Benim hanaydan bakınca, paralel sokakta oturan Necmettin (Kaya) Hocaların avlusu görünürdü. Gülizar Bacım, Necmettin Hocanın karısıydı. Her ikisi de Kulu'nun yerli ailelerindendi. Bacım Ahmet ULUDAĞ'ın kızıydı, Necmettin Bey de KAYA ailesindendi. Bacımı çok severdim. Görgülü, bilgili ve çok neşeliydi. Gülünce yanaklarında gamzesi çukurlaşırdı. Bana çok iyi bir abla olmuştu. Yaz kış okuldan çıkarken hemen Necmettin Bey seslenirdi. ' Ayşe Bacı, hele dinlen de bize yemeğe gel, bacın seni bekliyor.' derdi. Hafta sonlarında Ankara’ya gitmemişsem soluğu Bacımın ailesi Uludağ’larda alırdık. Ahmet amca çok güler yüzlü, yardımsever ve oldukça çağdaş bir insandı. Çarşıdaki dükkanından ne almak istesek bize “ Aylıkları alınca getirirsiniz kızlar!” derdi. Çok cömert ve misafirperverdi. Eşi Aslım teyze, neşeli, şakacı, dünya tatlısı bir insandı… Ahmet amca ile atışmalarına bayılırdık. Kızları Hatice, Aynur, Menekşe ; oğulları ( büyük oğlunun adı aklımda DEĞİL ) ve Ömer öğrencimizdi. Hepsi çok saygılı, sevgi dolu çocuklardı. Hatice liseyi bitirince İşbankasına memur olarak girmişti. Onunla ne büyük gurur duymuştuk. Çarşı esnafı biz öğretmenlere çok hürmet ederdi. Kimseden bir saygısızlık görmedim. Buna fırsat da vermedim zaten. Galiba dışarda FAZLA CİDDİ duran bir tavrım vardı. Herkese mesafeli davranırdım. Öğrencilerim hariç.. Onlara sevgimi göstermeye bayılırdım. Kızların saçlarını, yakalarını düzeltir; erkeklerin başlarını okşamayı severdim. Cafer Baran sarı kafaydı. Yaramazdı da…Kısacık saçlı, traşlı başını okşar, güya kızardım. Taner Yıldız’ın da yemyeşil gözleri aklımda kalmış. Bizim zamanımızda şiddetten sayılmayan kulak çekmem vardı. Çok normal sayılırdı. Necmettin Kaya’nın uyarısıyla ondan da vazgeçtim. İsveç’te yaşayan Taner Yıldız, kulak çekişimi unutmayanlardan… Necmettin Kaya, doğma büyüme Kululuydu. Yerini bu kadar çok seven birini daha görmedim. Buraya gelen öğretmenler, köy gibi diye burayı beğenmezler; hemen bir torpil bulup sıvışırlardı. Gelenler gitmesin diye Necmettin Hoca her türlü sıkıntılarına koşardı. Ne dertleri varsa çözerdi. Her zaman da güleryüzlüydü. Zaman zaman çocuklara bağırıp kızdığı olurdu ama sebebini de anlatırdı. Onlar ADAM olsunlar istiyordu. Sadece beni değil okuldaki tüm kadın öğretmenleri sık sık evine toplayıp götürürdü. Bacım kocaman tepsilerde kek, börek yapar. Bitmeyen sohbetlerde demli çaylar içilirdi. Sonra evlerimize dağılırdık. Bacımın üç oğlu vardı. Murat, Levent ve Bülent… Murat Stockholm’da gelip beni gördü. Çocukken de sakin, akıllı ve uslu bir çocuktu. Yine ağırbaşlı, beyefendi.. Levent sarı baştı. Cin gibiydi. O ödevlerini yaparken yardım ederdim. Şimdi doktor. Bülent de en küçüktü, bacıma çok benzerdi. Tombul yanaklıydı. Hepimiz ona “ BİLETÇİK” derdik. Kahkahası çok güzeldi. Şimdi başarılı bir Sosyal Hizmet Uzmanı… Kitapları var. Necmettin Hoca hepimizin evini yakın yakın bulur, bizi o evlere yerleştirirdi. Bizim mahalle Camikebir Mahallesiydi galiba… Sanki Öğretmenler Sitesi gibi… Evde doğru dürüst yemek pişirdiğimi hatırlamam. Kulu'daki hayatımda yol göstericim, akıl hocam, yolumu aydınlatanım olmuşlardı. Her sözlerini kulağıma küpe yapmıştım. Aklımın ermediği, bilmediğim her şeyi onlara danıştım, onlardan fikir aldım. Kulu’dan ayrıldıktan yıllar sonra büyük oğlum Barçın, Ankara’da üniversiteye başlayınca ( 1992) fırsat bu fırsat deyip Kulu’ya mutlaka gidiyordum. İlk çaldığım kapı yine Necmettin Kaya’nın kapısıydı. Orası bana hep açıktı zaten. Kaldığım bir iki gün bitmeyen sohbetlerimiz olur, uykumuz gelse de direnir, konuşurduk. Ardından mutlaka ev sahibim HAMURCU ailesini ziyaret ederdim. Okulu görür, çarşıyı şöyle bir dolanırdım. Bir gün yine Ankara’dayken Gülizar Bacımın ölüm haberini aldım. Gün boyu hıçkıra hıçkıra ağladım. Gözümün yaşını siliyor, biraz duruluyordum. Sonra onunla ilgili bir ayrıntı aklıma düşüyor, yine ağlamaya başlıyordum. Oğlum eve geldiğinde ömründe ilk kez benim bu kadar ağladığımı gördü. Ne yapacağını şaşırdı oğlum. Bu durumda oraya gidemezdim. Gitmedim de… Aradan kaç yıl geçti bilmem. Bir defa gittim. Başsağlığı dilemek için. Galiba Ömer gelip aldı beni. ( O da öğretmen olmuştu. Okuluna, evine ve Gülizar Bacımın evine gittik. O anki duygularımı tarif edemem… Sessizce kabullenişti belki ama bir daha o evi, bahçeyi, cennet bile olsa göremeyeceğimi anladım. Bir daha da gitmedim. Gitmeye kalkışmadım bile… Çok sevdiğiniz insanların kaybı, içinizin derinliklerinde KOR GİBİ yanıyor. ( O yıllarda pek fotoğraf çekme şansımız yoktu. Belleğimde o kadar çok fotoğrafı var ki!)