İSVEÇ'TE ÜÇÜNCÜ GÜNÜM

( 15 Eylül 2022 cuma)

( 15 Eylül 2022 cuma)

Hayatımızın programlanması bana göre çok önemlidir. Önceden verilen kararlar bize zamanı çok doğru kullanmayı getirir. Bu sayede hem daha çok yer görür hem de bilgimizin doğru yönde beslenmesini sağlarız.
İsveç ve Stockholm gezim de sevgili öğrencilerimi hatırlamanın yanı sıra ; onların nefes aldığı, hayatlarını sürdürdüğü yaşam alanlarını görmek, onlara neler kattığını anlamak amacını güdüyordu.
Bir gece önce sevgili Neşe Fagnel'le konuştuk. Üçüncü günümü onunla geçirmeye karar verdik.
NEŞE FAGNEL'le TANIŞMA
Bizim tanışmamız facebook aracılığı ile oldu. Şöyle dokuz yıl kadar önce. Ancak ilk adımı hangimizin attığını anımsamıyorum. Önemli de değil zaten. Arkadaş olduk, sayfalarımızı gözden geçirmeye başladık.
Derken Neşe'den uzunca bir mesaj geldi.
Sosyal aktivitelerinin birinde konuşmacı olarak kürsüde benden söz açar. İletişimin DÜNYA İNSANINI nasıl buluşturduğundan söz ederken beni örnek verir. ' Güzel yürekler, dünyanın öbür ucunda bile olsanız, gelir sizi bulur...' der.
Salondakiler Kıbrıs denince adımı sorarlar. Adımı duyan eller havaya kalkar ve ' Benim öğretmenimdi... Benim de ... Benim de ...' sesleri salonu doldurur. Neşeciğim çok şaşırır.
O günkü toplantıda, önceden tanıdığı Taner YILDIZ’ın da öğretmeni olduğumu bu vesileyle öğrenmiş olur.
Bunu bana yazdığında nasıl sevindim anlatamam. Evet, benim öğrencilerimin babaları o yıllarda İsveç'te çalışıyorlardı. Her biri ortaokulu ya da liseyi bitiren kızını ya da oğlunu hemen yanlarına alıyorlardı. Şimdi anlıyorum ki çok iyi etmişler.
Daha sonra Neşeciğimle İzmir'de buluştuk. Birkaç yıl önceydi. İnsan isterse olmazları oldurur.
İzmir’de KIBATEK ( KIBRIS Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu) etkinliğim vardı.
Aylardan temmuz olabilir. Öncesinde haberleşmiştik. İsveç'ten tatile geldi. Aslen İzmirliydi zaten. O gün feribottan indiğinde sarılmamız muhteşemdi. Her ikimiz de başımızdaki hasır şapkalarla İKİZ gibiydik. Sanki biz zaten yıllardır tanışıyorduk.
BİRLİKTE STOCKHOLM TURU / GAMLA STAN ( Eski Şehir )
Öğrencim Eser - Ali Demirörs çiftinin evlerindeyim. Eser, erkenden okuluna gitmiş. Masayı bir güzel donatmış. Ali de her sabah olduğu gibi benden önce uyanmış. Hiç ses çıkarmadan sabah kahvaltımızı elleriyle hazırlıyor. Mutfak mis gibi çay kokuyor. Sıcacık poğaçalar, börekler ve kızarmış ekmekler...
Giyinip çıkıyoruz. Eser, yolumuzun üstünde. Ona günaydın demeden geçmiyoruz. O bizi dört gözle bekliyor.
Metro ile Gamla Stan'a gidiyoruz. Onlar Neşe ile geceden istasyonun hemen çıkışındaki kafede buluşmak için anlaşmışlardı zaten. On beş yirmi dakika sonra oradayız.
Neşeciğim bizi bekliyor. Nasıl sarılıyoruz birbirimize… Ali beni ona emanet ediyor, akşamüstü dört gibi dönme planımızı konuşup ayrılıyoruz.
Yılları birkaç saate sığdırmak hiç de kolay DEĞİL!
GAMLA STAN ( Eski Şehir)
Stockholm şehrinin ilk kurulduğu zamanlardaki bölümü… Avrupa’nın pek çok şehrinde görüldüğü gibi bir isimlendirme… Tarihi yapıların, tarihi dokunun özenle korunduğu bölgesi…
Bambaşka bir dünya…
En az yüz yıllık / yüz elli yıllık binaları seyretmek, taşlarına sinmiş tarihi koklamak…
Yüksek binaların gölgelediği daracık sokaklar… Hediyelik eşya dükkanlarını, antikacıları gezmek…
SARAY ve PARLAMENTO binası da kocaman meydanın dört bir yanını kaplamış…
Buraya gelip de SARAY Müzesini gezmemek olmaz…
Nese Fägnell’le içeri dalıyoruz. Müzenin bulunduğu yer aslında SARAYIN MAHZENİ imiş… O günleri anımsatan görüntüler ve heykeller…
Neşeciğim, açıklama yazılarını okuyup çeviriyor ben de objeleri, halıları, miğferleri yakından inceleme fırsatı buluyorum.
Tarihin derinliklerine gömülmek hoşumuza gidiyor. Kral ARMALARINI inceliyoruz… Altın ve gümüş ipliklerle işlenmiş 400- 500 yıl önceye ait eserler…
Sarayın / yapılan eklemelerle/ zamanla ne kadar değiştiğini gösteren kısa filmi izliyoruz.
Ardından dar sokaklara dalıp beğendiğimiz minik bir lokantada ( PANEM )pizza yiyoruz…
Bu arada arasıra yağmur çiseliyor, ardından güneş açıyor. Yanımızda şemsiyemiz bile yok! Biraz ıslanıyoruz… Bu bile keyfimizi bozamıyor.
Ne çok şey biriktirmişiz. Paylaşacak ne çok haber ve olay var… Bilseniz…
En güzeli de NEŞECİĞİM’in resme başlaması…
Her güzel zaman gibi saatler su gibi akıyor… Veda vakti geliyor…
Keşke gelmese…
Metro durağına dönüyoruz. Ali bizi bekliyor.
Bu akşam Ali - Eser çiftinin kızları Dilara, eşi ve oğlu Mateo ile yemek yiyeceğiz...
Dilaramız bir sağlık kurumunda araştırmacı… Öyle sıcacık, candan bir kız ki; anne ve babasının da gözbebeği elbette...
Son derece modern ve sıcacık bir evde sanki aileden biri gibi karşılanıyorum. Mateo ona getirdiğim el yapması bez oyuncağına bayılıyor. Gamla Stan’da bir oyuncak mağazasından Neşeciğimle seçtik.
Harika bir sofrada sanki yıllardır hep birlikteymişçesine yemek yiyoruz, şaraplarımızı içiyoruz. Mükemmel bir kutlama oluyor.
Eve mutluluk ve huzurla dönüyoruz.
Saygı ve sevgiyle…
Ayşe TURAL

Bu haber 3949 defa okunmuştur

:

:

:

: