DERİN SUSKUNLUKLAR DERİN ACILARDAN KAYNAKLANIR

Yapay Zeka bu konuda yazdıklarım için şöyle diyor:

Yapay Zeka bu konuda yazdıklarım için şöyle diyor:

Ayşe Tural'ın 'suskunluk' temalı sözleri genellikle derin duyguları, toplumsal eleştirileri ve hayata dair içsel hesaplaşmaları yansıtır; bu sözler arasında 'Yüzümde ışıyan mutluluklar istiyorum, isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara olsun' gibi istekler, hayatın içinden samimi teslimiyet vurguları bulunur, genellikle şiirsel ve güçlü metaforlar kullanır.

Bu söz, mutluluk ve isteklerin somutlaştırılmasını, hayata karşı daha aktif ve coşkulu bir duruşu teşvik ederken, karşılık bulamayanların durumunu eleştiren güçlü bir ifadedir.

Suskunluk, onun eserlerinde dış dünyaya karşı bir duruş, derin düşüncelerin dışa vurumu olarak karşımıza çıkar; genellikle bir bekleyişi, bir dileği veya bir isyanı ifade eder.

Genel Yaklaşım:
Ayşe Tural'ın şiirlerinde ve sözlerinde suskunluk, sessiz bir güç, derin bir analiz ve hayatın karmaşıklığına karşı geliştirilen bir duruş olarak görülebilir, genellikle özgürlük, samimiyet ve hakikat arayışını barındırır.

YAPAY ZEKA
teşekkürler…
Ben bile yazdıklarımı bu kadar güzel tanımlayamazdım.
Son kitabımın en başına bunu yerleştireceğim.
*******
ARI KUŞUM
arı kuşum, mor kelebeğim
gölgeler döken erguvanım
döne döne hatırla çocukluğunu...

hatırla ki
temizlensin gülüşlerin
nisan yağmurları
yıkasın yüreğini...

sevgiye, saygıya
dostluğa ada kendini...

Ayşe TURAL

ŞİMDİ SUSMA ZAMANI

Ne zaman derin derin susarız, içimize döneriz?

Acılarımızla başedemediğimiz anlarda…

Saklanırız…
Karanlıklara sığınırız.
Gözyaşlarımızı kimse görmesin,
kimse hıçkırıklarımızı duymasın isteriz.

Bu suskunluk
Bu saklanma
Bu derinliklere dalma
ruhumuzun yaralarını sarar.

Kimi insan kalabalıklara karışıp kaybolmak ister,
kimisi de benim gibi bir köşeye çekilir.

Geçecek biliyorum, sadece zamana ihtiyacım var.

KENDİME Mİ GEÇ KALDIM
YOKSA SANA MI?

binlerce sorunun içinde
yanıt arıyorum
çıkmaz sokaklarında aşkın…

bakışlarınla çakılıveriyorum olduğum yere
bin bilinmezli denklemler misali…

çarpıyor
bölüyor
çıkarıyor
topluyor
yaralı kalbim…

haydi söyle
ben sana mı geç kaldım
yoksa kendime mi?

Ayşe TURAL

KIŞ GELİNCE ÜŞÜRÜZ YA ASLINDA YÜREKLERİMİZ ISINIR...

Kışı severim, çünkü üşüyen herkes birbirine sokulma, sarılma ihtiyacı duyar tıpkı penguenler gibi...

Bu mevsimde evdekiler, mutfakta toplanır genellikle... Aile bireyleri mis gibi çayın ya da çorbanın kokusuna gelir... Kızarmış ekmek kokusu... Hellimler, zeytinler kızartılır ocakta... Herkes hep bir ağızdan bağıra çağıra konuşur...

Üşüdükçe yakınlaşırız... Kimse alıp başını odasına çekilmez... Sıcacık bir mutfak mutluluğu yaşanır...

Tatil sabahlarıysa istikamet anne- babanın yatağıdır... Oğlunuz, kızınız yorganın bir ucunu kaldırıp yanınıza sokuluverir... Uyku kokan başını omzunuza dayayıp uykuya devam eder...

Aslında sevginin kokusunu almaya gelmiştir. Bir babaya sarılır bir anneye... Bu zamanların kıymetini bilin...

Çocuklarınız büyüyüp sizden uzaklara taşınınca, onların da çocukları olunca size bu anılarla avunmak kalır yalnızca...

Olsun...
Böyle güzel anıları biriktirmek mutluluğuna ermişseniz daha ne istersiniz ki?

Güzel bir gün diliyorum ısınmış yüreklerinize...

SEN/ SİZ VAKTİ
bu gece
bir sen/siz vakti
köhnemiş teknelerden
daha yorgun ruhum
ay tutulmalarında...

sana kapalı sokaklarımda
kör bir sevda dolanır
ayaklarıma...
binbilinmezli denklemlerimi
ben bile çözemem...

bir sen/siz vakti
delicesine yakar yüreğimi
vargit başımın belası
derin uykulara hasretim...
senin yüzünden
sen/sizliğim
bilesin...

Ayşe TURAL

BU GİDİŞE KİM DUR DİYECEK?

Hafta sonu... Akşam saatleri... Hava kararmış, trafik çok yoğun. Az önce dinen yağmur sonrası yol ıslak, kaygan... Arabamı dikkatli sürüyorum.

Nöbetçi eczaneye gidiyorum. Girne merkezde. Belediye meydanına yaklaşıyorum. Solda park edip ilacımı alabilirim. Kocaman otobüsü geçiyorum. Yirmi otuz kişilik bir öğrenci grubu kaldırımda bekleşiyor...

Ne var acaba dememe kalmadan iki adım ötemde dört gencin yumruk, tekme, tokat birbirlerine girişerek yerlerde yuvarlandığını görüyorum. Arabanın altına girmeleri işten değil...

Kornaya basıyorum hiç elimi kaldırmadan... Kimse ayırmaya kalkmıyor.. Sadece bakıyorlar... Birileri polisi aramıştır, neredeyse görünür diye aklımdan geçiriyorum.

Böyle durumlarda, karışmamak en doğrusu elbette...
Varsın yesinler birbirini...

Horozlar gibi dövüşecekler sokak ortasında hem de hiç utanmadan...

Adam gibi konuşup tartışmayı beceremeyecekler.

Ayırmaya kalkan olursa belki de silah ya da bıçak çekecekler...
Belli mi olur!

Memleket ne hale geldi. Yürekler acısı... Eskiden on beş yirmi yıl önce üniversite içinde gruplar çatıştı, diye duyardık, çok ender...

Artık her şey sokağa döküldü...
Kırk yıldır yaşadığım ülkemi de insanlarımı da tanımaz oldum.

Sokakta dolaşanların hiçbiri benim insanım değil çünkü...
Maşallah toplama kampı gibiyiz. “ Sorma gir hanı “ nasıl olsa...

Saygısızlık diz boyu...
Günlük konuşmaların içinde bile küfürün bini bir para...

Ağzının suyunu akıta akıta mini etekli kızların peşinden giden, bıyık buran erkek müsveddeleri...

Vah!
Benim kadersiz memleketim...
Bu aşağılanmayı hiç hak etmiyorsun...

Bu gidişe kim DUR diyecek?

BAHARINA GÜNAYDIN

şimdi
bütün kulaçlarım
yüreğimin denizine
kendi adına
ayakizleri biriktirme...

yalnız olmak da ne
çok yalnız olmak mı
kalabalıklar içinde...

sevmeyi sevmek mi sence
zamanın dişlilerinde
izdüşümü sevdanın
nedense hep sancılı...

geçmişin tozunu silkele hele
geleceğin sofrasına
kurulmaya hazır mısın?

istersen
şimdinin sancılarına
sana ön koltuktan
tek kişilik bir yer ayırabilirim...

ne yazık ki
'karşılığı olmayan aşklar' filmine
biletimiz bitti
üzgünüz...

harfsiz yazılar mı sende kalan
solan yapraklarını
ayıkla da gel istersen
yeni sevmelerin
baharına GÜNAYDIN...

Ayşe TURAL

ÖDÜM KOPUYOR DA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

Toplumlar, gençleriyle geleceğe güvenle bakabilir ancak...

Sanırım bu yüzden bizler, Atatürk'ün gençleri lise, üniversite yıllarında psikoloji, sosyoloji, mantık ve felsefe dersleri gördük, hem de yıllarca...

Yine bu kitaplarda kendimizi tanıdık. Toplumun nabzını tutmayı öğrendik. Toplum psikolojisi, ergen ve çocuk psikolojileri öğretildi... Toplum kalkınması konusunda kurslara katıldık...

Her fırsatta, diğer ülkelere göre GENÇ nüfusumuzun çok sayıda olduğu coğrafya ve sosyal bilgiler derslerinde istatistiklerle gösterildi...

Keşke dünya ülkelerinin gözüne sokmasaydık...

Ne mi oldu? Önce İŞÇİ göçü başlatıldı: Almanya, Fransa, İsveç Avusturya gibi... Oralarda bir kuşak ziyan oldu ikinci sınıf vatandaş olarak diz çöktürüldü... Onların çocukları oralarda entegre edildi... Pek azı kendini kurtarabildi...

Ardından CAHİLİYE dönemine zorla sokulduk. Eğitimin her dalı budandı, kuşa çevrildi...

Bilgisizlik, görgüsüzlük, saygısızlık, saldırganlık, vurma, kırma hatta İNSAN öldürme modası, külhanbey konuşmaları baştacı edildi...

Bilgisayar oyunlarıyla ÖLDÜRME taktikleri öğretildi... Gruplar halinde saldırma planlarının yolları beyinlere yerleştirildi..

Sonuç...
Ortada...
Gençler hedef tahtası...
En acısı, gençler gençleri öldürüyor...
O yönelttikleri silahlar KAN kusuyor...
Her gün ölen sayısı daha çoğalıyor...

Gözlerini hırs bürümüş.
Bir gün KARDEŞlerini öldürdüklerini anladıklarında uyanacaklar ama ÇOK GEÇ olacak diye ÖDÜM KOPUYOR...

Ayşe TURAL / 2018’deki bir yazım.

Sevgiyle hepinize mutlu hafta sonları diliyorum.
Bu haber 62 defa okunmuştur

:

:

:

: