Özelleştimeyi haklı göstermek için bunun dünyanın ve Avrupa’nın son dönemdeki gerçeği olduğu bahanesi ortaya atılır. Aslında yanlış da değildir. Ancak ezbere özelleştirme diye bir yaklaşım Avrupa ve Dünya’da da yoktur.
Tabii ki, dünyada herşeyin bir nedeni vardır. Dolayısıyla, yapılacak özelleştirmenin de bir nedeni olmalıdır. Bu neden de özelleştirme yasasında açıkça belirtilmelidir. Başka bir ifade ile özelleştirme durumunda yasanın da uygulayıcıların da yanıtlaması gerektiği soruların başlıcaları aşağıdaki gibidir:
• Özeleştirecek olan kurumlarda devletleştirmenin gereği ortadan kalktı mı?
• Özeleştirilecek kurumlarda kamu hizmeti niteliği ne ölçüdedir?
• Yararlanılacak hizmette pozitif dışsallık veya negatif dışşallık düzeyi nedir?
• Sunulan hizmetin staretik karakteri ne ölçüdedir?
• Özelleştirmede verimlilik, etkinlik, kamu yükünün kaldırılması, rekabetin etkinleştirilmesi, müşterinin korunması, arz güvenliğinin sağlanması ve oluşacak doğal tekelin nasıl bir düzenleme ile disipline edileceği, özelleştirmede sermayenin tabana yayılıp yayılmayacağı gibi amaçlar arasında nelerin murat edildiği?
• Özelleştirme idaresinin özerkliği nasıl sağlanacaktır?
• Özelleştirmenin profesyonelliği, şeffaflığı ve hesap verebilirliği nasıl sağlanacaktır?
• Çalışanların ne ölçüde korunacaktır?
• Bağımsız düzenleme kurulu ve rekabet kurulunun özeleştirmedeki fonksiyonu ne olacaktır?
Elbette yukarıdaki soruları yanıtlayan bir yasa ve bağımsız düzenleme kurulu ile etkin bir rekabet kurulu ülkemizde bundan sonra özelleştirme olmasa dahi behemehal gereklidir. Zira, ülkemizde bugüne kadar gerçekleşmiş iletişimdeki liberalleşme, enerjide liberalleşme (AKSA), eğitimde işletme devri (DOĞA Grubu), ulaşımda özelleştirme (belediyelerde toplu taşımacılığın özele devredilmesi) ve bazı sektörlerde tekelleşme ve/veya kartelleşme ivedilikle özelleştirme yasasımı, Bağımsız Düzenleme Kurullarını, Bağımsız ve Özerk İhale Kurulu ve şimdiki gibi göstermelik olmayan Rekabet Kurulunu gerekli kılmaktadır. Bu yasa ve kurumlar olmadan bugün yaşadığımız sorunlara çözüm bulmak mümkün değildir.
Yukarıdaki çekinceleri gideren bir özelleştirme yasası ve kurumlaşma iktidar partisinden ziyade başta sendikalar olmak üzere sivil toplum ve muhalafet partilerinin talebi olmalıdır.
Özelleştirmeye karşı olup özerkleştirmeyi savunmak bazı açılardan bilimsel gerekçelerle hak verilebilecek bir argümandır. ANCAK VE ANCAK ÖZELLEŞTİRME YASASINA KARŞI OLMANIN HİÇBİR BİLİMSEL VE RASYONEL DAYANAĞI OLAMAZ. Kaldı ki, sağlıklı bir özerkleştirme modeli ortaya koymak işleyebilir bir özelleştirme yasası ve ilgili kurumlarıyla mümkün olabilir.
Yasanın kendisine karşı çıkmak yerine gündemde olan” Özelleştirme Yasa Tasarısı”na ilişkin yapıcı önerilerde bulunmak tüm ilgili tarafların asli görevi olmalıdır.. Çünkü, szökonusu yasa tasarısı yukarıda işaret ettiğim çekinceleri gidermekten ve sorulara yanıt getirmekten uzak bir yapıda olup, esasen Özelleştirme Yasası değil “ÇALIŞANLARI KORUMU YASASI”dır. Maalesef, paradoksiyel bir şekilde sendikalar da bu yasaya destek vermemektedir.
GÜNÜN SÖZLERİ:
SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ
AZA KANAAT ETMEYEN ÇOĞU HİÇ BULAMAZ