Kıbrıs’ta iki devlete doğru

Doğu Akdeniz’de taşlar yeniden yerinden oynuyor. Enerji rekabeti, güvenlik kaygıları ve bölgesel ittifaklar Kıbrıs meselesini bir kez daha uluslararası gündemin merkezine taşıdı.

Doğu Akdeniz’de taşlar yeniden yerinden oynuyor. Enerji rekabeti, güvenlik kaygıları ve bölgesel ittifaklar Kıbrıs meselesini bir kez daha uluslararası gündemin merkezine taşıdı.
Özellikle son dönemde Rum kamuoyunda yükselen “İsrail’in işgali altındayız” söylemi, Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki ilişkilerin ulaştığı noktaya dair ciddi bir tartışmanın başladığını gösteriyor.
İsrail basınında yer alan analizler de bu tartışmayı farklı bir boyuta taşıyor. Bazı yorumlarda Kıbrıs’ın İsrail açısından yalnızca bir komşu ülke değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüldüğü vurgulanıyor.
Bu değerlendirmelerde Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlığını güçlendirdiği, hatta F-16 uçaklarını adaya konuşlandırarak bölgeyi kalıcı bir askeri üs haline getirmeyi hedeflediği iddiaları dile getiriliyor.
Bu analizlerde dikkat çeken bir başka ifade ise şu: “Eğer Ankara Kuzey Kıbrıs’ı daha fazla militarize etmeyi seçerse, haritanın bugünkü haliyle “donmuş” kalacağı varsayılmamalı.”
Yorumlarda İsrail’in gelecekte olası bir senaryoda Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte hareket edebileceği ileri sürülüyor.
Bu tür değerlendirmeler aslında Doğu Akdeniz’de giderek netleşen bir jeopolitik tabloyu ortaya koyuyor. Son yıllarda Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında askeri ve enerji alanlarında kurulan üçlü iş birlikleri artık sıradan diplomatik temasların ötesine geçmiş durumda. Ortak tatbikatlar, enerji projeleri ve savunma anlaşmaları bu ittifakın kalıcı bir stratejik eksene dönüştüğünü gösteriyor.
Rum kamuoyunda zaman zaman yükselen rahatsızlık ise bu yakınlaşmanın yarattığı bağımlılık hissiyle ilgili. Özellikle İsrail’in güvenlik ve enerji projelerinde artan etkisi, Güney Kıbrıs’ın stratejik kararlarında ne kadar bağımsız hareket edebildiği sorusunu gündeme getiriyor.
Buna karşılık Türkiye cephesinde ise Kuzey Kıbrıs’ın güvenliği ve statüsü Ankara açısından vazgeçilmez bir başlık olmaya devam ediyor. Türkiye’nin askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ve bölgesel dengeler düşünüldüğünde Ankara’nın Kıbrıs’taki konumunu zayıflatacak bir senaryoya kolayca izin vermesi beklenmiyor.
Bu nedenle İsrail’in Türkiye’yi doğrudan karşısına alacak bir strateji izlemesi de kolay görünmüyor. Ancak bölgedeki güç dengeleri giderek iki ayrı eksene doğru şekilleniyor: Kuzeyde Türkiye’nin güçlü olduğu bir yapı, güneyde ise İsrail ve Yunanistan ile yakın çalışan bir Kıbrıs Cumhuriyeti.
Belki de bu nedenle Kıbrıs meselesinde yıllardır konuşulan ama uluslararası diplomasi tarafından uzun süre mesafeyle yaklaşılan iki devletli çözüm fikri artık daha fazla tartışılır hale geliyor. Sahadaki gerçeklik uzun zamandır fiilen iki ayrı siyasi yapının varlığına işaret ediyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yeni bir müzakere süreci başlarsa, bunun geçmişteki federasyon temelli görüşmelerden oldukça farklı bir çerçevede şekillenmesi sürpriz olmayacaktır. Bölünmüş bir Kıbrıs’ın kalıcı bir gerçeklik haline geldiği ve tarafların bu gerçeklik üzerinden yeni bir denge arayacağı bir dönem kapıda olabilir. Bizden söylemesi…
Bu haber 58 defa okunmuştur

:

:

:

: