Akademisyen Doç. Dr. Erdi Şafak, Ada TV’de Aslıhan Ünver’in sorularını yanıtladı.
Ada TV’de uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk perspektifinden Venezuela’daki gelişmeleri değerlendiren Doç. Dr. Şafak, yaşanan sürecin küresel güvenlik mimarisinde ciddi bir kırılmaya işaret ettiğini söyledi.
Venezuela’daki gelişmelerin tek başına ele alınamayacağını vurgulayan Şafak, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Gazze krizi, İran’daki gelişmeler ve Çin-Tayvan gerilimiyle birlikte okunması gerektiğini belirtti. Bu başlıkların doğrudan ya da dolaylı biçimde birbirini etkilediğini ifade eden Şafak, küresel sistemde yeni bir döneme girildiğini kaydetti.
ABD’nin Maduro yönetimine yönelik gerçekleştirdiği harekâtın kamuoyuna açıklanan gerekçelerine de değinen Doç. Dr. Şafak, resmi söylemin iki ana başlıkta toplandığını aktardı. Bunlardan ilkinin Venezuela’dan ABD’ye yönelik göç hareketleri olduğunu belirten Şafak, Amerikan yetkililerin bu göçü ciddi bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünü söyledi. Maduro yönetiminin göçü engellemediği, hatta bilinçli biçimde teşvik ettiği yönünde iddialar bulunduğunu ifade eden Şafak, göç edenler arasında akıl hastanelerinde yatan kişiler ile cezaevinde bulunan ya da cezaevinden çıkmış bireylerin yer aldığına dair iddiaların da gündeme getirildiğini hatırlattı.
İkinci gerekçenin ise Maduro’nun uyuşturucu kartelleriyle ilişkileri olduğunu dile getiren Şafak, ABD’ye yönelik uyuşturucu sevkiyatının engellenmediği, hatta bu sürecin teşvik edildiği yönünde iddialar bulunduğunu söyledi. Bazı kartellerin terör örgütü ilan edilmesinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Ancak bu gerekçelerin ötesinde meselenin çok daha derin bir boyutu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Şafak, Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkeler arasında ilk üçte yer aldığını vurguladı. Venezuela’nın Suudi Arabistan ve İran’la birlikte küresel enerji denkleminde kritik bir konumda bulunduğunu belirten Şafak, ülkenin doğal gazda dünyada sekizinci sırada olduğunu, ayrıca altın, nadir elementler ve diğer madenler açısından son derece zengin olduğunu söyledi.
Enerji ihtiyacı olan devletler için Venezuela’nın “bulunmaz bir nimet” olduğunu ifade eden Şafak, özellikle küresel hegemon güç olarak tanımlanan Amerika Birleşik Devletleri açısından bu kaynakların hayati önemde olduğuna dikkat çekti. Bu durumu dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarının açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Şafak, harekâttan kısa süre sonra Trump’ın yaptığı açıklamaların uluslararası kamuoyunda şok etkisi yarattığını hatırlattı.
Trump’ın, “Venezuela’yı Amerika Birleşik Devletleri yönetecek. Petrolü biz çıkaracağız. Amerikalı şirketler çıkaracak, dünyaya biz satacağız” sözlerine dikkat çeken Şafak, bir devlet başkanının başka bir ülke hakkında bu şekilde konuşmasının son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Bu yaklaşımın fiilen bir devlete kayyum atanması anlamına geldiğini belirten Doç. Dr. Şafak, egemen bir devletin adeta bir şirket gibi devralındığını ifade etti.
Kimlerin tutuklanacağına, kimlerin gözaltına alınacağına ve kaynakların kim tarafından çıkarılıp satılacağına dışarıdan karar verildiğini vurgulayan Şafak, bunun uluslararası hukukun temel ilkeleriyle açıkça çeliştiğini kaydetti.
Son olarak Trump’ın açıklamalarının yalnızca Venezuela’ya yönelik bir müdahale olmadığını söyleyen Doç. Dr. Erdi Şafak, bu sözlerin küresel sistemde “güçlünün hukukunun” dayatıldığı, doğal kaynakların açıkça paylaşım konusu haline getirildiği yeni bir dönemin ilanı niteliği taşıdığını ifade etti.