Nefret Çağı: Filistin'de Bitmeyen Kabus ve Büyük İsrail Projesi

1947, Birleşmiş Milletler’in Filistin sorununu çözme çabalarıyla tarihe geçti. İngiltere, Filistin'deki Siyonist-Arap çatışmasının yükünü Birleşmiş Milletler'e devretti. Filistin'de Yahudi nüfusu üçte bire ulaşmış, ama toprakların sadece yüzde 6'sını kontrol ediyorlardı. Avrupa'dan kaçan yüz binlerce Yahudi'nin buraya akını, çözümü acil hale getirdi. BM, bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Araplar reddetti, Yahudiler kabul etti.

1947, Birleşmiş Milletler’in Filistin sorununu çözme çabalarıyla tarihe geçti. İngiltere, Filistin'deki Siyonist-Arap çatışmasının yükünü Birleşmiş Milletler'e devretti. Filistin'de Yahudi nüfusu üçte bire ulaşmış, ama toprakların sadece yüzde 6'sını kontrol ediyorlardı. Avrupa'dan kaçan yüz binlerce Yahudi'nin buraya akını, çözümü acil hale getirdi. BM, bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Araplar reddetti, Yahudiler kabul etti.

BM’nin bölünme planı Filistin’in yüzde 56,47'sini Yahudi devletine, yüzde 43,53'ünü Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idareye sahip olacaktı. 29 Kasım 1947'de BM Genel Kurulu’nda onaylanan bu plan, Filistinliler tarafından reddedildi ve uygulanmadı. 15 Mayıs 1948'de İsrail Devleti kuruldu. Filistinliler bu günü 'El Nakba' yani 'Felaket' olarak anarlar. O günden bugüne, Arap devletleri Filistinlilere liderlik etmek için yarıştı, ancak Filistinliler hep yalnız bırakıldı.

1964’te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Yaser Arafat’ın liderliğinde bağımsız bir direniş hareketi haline geldi. 1967'deki Altı Gün Savaşı, İsrail’in topraklarını iki katına çıkarmasıyla sonuçlandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararı, İsrail’den işgal ettiği topraklardan çekilmesini talep etti. Ancak, 500 bin Filistinli daha mülteci oldu.

1982’de İsrail, Lübnan’ı işgal etti ve Sabra ile Şatilla mülteci kamplarında yüzlerce Filistinli katledildi. Bu katliam, Ariel Şaron’un 'savaş suçlusu' olarak anılmasına neden oldu. 1987-1993 yılları arasında süren İntifada, Filistin halkının İsrail işgaline karşı kitlesel ayaklanmasıydı. Silahsız Filistinliler, taşlarla silahlı İsrail askerlerine karşı direndi ve birçok sivil hayatını kaybetti.

2014’te, İsrail Gazze’ye yönelik 51 gün süren bir saldırı başlattı. Bu saldırıda 530'u çocuk, 302'si kadın olmak üzere 2 binden fazla Filistinli katledildi. 10 binden fazla Filistinli yaralandı. İsrail tarafında ise 64 asker ve 6 sivil öldü.

2023-2024 yıllarında Gazze’de yaşanan olaylar, artık bir soykırım boyutuna ulaştı. Filistin'de yaşanan bu vahşet, insani değerlerin tamamen ayaklar altına alındığını gösteriyor. Yaşadığımız çağ, ne yazık ki, zulmün ve adaletsizliğin zirve yaptığı bir dönem. Bu çağdan etimle kemiğimle nefret ediyorum. Uluslararası toplumun bu trajediye sessiz kalması, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek.

Tüm bu olaylar, “Büyük İsrail Projesi” olarak bilinen ve İsrail’in sınırlarını genişletme amacı güden bir planın parçası olarak görülüyor. Bu proje, Nil'den Fırat'a kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor ve bu hedef doğrultusunda, İsrail’in Filistin topraklarına yönelik sürekli genişleme politikaları devreye giriyor.

Bazıları, Türkiye'nin bu meselede neden bu kadar aktif olduğunu sorgulayabilir. Ancak, Türkiye'nin Filistin'deki varlığı, tarihi ve stratejik köklerine dayanır. Türkler için Filistin, sadece bir komşu toprak değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi mirasının bir parçasıdır. Türkler için sınırlar, gönül coğrafyasının başladığı yerdir ve bu coğrafyada adaletin, barışın ve kardeşliğin hüküm sürmesi gerekir. Bu yüzden, Filistin'deki zulme sessiz kalmak, tarihe ve insanlığa ihanet etmek demektir.

Filistin’in kanayan yarası, dünya vicdanına dokunmalı ve derhal durdurulmalı. Ancak, dünya hala sessiz ve kör. Bu yaşadığımız çağ, insanoğlunun en büyük utancı olarak tarihe geçecek. Adaletin sağlanmadığı, masumların katledildiği bu dünyada, geleceğe dair umut beslemek imkansız hale geliyor. Bu kabusu sona erdirmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor!
Bu haber 193 defa okunmuştur

:

:

:

: