Yitik adanın öyküsü-josé saramago

Bir kadın değnekle yere bir çizgi çiziyor, bu çizgiden başlayan yarıkla Pirene Dağları’nda sebebi açıklanamayan bir çatlak meydana geliyor ve İber yarımadası hızla anakaradan ayrılarak adaya dönüşüyor.

Bir kadın değnekle yere bir çizgi çiziyor, bu çizgiden başlayan yarıkla Pirene Dağları’nda sebebi açıklanamayan bir çatlak meydana geliyor ve İber yarımadası hızla anakaradan ayrılarak adaya dönüşüyor.
Portekizli yazar José Saramago bu romanında da gerçeküstü bir olaydan yola çıkarak pek çok gerçeğe dikkat çekiyor. A Jangada de Pedra (Taş Sal) orijinal ismiyle 1986’da yayınlanan eser, İngilizceye orjinaline bağlı kalarak The Stone Raft olarak geçerken, Türçeye Yitik Adanın Öyküsü ismiyle çevriliyor. Türk okurlarıyla ilk kez 1999 yılında buluşan kitap, daha sonra Kırmızı Kedi Yayınları tarafından Dost Körpe’nin çevirisi ve Cüneyt Çomoğlu’nun kapak dizaynıyla 2013’de basılıyor. 2021 yılında 9. Baskısına ulaşan eserin Yayın Yönetmenliğini Enis Batur, son okumasını ise Serra Tüzün gerçekleştiriyor. Saramago’nu bu eseri de Körlük gibi filme çekiliyor. George Sluizer tarafından sinemaya uyarlanıyor ve 2002 yılında gösterime giriyor.
Bir adamın denize attığı kayanın sekerek ilerlemesi, yüzlerce kuşun bir adamın başının üzerinde onu her gittiği yere takip etmesi, mavi yumaklı yol gösteren köpek, adımlarıyla yeri titreten adam, yarımadanın denizde yol almaya başlaması gibi sıradışı unsurlar yer alan eser bol miktarda metafor içeriyor.
Eser Portekiz’in Avrupa Birliği’ne girme sürecinde yazılıp, birliğe katıldığı yıl yani 1986’da basılıyor. Eserinde İberya’nın (Portekiz ve İspanya) anakaradan ayrılışı metaforunu kullanan yazar, İber Yarımadası sakinlerinin Avrupa’daki yerlerine ilişkin güvensizliklerini dramatize ediyor. İspanya ve Portekiz, topluluğa ilk 1962 yılında başvuru yapmasına rağmen talepleri her iki ülkenin de diktatörlükle yönetilmesi gerekçesi ile reddediliyor. Bu iki ülkenin az gelişmiş ekonomisi ve demokrasiye geçişte yaşadığı sorunlar Avrupa Birliği’ne kabul edilme yolunda ilerleyişi yavaşlatıyor. 1970’li yılların sonuna doğru demokratik seçimlerle önce İspanya’nın, sonra Portekiz’in demokrasiye geçişiyle her iki ülke de birliğe kabul ediliyorlar (1986). Ancak bu belirsiz geçiş sürecinde eğer birliğe kabul olunmazsa ekonomisi zayıf olan İberyalıların geçim sıkıntısı nedeniyle Avrupa Birliği ülkelere göç etmek zorunda kalacağı ve bu ülkelerin iş gücünü oluşturacağı endişesi ile birliğe katılma yanlısı ve karşıtı düşünceler ortaya çıkıyor. Saramago eserini bu karşıt görüşleri göz önüne alarak yazıyor.
Başlayan göç dalgası pek çok sıkıntıya yol açıyor. “Yollarda tek tük terk edilmiş arabalar vardı ve gördükleri bu arabalardan her birinin bazı parçaları eksikti, direksiyonları, farları, dikiz aynaları, ön camları, bir kapıları, bazen de tüm kapıları, koltukları sökülüp alınmıştı, hatta bazı arabalar etsiz yengeçler gibi birer kabuğa dönüşmüştü. Ama petrol sıkıntısı yüzünden trafik yoğun değildi ve geçip giden bir arabayla bir sonraki arasında uzun boşluklar vardı. İnsanın gözüne bazı tutarsızlıklar da çarpıyordu, mesela otoyoldaki bir eşek tarafından çekilen iki tekerlekli bir araba ya da son hızla giderken bile trafik tabelalarının gerçekliğin dramatik anlamına kayıtsız kalarak budalaca belirtmeyi sürdürdükleri minimum hız sınırının çok altında kalan bir grup bisikletçi. Yürüyen insanlar da vardı, genellikle sırt çantalarıyla ya da kırsal geleneklere uyarak tepeden gevşekçe birbirine bağlanmış ve gevşekçe omza atılmış iki torbayla, kadınlarsa başlarının üzerinde taşıdıkları sepetlerle yürüyorlardı. Pek çok kişi yalnız yolculuk ediyordu, ama aileler de vardı, görünüşe göre bütün üyelerinin bir arada yola çıktığı, yaşlılarını, gençlerini ve bebeklerini kucaklarında taşıyan aileler”(s;138). Bu pasajda her bir topluluğun simgelediği insan grubu göç dalgasının farklı boyutunu gözler önüne seriyor. Yağmacılığın da yer aldığı satırlar arasında mantık dışı ifadeler, okuyucuya gerçeği bir tokat gibi vuruyor. Bu pasajın son cümlesinde yaşlıların ve bebeklerin göç yolunda kucakta taşınmasına okuyucunun hiçbir itirazı olmayacağını bilen Saramago, araya gençleri de katıyor. Normal koşullarda kendi ayaklarıyla yürüyüp gidebilecek fiziksel güce sahip gençlerin, anlatıda (ailesi tarafından) kucakta taşınarak bu yolculuğu yapması pek çok ailenin bu belirsiz süreçte evlatlarını anakaradan koparmamak adına (Avrupa Birliği Üyesi Vatandaşı olmaları için) yaptıkları-yapacakları maddi manevi fedakarlıkları sergiliyor.
Bir birliğin yıldızlarından biri olmaya çalışan İberyalıların, denizde yol alırken bir ara Kuzey Amerika’ya yanaşması, okuyucuya onların ABD Eyaletlerinin yıldızlarından biri mi, yoksa Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yıldızlarından biri mi olacağı sorusunu düşündürtüyor (s;263).
İber Yarımadası’nın anakaradan ayrılıp ayrılmadığını, bu göç dalgasının tersine dönüp dönmediğini öğrenmek için heyecanla kitabın sonuna ilerleyen okuyucu için satır aralarını bir kez daha okuma gereksinimi doğuyor.


KAYNAKLAR;

1. Avrupa Birliğinin Tam Üyelik Öncesi Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e Sağladığı Finansman İmkanları ve Türkiye ile Mukayesesi. Mevlüde Şimşek. Dumlupınar Üniversitesi. Sosyal Bilimler Dergisi. Sayı:5. Haziran 2001
2. https://amp.economist.com/blighty/2013/01/22/the-stone-raft
3. https://www.altfg.com/film/jose-saramago/
4. http://cejsh.icm.edu.pl/cejsh/element/bwmeta1.element.pan-kn-yid-2012-iid-4-art-000000000002/c/02_The_Women_of_Jose_Saramago.pdf
5. https://www.britannica.com/biography/Jose-Saramago
6. Yitik Adanın Öyküsü. José Saramago. Kırmızı Kedi Yayınları. 9. Basım. 2021

Bu haber 231 defa okunmuştur

:

:

:

: