GEÇMİŞTEN BİR YAPRAK

Türkiye’nin , Atatürk’ün başkanlığında vermiş olduğu Milli Kurtuluş Savaşı , zaferle sonuçlanmış ve 7 düvel , Sakarya ve Dumlupınar’da yedikleri Türk tekmesi ile kendilerini Akdeniz’in sularında buldular .

Türkiye’nin , Atatürk’ün başkanlığında vermiş olduğu Milli Kurtuluş Savaşı , zaferle sonuçlanmış ve 7 düvel , Sakarya ve Dumlupınar’da yedikleri Türk tekmesi ile kendilerini Akdeniz’in sularında buldular .
Akabinde , Lozan Barış Konferansı , 1923’ te toplandı ve varılan anlaşma , 24 Temmuz 1924 te yürürlüğe girdi .
Anlaşma ile Atatürk Türkiye’si , tüm dünya tarafından tanınan bir Cumhuriyet oldu .
Anadolu’yu parsellemek isteyen batılı emperyalist ve kapitalistler , içlerine sindirmeseler de .
Nasıl olsa , eninde sonunda sermaye temini için , bize muhtaç olacaklar ve kapımızı çalacaklar beklentisi içine girdiler .
Bunun için , gazetelerinde , bu yönde , yazılar , makaleler yazmaya , yazdırmaya başladılar .
Bunlardan bir örnek alarak hep birlikte göz atalım ve yazımıza devam edelim .
ABD de Beyaz Sarayın sesini duyuran The Economist dergisinin , 11 Nisan 1925’ teki makalesinde .
“…Yabancı sermaye sorunu , kendilerini kısır bir döngü içinde bulan Türk liderlerini , düşündürmeye devam etmektedir . Bağımsızlığını ve Türklerin deyimiyle ‘ ulusal bütünlüğünü ‘ koruması için , ülkenin zengin doğal kaynaklarını bir an önce geliştirmesi zorunludur . Bu ise ancak yabancıların yönetsel katkısı ve mali desteği ile gerçekleşebilir . Özellikle büyük bir dış borç altına girmesi , ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması , hızlı bir üretim artışı sağlayabilir . Ancak , her şeyden önce , Cumhuriyet yönetiminin , mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir .”
Makaleyi yazdıran irade , daha bir sene geçmeden , Lozan’ı erken unutmuş veya Lozan’ı zımnen tanımadığını ima etmeye çalışmaktaydı .
O Lozan ki , Kapitülasyonların kaldırılması için verdiği mücadele , tarihe altın harflerle geçen İsmet Paşayı da unutturma ve itibarsızlaştırma gayreti değil de neydi .
Adamlar , Osmanlının verdiği imtiyazları ve kapitülasyonlardaki ayrıcalıkların tatları , damaklarında kalmış olacak ki , bu küstah yazıyı yazdılar .
Sonuç mu ?
Avuçlarını yaladılar .
Nereye kadar ?
1948’e kadar .
Missuri Zırhlısının , İstanbul’a gelişine kadar .
5 Nisan 1945 .
Bu tarih , ABD’nin Türkiye’ye adımını attığı tarih sayılıyor .
Bu ayrı bir yazı konusu .
Ama , bu zırhlı ile , ileriki yıllarda Türkiye aldatılarak , ABD’nin sözde müttefiki olur ve olan olur .
Bu , nereye kadar .
1964 Jhonson Mektubuna kadar .
Bu mektupla , Hanya da , Konya da ortaya çıkıyor .
Ve .
Kollar sıvanıyor .
Savunma sanayini , bağımsızlaştırmak için adımlar atılıyor .
Bir çok milli şirket kurulup , harıl harıl çalışmalara koyulunuyor .
Geçen gün .
Anavatan ilk kez , savaş uçağı Kaan’ı havalandırdı .
Kaan ve tüm savunma sanayindeki olumlu gelişmeler , o rezil mektupla başlamış oldu .
İkinci Ecevit Hükümetinin , Dışişleri Bakanı rahmetli Gündüz Ökçün ile , yapmış olduğum bir söyleşide . ABD’nin ve akabinde batılıların , Türkiye’ye koydukları ambargoları konuşmaya başladığımızda , bana şunu söylemişti .
“Keşke , bu mektup çok önce yazılmış olsaydı .”
Bu cümlede , çok büyük bir anlam yatmaktadır .
Jhonson Mektubu , geçen gün KAAN’ın havalanmasının , itici ve tetikleyici gücü olmuştur .
Şimdi , batılı emperyalistler , keşkeleri oynuyorlar .
Keşke bu ambargoları koymasaydık diye .
Bu haber 716 defa okunmuştur

:

:

:

: