Seçim değil siyasette sorumluluk zamanı!

Dünya diken üstünde. Orta Doğu’da yükselen tansiyon, özellikle İran merkezli gerilimle birlikte bölgeyi adeta bir barut fıçısına çevirmiş durumda. Küresel dengeler sarsılıyor. Savaş ihtimali artık uzak bir senaryo değil; ekonomik, siyasi ve askeri kırılganlıklar her geçen gün daha da derinleşiyor.

Dünya diken üstünde. Orta Doğu’da yükselen tansiyon, özellikle İran merkezli gerilimle birlikte bölgeyi adeta bir barut fıçısına çevirmiş durumda. Küresel dengeler sarsılıyor. Savaş ihtimali artık uzak bir senaryo değil; ekonomik, siyasi ve askeri kırılganlıklar her geçen gün daha da derinleşiyor.
Bir yanda ABD’nin kendi öncülüğünde kurulan NATO’dan ayrılmayı dahi tartıştığı bir süreç yaşanıyor. Bu söylem bile başlı başına küresel güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteriyor. NATO şemsiyesi olmadan ne yapacağını sorgulayan Avrupa, kendi ordusunu kurma arayışında. Bu tablo, Soğuk Savaş sonrası oluşan düzenin artık sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Ekonomiye baktığımızda manzara daha da karanlık.
Dünya ekonomisi ciddi bir resesyonun eşiğinde. Enflasyon birçok ülkede kontrol altına alınmaya çalışılıyor, büyüme oranları düşüyor, borçlanma maliyetleri artıyor.
Türkiye’de enflasyonla mücadele sürerken, kemer sıkma politikaları toplumun geniş kesimlerini zorluyor.
Kıbrıs’a geldiğimizde ise tablo daha çarpıcı. Kuzey Kıbrıs’ta hayat pahalılığı artık günlük hayatın en yakıcı gerçeği. Elektrik, gıda, kira, akaryakıt… İnsanlar ay sonunu getiremiyor. Alım gücü her geçen gün eriyor. Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor, gençler gelecek umudunu yitiriyor.
Böylesi bir küresel ve yerel kriz ortamında biz neyi tartışıyoruz?
Seçimi.
Muhalefet erken seçim çağrısı yapıyor, iktidar seçim takvimini hesaplıyor. Sanki sandık kurulunca sihirli bir değnek değecek ve tüm sorunlar çözülecekmiş gibi bir hava yaratılıyor. Oysa asıl sorulması gereken soru şu: Seçim olursa ne değişecek?
Yüksek enflasyon nasıl düşürülecek? Hayat pahalılığı hangi somut politikalarla geriletilecek? Kamu maliyesindeki açık hangi kaynakla kapatılacak?
Mayıs ayından itibaren hükümetin borçlanma kapasitesinin dahi kalmayacağı ifade ediliyor. Eğer devletin mali alanı daralmışsa, haziran ayında göreve gelecek yeni bir hükümet hangi imkânla borçlanacak? Uluslararası piyasalardan mı? Hangi güven endeksiyle, hangi kredi notuyla, hangi programla?
Bugün ihtiyaç duyulan şey seçim atmosferi değil; ortak akıldır. İktidar da muhalefet de bu sorumluluğu taşımak zorundadır. Dünya savaş ve ekonomik daralma tehdidi altındayken, bizim lüksümüz siyasi polemik değildir. Ülke yönetiminde sorumluluk makamında olan herkes gerçeği görmek zorundadır: Sandık tek başına çözüm değildir.
Çözüm; şeffaflıkta, hesap verebilirlikte, üretim ekonomisine geçişte ve topluma güven verecek bir yönetim anlayışındadır.
Bugün siyaset kurumu tarihî bir sınavla karşı karşıyadır. Günü kurtarmakla bu sorunlar çözülemez. Bizden söylemesi...
Bu haber 38 defa okunmuştur

:

:

:

: