Pembesi de var beyazı da… Pembeci olanlardan mısınız; yoksa beyazcı olanlardan mı? Bence, her iki rengi de aynı lezzette.
Ne zaman herhangi bir yerde pembe rengini görsem, aklıma iki şey gelir: Birincisi, ilkokuldayken bir Ramazan Bayramı’nda nenemin bana armağan ettiği pembe, pütürlü, önden bir düğmeyle açılıp kapanan, içinde kocaman iki gözÜ bulunan, uzun saplı, yandan ya da çaprazlama takabileceğim pespembe bir çanta. İkincisi, çocukluğumdaki büyük bir sakinlik ve sabırla beklediğim ‘Güzelyurt Portakal Festivali’ gelir. Bizler, o dönemin çocukları, pamuk şekeri, dondurma gibi muhteşem lezzette olan ve yoğun şeker içeren bu tatlıları ancak ve ancak festivallerde, eski adıyla panayırlarda, yeni adıyla şenliklerde, etkinliklerde bulabilirdik.
Pamuk Şekerinin Mucidi
Diş hekimi William Morrison, ilk pamuk şekerini 1897’de John C. Warton adlı bir şekerleme makinesinin yardımıyla yaptı. Bir dişçinin dahil olmasına çok şaşırdım doğrusu. Sonuçta, şeker diş hekiminin düşmanı değil mi? Ancak, pamuk şekeri dişler için düşündüğümüz kadar kötü değil. Biraz şeker içermekle birlikte bu yiyecek, çoğunlukla havadan yapılır. Aslında pamuk şekeri, elma şekeri ve kekler gibi diğer tatlılardan daha az şeker içerir.
Panayır Sweets & Treats
Geçtiğimiz cumartesi günü, Girne, Zeytinlik köyünde kafe - restoran olarak tüm etkinliklerini, tatlarını Kıbrıs’ın her yerinden gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerine açan Villaggio Templos, muhteşem bir etkinliğe daha imza attı. Benim için unutulmaz bir gündü. Kitaplarımı sergilediğim standımın hemen önünde birdenbire pembe ipliklerin havada uçuştuğunu gördüm. O anki heyecanlı ve çocukluğuma özlem duygusunu çokça yaşattığım beden dilimi Hüseyin Umay görmüş olmalı ki geçen kısa sürede benim için bir pamuk şekeri hazırlamış. Bana onu uzattığında küçüklüğüme gittim ve festival alanında, pembeler içinde pamuk şekeri yiyen bir kızı anımsadım. Büyük bir tutkuyla pamuk şekerimi yedikten sonra bu öykünün aslını duymak için pamuk şekerlerinin her değişik türünü hazırlayıp çocuk – yetişkin demeden tüm halka bu ürünleri sunan sevgili Gülsen ve Hüseyin Umay çiftinin yanına gittim. Öyküyü sevgili Hüseyin’den dinledim:
1963’ten Bugüne
“Bizimkilerin pamuk şekeri hikayesi, 1963 yılında dedem Hüseyin Kral tarafından başladı. 1963 yılında Larnaka’da dedem ve babamın gittikleri panayırlarda çektirdikleri fotoğraflar, bana bugün geldiğimiz noktayı daha da anlatıyor. Dedem, üç erkek, dört kız çocuğunu pamuk şekeri, panayırcılık ve ticaret yaparak büyüttü. Dedem, pamuk şeker makinesini 1963 yılında bir Ermeni’den satın alarak başladı ve böylelikle ilk Kıbrıslı Türk pamuk şekercisi olarak bilindi. 1963 yılından sonra adanın her yerinde, buna Karpaz da dahil, kimi zaman amcalarımla; kimi zaman babamla panayırlarda pamuk şekeri satışı yaptılar. İlerleyen yıllarda dede mesleğini babam (İbrahim Umay) devraldı ve ona yardımcı olarak abim ve ben panayırlarda bulunduk. Artık, eski panayırlar kalmadığı için her şey marketteki raflarda bulunabildiğinden mesleğin farklı bir vizyona ihtiyacı olduğunu düşündük ve bu mesleğin unutulmaması adına kendimizi sorumlu hissettik. Dolayısıyla, panayırların yerini modern festivaller aldığı için son iki yıldır eşim (Gülsen Umay) ve ben bu işi daha farklı bir konsepte sürdürüp aynı zamanda eskiden olduğu gibi makineyle birlikte çocukların raflarda gördüğü pamuk şekerinin nasıl yapıldığını göstermekteyiz. Makinede pamuk şekeri yapımını gören çocukların yüzlerindeki ifadeyi görmek bizleri daha da mutlu etmektedir.”
Eski kültürümüzü yaşadığımız döneme göre yenileyip bu kültürü unutturmamak adına her adımı atmalıyız.