Ada TV’ye konuk olan Girne Amerikan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson İran’a yönelik saldırıyı ve olası gelişmeleri yorumladı.
Girne Amerikan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson, İran’ın “büyük bir güvenlik açığı” sorunu yaşadığını, ülke yönetiminin siyasi ve askeri kanadının en yüksek temsilcilerinin hızlı, kesin hamleler ile bertaraf edilmesinin başka bir izahı olamayacağı değerlendirmesinde bulundu.
Ada TV’de Aslıhan Ünver’in sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Gürson, uluslararası hukuk kurallarının tersine devlet başkanlarının, hatta aileleriyle birlikte olacak düzeyde gerçekleştirilen suikast türevlerinin, İran halkının iradesi veya bağımsızlığı anlamında, haysiyet yaralayıcı olduğunu savunarak; “Rejim tartışması ayrıdır. İran’ın geleceğine yalnız İran halkı karar verebilir, İran; İran Halkınındır! Bu vesileyle, başka ulusların bu iradeyi yok etmeye olan tutkularını ve sivil yaşamın değersizleşmesini kınıyorum.” ifadelerini kullandı.
Gürson; “Büyük Güçlerin İran Planı” adlı kitabında öngörüldüğü şekilde bir gelişmeler zincirini gözlemlediğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz yıl, birinci perde olarak ta görülebilecek ABD- İsrail vuruşlarının ardından, İran’ın özellikle İsrail’e yönelik füze atışları ile drone saldırıları aracılığıyla cevap verdiğini, bunun İran’daki nükleer tesislere önemli zararlar vermekle birlikte, karşılıklı bir ateş teatisi sonrasında yatışmış gibi göründüğünü söyleyebiliriz.
Hizbullah, Suriye ve İran’ı bir arada algılamak gerekmektedir. Hatırlayınız, bu zamanlama sıralı olmuştur, ilk saldırı Hizbullah yöneticilerine taşıdıkları çağrı cihazları üzerinden yapılmıştı. Burada, İran’ın çok büyük bir güvenlik açığı sorunu ile karşı karşıya olduğunun tüm emareleri ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz süreçte; Başta Türkiye’nin olmak üzere, bir takım arabulucu gayretlerin olmasına karşın, ABD’nin bölgeye askeri yığınağı da elbette biliniyordu. Bu yığınak, son ‘Körfez Savaşı’ndaki yığınağın yaklaşık olarak, beş katına da denk geliyordu. Bu bize, saldırının nihai olarak yapılacağını da anlatmaktaydı. Yıllardır, İran’ın izlediği dış politika, bölge ülkeleri nezdinde kendini yalnızlaştırmıştır. Bu sonuç; Etkisini güçlendirebilmek adına, bölgesel ‘vekil aktörleri’ örgütleyip, silahlandırıp kullanma eğiliminin haddini zorlaması ile olmuştur. Bu sonun geldiği de belli olmuştu.”
“ANA HEDEF; ÇİN”
Nükleer faaliyetleri kısıtlama, rejim değişikliği gibi dillendirilen etkenlerin bir perdeleme mahiyeti de olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gürson, “Ana hedef, Çin’in ambargo altındaki İran’dan, ucuz maliyetle enerji kaynaklarına ulaşmasına mümkün olduğunca set çekmektir, hatta önlemektir. İdeolojik olarak çökmüş İran’ın; Rejime karşı olanlar, olmayanlar şeklinde çok keskin bir ayrılık yaşadığını da görüyoruz, bir kısım bayram yaparken diğer kısım matem halinde, böyle bir halk savaşamaz. Petrol sevkiyatının daralması, fiyatının artması gibi sonuçların gölgesinde, buradan ‘bir üçüncü dünya savaşı da’ çıkmaz! Çünkü, bu bölgede müslümanlar yaşar, ve batılılar için bu endişelenecek bir durum da değildir. Sadece, jeopolitik bir kırılmaya şahit oluyoruz. Savaşın, ne kadar süreceği sorusunun cevabı; İran’ın füze veya drone lojistiğine bağlıdır. Derinliği olan bir ülke, Suriye’nin beş katı büyüklüğünde, orada da bir ‘Colani’ bulmaları gerekecektir. ABD, Hürmüz Boğazı’nı bir şekilde açık tutacaktır. Bu savaşın diğer bir anlamı da; CIA- Pentagon ve Siyonizm arasındaki güç dengesine yönelik olarak şekillenir. Sonunda ABD, bölge güvenliğini arzu ettiği halde kendince “güvenilir” bölge ülkelerine emanet edip, gider. Ankara’da bu denklem içindedir.” şeklinde konuştu.