor.

Bu konuda gerçekten çok dikkatliyimdir. Her şeyi çok temiz ve güzel kullanırım. ( Bizim kuşak böyledir, övünmek gibi olmasın.) Sekiz on yıldır giydiğim kıyafetlerim bile vardır, dün alınmış gibi... Her sezon şöyle bir elden geçiririm. Uzun kollar yarım kola çevrilir, etekler uzunsa kesilir, kısaysa buluza döner. Üzerindeki yakalar başka modellere çevrilir. Bazen saten, kadife kurdeleler ya da dantellerle süslenir.

Ev eşyalarında da özellikle rahat ettiğim koltuklar, yüzleri değiştirilerek bambaşka modeller olur.

Parayı HARCAMAK kazanmaktan çok kolaydır. Hazıra da HAZİNE dayanmaz. Çocuklarımıza örnek olmak, gelecek hayatlarında rahat etmelerini sağlar.
Unutmayınız, hayat günden güne zorlaşıyor.

Eskiden lüks sayılan şeyler, günümüzde gereklilik olarak dayatılıyor. O zaman LÜTFEN biraz daha dikkat!

BEKLEDİĞİM

bir gülüş
belki içten bir bakış
belki bir el tutuş…
kimbilir

inadına sorgulamalı mı dünleri
ya da yarınları düşünürken
kaçırmalı mı bugünü…

vakit bu vakit
merhabaları ertelemeden
sıcacık kucaklaşmaların kıyısında…

yaz aşkı olmalı bu güzelim
ya da inadına güz aşkı
takvimlerin yazmadığı…

Ayşe TURAL

ÜÇ SORU

Gerçek mi?
İyi mi?
Yararlı mı?

Ünlü düşünür Soktates'e ait olduğu söylenen bir öyküdür bu. İnsan ilişkileri üzerine kurgulanmış bir öykü.

Bir gün bir dostu Sokrates'in yanına gider ve yakın arkadaşlarından biri hakkında ona bir şeyler anlatacağını söyler.

Sokrates:
- Sen anlatmaya başlamadan üç sorum olacak,der.

Birincisi anlatacağın şey GERÇEK Mİ?
İkincisi İYİ Mİ?
Üçüncüsü de YARARLI MI?

Anlatıcı her üçüne de hayır, sanırım değil, galiba... gibi cevaplar verir.
Sokrates:
• Öyleyse zamanımı çalman gereksiz, başkalarını da boşuna meşgul etme, der...
Kıssadan hisse... Zamanınızı gereksiz kişilerin gereksiz sözleri ile çalmalarına izin vermeyin sakın.

BEN - SEN

ben
bende seni
ben gördüm…

ben
sende beni
ben sandım…

oysa
sendeki ben
ben değilmişim…

Ayşe TURAL

KİMLİK Mİ?
HAYIR SADECE YAŞAMA BAKIŞ

Kimsiniz,
hangi yaştasınız,
cinsiyetiniz ne,
ne iş yapıyorsunuz?

Soruları dilediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz benim yerime… Sonuçta değişmeyen, hepimizi özünde ilgilendiren tek şey YAŞAM…

Yaşamı çok sevdiğinden olmalı, ölümden de bir o kadar korktuğu söylenen Cahit Sıtkı Tarancı, ünlü şiiri “ Gün Eksilmesin Penceremden” de hem çok yalın bir anlatımla bir o kadar da düşündürür bizi.

Günün pencereden eksilmesidir yaşamın bitimi… Ya da “ Otuz Beş Yaş Şiiri”ndeki gibi yaşanacak zamanlara dikkat çeker yaşanmışlıktan çok…

Yolun yarısına gelinmiştir, bizi uyarır.
Çağımızda ortalama yaş hayli uzamıştır. Ülkelere ve coğrafyalara göre değişse de yetmiş beşi hatta sekseni bulmuş görünüyor.

Öyleyse insanın verimlilik yaşı da yükselmiştir diye düşünüyorum. Aklınız erdiğince, gücünüz yettiğince topluma katkı koymaya devam etmelisiniz.

AŞK

aşk
sana gelmişse
kapına
dayanmışsa
geri
çevirme
sakın…

yaşanmamışlıkların
acısı
zamanla
koyuyor
insana…

Ayşe TURAL

GEÇMİŞTEN ÖĞRENECEK NE ÇOK ŞEYİMİZ VAR

Yıl 1982… O yıllarda, şimdiki Turizm Bakanlığı’nın binalarında Bayraktar Ortaokulu var. Ben o yıl orada öğretmenim… Zaten iki yıl çalıştıktan sonra Türk Maarif Koleji’ne alınıyorum.

Burada biraz zorlanıyorum, çünkü liselerde ders vermeye alışmışım, bu yaş çocuğunun seviyesine inmek kolay değil… Ama başarıyorum, azmin elinden bir şey kurtulmaz.

Eski yapıya, sarı taş binaya bayılıyorum. Sınır üstü ama. Her uyarıda üst katta, sınıra bakan sınıflara girmiyoruz.

Öğrenciler de çok canlı çocuklar… Köylerden gelenler var. Çoğunlukla evlerinin bahçelerinden demet demet çiçekler taşıyorlar bana.

Okul Müdürümüz Oğuz KUSETOĞLU… Ders malzemesi pek yok. Bilgisayarın filan olmadığı yıllar… O yıllarda her şeyi bulmak mümkün değil, her şeyi siz anlatıp öğreteceksiniz.

Durmadan tahtaya resimler çiziyorum, konuları doğru anlasınlar diye… La Fonten’in tilkileri, horozları, dağlar,tepeler, çöpten adamlar…

Bu arada en önemli şey kitap… Benim de kitap olmazsa olmazım. Okul kütüphanesinde üç- beş kitap… O da yeterli değil elbette.

Öğrenci ailelerinin durumu da malum… O yıllara yokluk yılları da denebilir.

Okul müdürüne danışıp çözüm buluyorum. Her ders gününün sonunda çocukların ceplerinde kalan bozuk paraları sınıf kaptanı topluyor.

Bir haftanın sonunda her sınıftan kaç lira toplanmışsa; ayrı naylon torbalar içinde sayılıyor ve ben bir sürü bozuk para ile CEMAAT MECLİSİ’nin altında minicik bir dükkanda, tozlu raflar arasında yaşayan Özker YAŞIN’ın kitapçı dükkanından içeri giriyorum.

İki yılda öğrencilerin değiş tokuş sayesinde ne kadar çok kitap okuma fırsatı yakaladığını sevinçle görüyorum…

( Dün bankada karşılaştığım öğretmen, Bayraktar Ortaokulunda benim öğrencim olduğunu söyleyince o yıllara taşıdı beni…)


YAŞAMAK

Güzelim yüreğimi
Martı kanadında
Uçurdum masmavi göklere...

Akaşamüstlerinin yorgun esintisi
Yaşanmışlıklarımda....
Çınar ağaçlarının asırlık şarkıları
Kulaklarımda....

Ruhum sonbaharında ömrümün
Uzak diyarların yabanıl kokusu
Bir duadır dudaklarımda
Yaşamak.....

Ayşe TURAL

ADI MUTLULUK

Yaşamın rengi, onu fark etmekten ve algılayıp sevmekten geçiyor.

Bir düşünür şöyle der: “ Sahip olduklarıyla mutlu olmasını bilemeyenler; sahip olamadıklarını elde ettiklerinde yine mutlu değillerdir.”

Ne dersiniz?
Bu sözde büyük bir gerçek ışıl ışıl gözlerimizin önünde değil mi?

Bizler farkındalıklarımızı artırdıkça, yaşamın anlamını daha iyi çözeceğiz sanırım. Yaşama hangi değerleri yüklemişsek, onu o gözle yargılıyoruz ya da yaşıyoruz.

Aramızda durmadan mızmızlananlar pek de az değil.

Ne istiyoruz, ne bekliyoruz? Mutluluklar, gümüş bir tepsi içinde sunulmuyor ne yazık ki!

Nelere sahip olduğunuzu bilirseniz ve bundan büyük bir hoşnutluk duyarsanız, işte onun adı MUTLULUK…

Bu haber 310 defa okunmuştur

:

:

:

: