Netanyahu ağzındaki baklayı sonunda çıkardı

Doğu Akdeniz’de enerji satrancı yeniden kurulurken, son açıklamalar buzdağının görünen kısmını biraz daha netleştiriyor. Benjamin Netanyahu’nun Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gerilimi gerekçe göstererek alternatif enerji rotalarından söz etmesi, aslında uzun süredir perde arkasında şekillenen bir stratejinin açık ifadesi niteliğinde.

Doğu Akdeniz’de enerji satrancı yeniden kurulurken, son açıklamalar buzdağının görünen kısmını biraz daha netleştiriyor. Benjamin Netanyahu’nun Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gerilimi gerekçe göstererek alternatif enerji rotalarından söz etmesi, aslında uzun süredir perde arkasında şekillenen bir stratejinin açık ifadesi niteliğinde.
Netanyahu’nun dile getirdiği “Arap Yarımadası üzerinden İsrail’e uzanacak ve oradan Batı’ya taşınacak petrol hatları” fikri, yalnızca teknik bir enerji projesi değildir.
Bu, küresel enerji akışını yeniden yönlendirme ve kontrol etme iddiasıdır. Kısacası, enerji güvenliği söylemi altında jeopolitik güç tahkimi hedeflenmektedir.
Bu noktada Doğu Akdeniz’de yıllardır gündemde olan EastMed (İsrail–Güney Kıbrıs–Yunanistan hattı) yeniden anlam kazanıyor. Ekonomik fizibilitesi uzun süredir tartışmalı olan bu projenin neden siyasi düzeyde bu kadar ısrarla savunulduğu da böylece daha net okunabiliyor. Yani mesele kâr değil; mesele hat üzerinde kimin söz sahibi olacağı.
Burada asıl dikkat çekici olan, Türkiye’nin yıllardır üstlendiği “enerji koridoru” rolünün hedef alınmasıdır. Doğudan gelen kaynakları Batı’ya taşıyan en güvenli ve ekonomik güzergâh olma özelliği, Türkiye’ye yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir ağırlık kazandırmıştır.
Netanyahu’nun mesajının bir diğer adresi ise Avrupa Birliği’dir. AB, bugüne kadar maliyet ve teknik zorluklar nedeniyle Doğu Akdeniz hattına mesafeli durdu.
Ancak İsrail’in yeni söylemi, “maliyeti Arap dünyasına yükleyerek” bu projeyi cazip hale getirme çabası olarak okunabilir. Yani Avrupa’ya verilen örtük mesaj şudur: “Enerji güvenliğinizi ben sağlayabilirim, yeter ki siyasi desteği verin.”
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Enerji projeleri artık yalnızca ekonomik fizibiliteyle değerlendirilmiyor. Savaşlar, krizler ve bölgesel gerilimler; enerji hatlarını, limanları ve geçiş noktalarını doğrudan jeopolitik mücadele alanına dönüştürüyor.
Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmelerin sonucu, sadece sahadaki askeri dengeleri değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in enerji haritasını da yeniden çizecek.
İsrail askeri olarak Türkiye ile baş edemeyeceğini bildiği için enerji köprüsü olma işlevini elinden almaya çabalıyor.
Elbette burada Yunanistan ve Güney Kıbrıs sadece maşa olarak kullanılıyor. Komşularımız Rum ve Yunan halkları bu gerçeği görmeli.
Çünkü hem Güney Kıbrıs hem de Atina, ABD İsrail ikilisinin elinde oyuncak olmuş durumda.
Arap dünyasına bugüne kadar hep “Biz sizi koruruz” mesajı veren ABD’nin bunu yapamadığını İran savaşında net olarak gördük. Güney Kıbrıs’ta günün sonunda ne ABD’nin, ne İsrail’in korumasıyla gerçekten güvende olamayacağını anlamalı. Bizden söylemesi…
Bu haber 25 defa okunmuştur

:

:

:

: