Dünyanın tüm KADINLARINA
acılardan,
savaşlardan,
yokluklardan
uzak
ZAMANLAR diliyorum.
TEMELDEKİ KÖLELİK
İnsanı elinden geldiğince CAHİL ve ŞAŞKIN bırak ki kolaylıkla kandırabilesin. Eğer bir tür APTALLIK yaratmak istiyorsan- ki bu politikacı ve din adamları için ön koşuldur- o zaman en iyisi insanın AŞKI ÖZGÜRCE yaşamasını YASAKLAMAKTIR.
Aşık olmayınca insan ZEKASI azalır. Bunu hiç izlemedin mi? Aşık olduğunda tüm kapasitelerin doruğa ulaşır. Bir an evvel gayet RUHSUZ şekilde dururken aniden hayatının kadını ile karşılaşıyorsun ve içinden müthiş bir coşku yükseliyor; her yerin ALEV alıyor. İnsanlar aşık olduklarında maksimum performans sergilerler. Aşık olmadığında minimum düzeyde iş görürler.
En akıllı insanlar cinselliği en gelişmiş olanlardır. Bunu iyi anlamak lazım, çünkü aşk enerjisi temelde zekadır. Eğer sevemezsen içine kapanırsın; dışa akamazsın.
Aşıkken insan akar gider. Aşıkken insan öylesine kendine güvenir ki yıldızlara dokunabileceğini hisseder. O yüzden SEVGİLİ insanın en büyük ilham kaynağıdır...
(Aşk, Özgürlük, Tekbaşınalık/ OSHO)
BİZ
insanı deli eder bakışların
baştan çıkarır kokun
ellerinin sıcaklığına
çözülür düğmeleri duyguların...
bir ben olurum
bir sen
biz oluruz ansızın...
Ayşe TURAL
HAYATIN RENGİ
Hayat, her yönüyle bir renktir aslında… Sevinçler için sarılar, pembeler, morlar, yeşiller; sıkıntılı zamanlar içinse: kan kırmızılar, kahverengiler, karalar, griler…
Hayatı olduğu gibi kabul ettikçe daha az yoruluruz, daha az üzülürüz gibi geliyor bana…
Gün içinde karşılaştığımız olayları olabildiğince doğal karşılamak ve çözümler üretmek. Yaşam okulunda sınıfta kalmamak için yapabileceğimiz en doğru yol sanki…
Gününüzü sevgiyle yaşayın...
BİR HİKAYEYİ YAŞAMAK
hayata ve kaybetmelere karşın
ıskalamalarına
ve yan çizmelerine aldırmadan
bu hikayeyi ben yaşadım...
bir hikayeyi yaşamak
cesaret ve
yürek ister bayım...
tutkularımı da
arayışların çağrısını da
yüreğimin rotası yaptım hep...
kaybetmelere dayanmaz sanırdım
turuncu hikayeler...
“ kimse
hiç kimseye
kolay kolay bir aşkı vermez' derler
kimi buluşmaları
inadına
unutmak istemez yürek...
hepten gitmek
mümkün mü bir gün
yaşanan hikayelerden...
olsun
bu hikayeyi ben yaşadım
hiç pişman değilim...
Ayşe TURAL
KADINIM BEN
Kadın olmaktan, anne olmaktan, öğretmen olmaktan duyduğum sonsuz haz ve gurur duygularımı sizlerle paylaşmak isterim. Dünya düzeninde, farklı coğrafyalarda alabildiğine farklı değerlendirilen KADIN OLGUSU, yüzlerce yıldır tartışılmış; tartışılmaya da devam edeceğe benzer…
Biz kadınları en çok üzen nokta da, toplumda İNSAN olarak istediğimiz değerde yerimizi alamamaktır. Genel anlamda her bireyin sahip olduğu noktalarda, erkeklerle EŞİT olarak haklarımızı kullanabilmek… Ne fazla, ne eksik…
Yasalarla bazı şeylerin belirlenmesi ne yazık ki – bizim gibi geri kalmış toplumlarda- uygulamada yeterli olmuyor. Sosyal baskılar, toplum baskısı, eş baskısı, aile baskısı, hatta iş yerinde patron ya da amir baskısı…
Saydıklarım için sabah haberlerini dinlemeniz yeterli… Sadece bir saatinizi ayırsanız anlarsınız.
Toplum sanki cinnet geçiriyor sanırsınız. Biz nerede hata yapıyoruz? Yetiştirdiğimiz oğullarımız gün geliyor, adeta canavara dönüşüyor.
EĞİTİM işlevini yitirdi mi? Biz ailede neleri anlatamıyoruz, nasıl kötü rol modellerle bu hale düşüyoruz?
Gitgide CEHALET sanki daha fazla yakamıza yapışıyor.
Bildiklerimizi umursamıyoruz, BENCİL, KÜSTAH ve SALDIRGAN davranmayı marifet sayıyoruz…
( Böyle olmayanlar, kendilerini bu halkanın dışına koysunlar ve alınmasınlar… )
Acaba medyanın olumsuz örnekleri saatlerce, günlerce tekrarı da zaten YARIM AKILLILAR’ın işine mi geliyor?
Hani derler ya aklı olmayanlar, olumsuzlukları örnek alır.
Beni endişelendiren gün geçtikçe artan sayılarda olayların tırmanması… Birileri (sosyolog, psikolog, toplumbilimci…) çıkıp toplumun kanayan bu yarasına, kangren olmadan çare üretmezse vay halimize…
SEN OLMASAN
bu evrenin ŞİİRİNDE,
güzelliğinde bir şeyler EKSİK kalır.
Bir ŞARKI,
bir NOTA,
bir BOŞLUK olur;
hiç kimse SANA bunu söylemedi...
OSHO
HOŞÇA KAL ERIK AĞACI
bebeklerimi
dallarına astım
iyi uyut erik ağacı...
çiçeklerin
çocuk hayallerimde kaldı
gölgesinde ortancalar...
çığlıklarımı geri ver
ne olursun!
saklambaçlarım
kovuklarında saklı..
ben artık büyümüşüm
oyunlarım sende kaldı
sen de artık çürümüşsün
hoşça kal, erik ağacı...
Ayşe TURAL
KIBRIS'IM GÜZEL ADA’M
Bir ülke neden, nasıl bu kadar sevilir…
İnanın hiçbir fikrim yok… Bazı duygular, çok içten gelir ve biz onun neden’ini, niçin’ini sorgulamayız bile…
Aslında biraz “ Neden aşık oluruz?”a benzedi değil mi? Duygular, mantığa vurulduğunda yavanlaşır ya hani… Aynen öyle…
1975 yılının eylül ayında bu topraklara ayak bastığım zaman, büyük bir ciddiyetle yüreğimden söz vermiştim: “ Bu toprakları yurt edineceğim, nefes alacağım, suyunu içeceğim bu yerleri ve insanını ÇOK SEVECEĞİM “ diye…
Sözümde de durdum. Benimsedim, hoş gördüm, emek verdim… Pırıl pırıl gençler yetiştirdim yıllarca…Bunların sonucunda da gerçekten hep huzurlu ve hep mutlu oldum.
Kokusunu sevdim. İnsanını, börtü böceğini sevdim…
Yaseminini, cemilelerini ( begonvil), orkidesini sevdim. Kuş cıvıltılarını, cırcır böceklerini sevdim.
Yazını, kışını sevdim. En çok da bitmeyen baharlarını sevdim…
Bana “ Dünyanın cenneti burası “ deyip bir yer gösterseler “ Benim cennetim KIBRIS…” derim… Başka yer istemem…
Denizini, yeşilini, Mesaryanın sarısını, güneşin en yakıcı anını bile sevdim…
Her insan dünyanın neresinde olursa olsun, gittiği toprağı, insanını, kentini kendininmiş gibi benimseyip sevmeli…
Korumalı mesela…
Temiz tutmalı…
Yasa ve kurallarına uymalı…
Topluma saygı duymalı…
Sevmeli hem de çok sevmeli…
Öyle ki gözü gibi korumalı…
Bunu yaparken yapmayanları da uyarmalı…
Aslında biz gittiğimiz yerlere KENDİMİZİ götürürüz…
Duygularımızı, düşüncelerimizi, hayallerimizi…
Oraya kök saldıkça da yeni yerine alışan bir AĞAÇ gibi, büyürüz, güzelleşiriz…
KADIN
Yılma
Sakın vazgeçme
Gözlerin gibi gönlün
Hep uzakları hedeflesin...
Bil ki sen
Gücünle
Becerinle
Sabrınla
Her şeyin en güzeline layıksın...
Zamana diren
O seni yıkmaya çalışsa da
Ulu çınarlar gibi es
Gölgende yeni fidanlar yetişsin...
Bil ki sen
Mangal yüreğinle
Vazgeçilmezsin....
Ayşe TURAL
TIPKI BİR BOKSÖR GİBİ
Yaşımız ilerledikçe büyüklerimizden duyduklarımız daha bir hatırlanır olur... Belki de onların yaşlarını yaşamaya başlamışızdır da ondan...
' Anın getirdiğini bir ömür getirmez...' derler.
Başımıza gelenler her zaman tatlı ve hoş şeyler olmayabilir... Sevdiklerimizin kaybı, ayrılıklar, iş hayatımızın tepe takla olması, hayal kırıklıklarımız, beklentilerimizin gerçekleşmemesi gibi...
Ya da pandemide geçen iki yıl gibi… Etkileri yıllarca geçmeyecek DEPREM gibi…
Her şeye karşın bunlar, hayatın sonu değildir. Katlanması, dayanılması ve üstesinden gelinmesi elbette ZORdur.. Ne var ki HAYAT devam eder...
Dünyanın sonu gibi davranmayın.
Kendinizi bırakmayın.
Toparlanın bakalım.
Unutmayın!
Başkalarının size ihtiyacı var.
İnsan hep üzüntüde kalırsa düşünmeyi unutur.
Acılar gelir geçer ve geçecek de…
Çünkü hayat devam ediyor.
Böyle davranmak, hayattan kopmak size yaramaz, haydi İŞ BAŞINA…
Ne yapıyorsanız ona DEVAM…
HEPİMİZ
Gücümüzü toplayıp / tıpkı suratının ortasına kocaman yumruk yemiş boksör gibi / yeniden ayağa kalkmalı ve hayata sımsıkı sarılmalıyız...
Sağlık, huzur ve mutluluk dolu hafta sonlarınız olsun…