DERVİŞE & MEHMET KONAĞI ( guesthouse) / APLIÇ

Pırıl pırıl güneşli bir gün... Lefke'ye, hurmalar diyarına adım adım yaklaşıyoruz. Cumhuriyet Bayramı iki gün sonra; her taraf bayraklarla süslenmiş. Hazırlıklar yapılıyor. Lefke, ülkenin batısında olabildiğince bakir kalabilmiş, narenciye bahçeleriyle, hurmalarıyla ve bakır madeni ile gözde bir bölge...

Pırıl pırıl güneşli bir gün... Lefke'ye, hurmalar diyarına adım adım yaklaşıyoruz. Cumhuriyet Bayramı iki gün sonra; her taraf bayraklarla süslenmiş. Hazırlıklar yapılıyor. Lefke, ülkenin batısında olabildiğince bakir kalabilmiş, narenciye bahçeleriyle, hurmalarıyla ve bakır madeni ile gözde bir bölge...

Yeşillikler arasından, kıvrıla büküle daracık sokaklardan Aplıç'a doğru tırmanıyoruz... Neredeyse geldik diyoruz. Her taraf yemyeşil... Mis gibi çiçek kokuları... Arıların vızıltısı, uçuşan kelebekler... Derken yolun sağında rengarenk cemilelerle sarmaş dolaş, tepeye yaslanmış harika bir konağın önünde duruyoruz. Park işaretine bakarak yukarıdaki geniş park alanına çıkıyoruz. Arabadan her çıkan bu güzellik ve manzara karşısında şaşkın... Karşı tepeler ve aşağılar tam bir yeşil deniz... Mağrur duruşlarıyla hurma ağaçları birer efsane...

Buraya yeniden hayat veren Nilgün ve Soner Ersen çifti ( Birsen ablanın en küçük kardeşi) bizi park alanında karşılıyorlar. Soner Bey tanınmış mimarlarımızdan… Hani zarif insanlar ilk bakışta anlaşılır ya onlar da aynen öyle... Misafirlerini sevgiyle bekleyen ev sahipleri sanki...

Burası Birsen ablanın baba ocağı... Onunla annesinin sağlığında bir çok kez buraya geldim. Konağın eski halini de biliyorum. Şimdi son derece modern bir yapı... Eski güzelliğine dokunulmadan bir biblo gibi tasarlanmış, en ince ayrıntısına kadar aslına sadık kalınmış olağanüstü bir yer... Sanki üst kat merdivenlerinden eteklerini sürüyerek bir gelin aşağı iniverecek gibi...

Hemen ana girişte sevgili öğrencim heykeltraş Sevcan Çerkez'in yarattığı Dervişe Hanım ve Mehmet Beyin mutlulukla aydınlanmış yüzleri size ' Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!' der gibi. Az sonra Dervişe teyze bir koşu size mutfaktan CEVİZ MACUNU
getirmeye hazırlanıyor sanki...

Kapıların ferforje eski model demirleri, ahşap trabzanlar, oymalı dolap kapakları, camlı duvar dolaplarında antika parçalar, seyfol üzerinde / biz neler gördük dercesine/ ışıldayan sarı kocaman gaz lambaları... Her köşe, her oda başlıbaşına bir müze gibi...

Odalarda beyaz cibinlikle süslü demir karyolalar, pencerelerde örme perdeler... Yüksek, oymalı tavanlar... Bir köşede yüzü yenilenmiş ama “ben neler bilirim” edasıyla sizi davet eden yarım asırlık koltuk... Bahçenin yeşili camlardan içeriyi doldurmuş sanki...

Kocaman bahçe küçük alanlarla kahve köşeleri, yemek alanı, havuz başı gibi alabildiğine çiçekler ve rengarenk açmış tropikal ağaçlarla bezeli... Duvarda eski bir kurnadan yine antika bir kazana keyifli şırıltılarla akan su...

Mutfak, antika görünümünü sevimli ve pırıl pırıl son derece modern, kullanışlı eşyalarla tamamlamış. Elbette örme, hasır sandalyeler sizi bekliyor.

Önce bir yorgunluk kahvesi ikram ediyorlar. Kocaman şemsiyenin altındaki köşede... Etrafı incelemekten, aman bakın burası ne kadar hoş demekten başka bir şey söyleyemiyorsunuz. Adeta botanik bahçesi... Ne çok ve çeşitli çiçek... Bir köşede nilüfer havuzu... Su sümbülleriyle dolu...

Birimiz başlıyor söze, diğerimiz tamamlıyor. Nilgün Hanım ve eşi Soner Bey, gerçekten çok iyi ev sahipliği yapıyorlar. Biz otururken yüzme havuzunun yanına masalar yerleştirliyor. Çalışanları da tıpkı kendileri gibi güler yüzlü ve pırıl pırıl insanlar... Hele içlerinde biri var ki cıvıl cıvıl yerinde duramıyor... Ona ATEŞ Hanım diyorum. Etrafımızda pervane gibi dönüyor.

Dokuma örtülerle süslü kocaman uzun bir masaya kuruluyoruz. Mönüyü biz önceden seçtik bildirdik. Önden gelen mezelerde yok yok... salata, humus, yeşil- siyah zeytinler, havuçlu, yoğurtlu bir sürü minik tabaklar ve kızarmış ekmekler v.s. atıştırırken buğusu tüten fırın kebabı tabaklarımız önümüze geliyor. Gülüş cümbüş yiyoruz. ALTIN KIZLARın sohbeti bitmez zaten.

Yemeğimiz biterken önümüze meyveler, macunlar sıralanıyor. Birer kahve daha içiyoruz. Rehavet çöküyor. Şurada şezlongların üstünde biraz kestirmek hiç fena olmaz deyip gülüşüyoruz. Bu defa gelirsek bir gece kalalım diye konuşuyoruz. Neden olmasın?

Yavaş yavaş toplarlanıyoruz. Her köşe bucağı tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Bu güzelliklere daha doymadık ki! İstemeyerek vedalaşıyoruz arabalarımıza binerek Aplıç'tan Dervişe & Mehmet konağından ayrılıyoruz...

Konakta kalabilmeniz için internet üzerinden bağlantı kurup odalarınızı alıyorsunuz. Biz gittiğimizde GEZİCİ SİNEMA grubu tüm odaları doldurmuştu Böyle bir yerde kalmanın tadı damakta kalır mutlaka...

Yaşayanlara ve yaşatanlara Tanrı uzun ömürler versin.

Ayşe TURAL
Arkadaşlarım:
Ayşe Şenay Barçın, Suna Bozalp, Gülçin Bardak, Birsen Dağseven, Ünsal Aziz
Bu haber 2508 defa okunmuştur

:

:

:

: